fbpx Mamak Havadis

ÖRNEK/EFSANE POLİTİKACI ...

Yıl 2002. Türk Milletinin değerleriyle bütünleşmiş bir lider daha gökten bir yıldız gibi kayar. Anlaşılacağı üzere Türk ve Dünya Politika Tarihinin, gelmiş geçmiş en iyi hatiplerinden yetmedi adını Türk siyasal tarihine altın harflerle yazdırmış, bilinçli bir “Özgürlük ve hukuk savaşçısı”, taa 1950’lilerden itibaren “Basın özgürlüğü” ve “Yargı bağımsızlığı” için “Kuvvetler birliği” ni değil “Kuvvetler ayrılığı”nı savunan, büyük devlet adamı İsmet İnönü’nün “Bizim Delioğlan’ı, Efsane başbakan Adnan Menderes’in Orta Anadolu bozkırının “Delikurdu”, halkın “Anadolu Fırtınası”  ismini taktığı anlı şanlı namlı Osman Bülükbaşı vefat eder. TBMM’nde yapılan tören ve Kocatepe Camisinde kılınan cenaze namazından sonra Tarihi Asri Mezarlıkta defnedilir. 

Birkaç gün taziye kabullerinden sonra kıldıkları kavli karar üzerine müsait ortam oluşunca, evlatları annelerine sorarlar “Anne artık konuşabiliriz. Yeri doldurulamayacak babamız bizleri büyük bir üzüntüye gark ederek emr-i hak oldu. Veraset işlemleri için mecburi yasal sürecimiz var, onu yerine getirmemiz gerekiyor. Dağılmadan bu arada onu da halledelim bitsin. Bunun için bir daha gel git olmasın. Şimdi babamızın neyi var neyi yok, önce onu öğrenelim anne?” diye sorarlar.

Mediha Hanım, Cumhuriyet kadını asaletiyle eşi sayın Bölükbaşının hapis yatmaya, yapılan bin bir hakaretlere, engellere, işkencelere kadar maceralı hayatına ortak olma göğüslemede en ufak bir bıkkınlık göstermeyen, soğukkanlı ve büyük bir tevazu içerisinde cevabı şu olur ;

“Çocuklar, bilirsiniz babanız dünya malına tamah etmeyen gözü tok bir adamdı. Yitirdiğine yerinmeyen kazandığına sevinmeyen gönlü gani bir insandı. Yunus felsefesini hazmetmiş bir adam gibi adamdı. Hafızasındaki binlerce şiirden Yunus’un şu beytini hep tekrar ederdi ‘Mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi/Malda yalan mülkte yalan, var birazda sen oyalan’. 

Babanız benimle para/pul, emlak/arsa gibi meseleleri hiç konuşmadı. Bende onu incitmemek için hiç söz konusu etmedim, hizmette kusur etmedim. Bana hep “Sen benim başımın tacı gönlümüm ilaç” ısın derdi.

Allaha karşı olan görevlerinde Allah’ın sonsuz rahmetine olan güveni tamdı. Allah’ın huzuruna affı olmayan “Kul hakkı”yla gitmemeye son derece dikkatli kamil bir Müslümandı. Ben bu hususta kefilim. 24 Ayar Reşat altını gibi kalbi vardı. Hiç kimseye kin beslemezdi. Ben razıyım Allah’ta ondan razı olur inşallah.

Atatürk’ün ‘Söz konusu vattansa gerisi teferruattır’ ilkesine sonuna kadar bağlı bu hususta hemen celallenir hiçbir engel engel tanımazdı.

Mala mülke paraya sıra gelince bunun hiç mevzusunu yapmazdı. Neyi var neyi yok emin olun bilmiyorum. Evlatların ‘Anne evde tapu vesaire gibi hiçbir şey yok mu?’ soruna anne ‘İşte ev işte siz yavrum. Dibi köşeyi arayın belki bir şey bulursunuz?’ cevabını verir”.

Nitekim ararlar tararlar hiçbir belge bulamazlar. Sonunda Tapu Kadastro Genel Müdürlüğüne başvurmaya karar verirler. Yazılan dilekçede babaları üzerine kayıtlı mal varlığı olup olmadığını sorarlar. Dilekçeye gelen cevabi yazı çok manidardır. Esasen bu cevabi yazıyı çerçeveletip her eve asmak gerekir. Cevap şöyledir:

SAYIN DENİZ BÖLÜKBAŞI BEYEFENDİYE

ANKARA

Verdiğiniz dilekçe üzerine Genel Müdürlüğümüzce yapılan incelemeler sonucunda görülmüştür ki tüm Türkiye Coğrafyası babanıza aittir.

