fbpx 12 EYLÜL'ÜN 40. YILINDA TÜRKİYE'NİN GÖRÜNÜ MÜ! | Mamak Havadis

12 EYLÜL'ÜN 40. YILINDA TÜRKİYE'NİN GÖRÜNÜ MÜ!

Uluslararası sermaye 20. Yüzyılın son çeğreğinde, hayata geçirdiği neo liberal (yeni liberal) program çerçevesinde ülkeler arasında görev paylaşımına gitti. Bu nedenle, sermaye hareketlerinde ulusal sınırlar önemini kaybetti. Uluslararsu sermayenin ülkeden ülkeye geçişinde, 19. yüzyılın sonlarında başlayan süreçte özellikle 20. yüzyılın ilk yarısında, geliştirilen, ulusal üretimi koruyucu, ekonomik ve hukuki tedbirler yok edildi. Bu çerçevede yüksek gümrük duvarları ortadan kaldırılırken, sermaye hareketlerini sınırlayan iç yargı mekanizmaları yok edildi ve yerlerine uluslararası sermayenin çıkarlarını koruyan uluslararsı tahkim mekanizmaları getirildi. Buna birde, tek tek ülkelerde, devlet gücü kullanılmak suretiyle, hatta içinde Tükiye'ninde olduğu birçok ülkede, yaptırlan askeri darbelerle, yükselmekte olan, işçi sınıfının, sınıf sendikacılığı temelli örgütlenmesi ile üretici köylünün kooperatif tipi örgütlenmesinin, baskı altına alınmaları ve dağıtılmaları da eklenince, uluslararası sermayenin yeni liberal ekonomik programı dünya çapında uygulamaya kondu. Yaşadığımız ülke Türkiye'de bu programın hayata geçirildiği ülkelerdendi. Nitekim, Türkiye'de 24 Ocak 1980 tarihinde ilan edilen ekonomik program ile bu programın yol temizliği için, ABD'de planlanan ve 40. yılında halen etkileri devam eden, 12 Eylül faşist darbesi yeni liberal programın hayata geçirmenin önemli adımlarıydılar.

Türkiye'de ne mi oldu? İşte olanlar!

Evet, 24 Ocak 1980 kararları, uluslararası sermayenin rol paylaşımına uygun bir ekonomik dönüşümü beraberinde getirdi. Böylece Planlı, devlet müdahalesine açık ekonomik model tasfiye edildi ve yerine, yeni liberal model getirildi. Bu modelin temel amacı, ülkeyi kuralsız ve denetimsiz serbest piyasa yapılanması ile uluslararası sermayenin sınırsız sömürüsüne açmaktı. Ancak bunu demokratik ortamda hayata geçirmek mümkün olmadığından, 12 Eylül darbesi yapıldı ve programın uygulanmasına engel çıkaracak yapılar tasfiye edildi. DİSK ile bağlı sendikaların faaliyetleri askıya alındı. Mal varlıklarına el kondu. Yöneticileri işyeri temsilcileri, aktif üyeleri tutuklandı. Sol sosyalist, parti, dernek ve yapılanmalar yasaklandı, onbinlerce insan işkencelerden geçirilip, cezaevlerine dolduruldu. Yeni Liberal programın yol temizliği için, yapılan darbe yönetimi bunu yaparken, insanlık dışı yol ve yöntemlere başvurmakta sakınca görmedi. 24 Ocak yeni liberal ekonomik programın mimarı Turgut Özal'ın, ekonomiden sorumlu Başbakan yardımcısı olarak atanmasıda bunun kanıtıydı.

Tüm baskı ve zulüm uygulamaları neticesi, toplum sindirilerek ve uluslararası sermayenin, yeni rol paylaşımında Türkiye'ye biçtiği role uygun bir toplumsal yapı oluşturuldu. Bunun sonucu, Türkiye, 24 Ocak 1980 ekonomik programı ile başlayan ve darbenin yol temizliği sonrası iktidar olan ANAP'la devam eden, süreçte önemli bir ekonomik dönüşüm yaşadı. Devlet iktisadi faaliyetlerden çekildi. Bu nedenle halka ucuz mal ve hizmet üreten, Kamu Kurumları, önce yatırım yapılmayarak hizmet üretemez duruma getirildiler ve sonrada