Bazı insanlar/vatandaşlar vardır ki -örneğin devlet idaresine “İslam Tarihi” nde zengin girip fakir çıkmış dört halifeden bilhassa “Hazreti Ömer ile halktan Ebuzer” misali, “Türk Tarihi”nde ise “Mustafa Kemal Atatürk, Mehmet Akif Ersoy” gibi-, üzerlerinde dünya malı/varideti yoktur ama bütün bir ülke onlara aittir. İşte muhterem pederinizde bu nacizanelerden birisidir. Malumunuz “Dünya iyilerin yüzü suyu hürmetine ayakta duruyor” vecizesi bu meşrepteki zat-ı muhteremlere atfen söylenmiştir.

Bahusus yapılan arama taramalarda muhterem babanız cennet mekân Osman Bölükbaşı adına kayıtlı tapu vesaireye rastlanılmamıştır.

Bilgilerinize saygı ile rica ederim. 

                                                                                     Genel Müdür

OSMAN BÖLÜKBAŞI’YA ATFEN ANLATILAN 

YÜZLERCE FIKRA/ESPRİLERDEN SADECE ÜÇ ADET:

ERKEK MİSİN SEN BE!...

         1- TBMM kürsüsünde ülke sorunlarıyla ilgili konuşmaktadır. Fincancı katırlarını ürkütmüş olacak ki aşağıdan bir milletvekili laf atar “Erkek misin sen be!”. Bölükbaşı soğukkanlı bir şekilde “Ben erkekliğimin zekâtını verseydim sen bile erkek olurdun… Bu kürsüden yakışık almaz, sana ikinci cevabımı meclis kulisinde çayını ısmarladığımda vereceğim ” cevabını verir. Nitekim kuliste muhabbeti ve ilişkileri herkesçe bilinen ünlü Türk Sanat Müziği sanatçısı Behiye Aksoy’dan bahisle “Benim erkekliğimi git Behiye Hanımdan sor” demiş. 

2-İsmet İnönü’yle İstanbul Ankara uçak yolculuğunda İnönü’n bir torunu yanındadır. İnönü yakınında oturan Bölükbaşına takılmak için torununa “Yavrum Osman amcana git deki ‘Bana para ve uçaktan aşağı atayım bulan insanlar sevinsinler” der. Çocuk gider ister. Bölükbaşı bu, laf altında kalır mı “Yavrum en iyisi dedeni atalım bütün millet sevisin, olmaz mı” cevabını yapıştırır. Verir ama yine çocuğun eline epey para sıkıştırır.

          3-Bölükbaşı’nın Ankara Kızılay meydanında büyük ve önemli bir mitingi vardır. Bir ara devasa kalabalığın kendisini dinlemediğini fark ettiğinde hemen bir taktik değiştirerek “Aziz dinleyicilerim durun size ’Eşeğin Gölgesi Hikayesi’ni anlatacağım der ve anlatmaya başlar: Zamanın birinde yazın çok sıcak bir günde, birisi eşeği ile diğeri yaya iki arkadaş yolculuğa çıkarlar. Yolda yaya olan parası karşılığında eşeği kiralayarak binmeye başlar. Ovanın ortasında yorulunca gölgeli bir yer ararlar bir türlü bulamazlar. O anda eşeğin kiracısının aklına bir cinlik gelir. Derki ‘ben buldum arkadaş, eşeğin gölgesi, orada gölgeleneceğim ’. Eşeğin sahibi ise ‘Ben eşeği kiraya verdim gölgesini değil, orası benim hakkım’ diye diretir. ‘Sahibi der benim hakkım, kiracısı der benim hakkım iddiası başlar’, der ve Bölükbaşı konuşmasını tam burada keser. Halk aşağıdan bağırmaya başlar “Ne oldu, ne oldu, eşeğin gölgesi ne oldu?” diye. İşte tam burada Bölükbaşı taşı gediğine koyar ‘Eeeyyy benim güzel yurdumun güzel insanları; sabahtan beri size HAK, HUKUK, ADALET’ ten bahsediyorum yetmedi EKONOMİK, KÜLTÜREL VE SOSYAL SORUNLAR’ dan bahsediyorum bunları dinlemiyorsunuz da, eşeğin gölgesini mi merak ediyorsunuz? Bir hoşsunuz vallahi…”. 

      Rivayet olunur ki bu fıkradan sonra halk tekrar pür dikkat yine dinlemeye koyulur.

Emekli Öğretmen Ayhan ŞAHİN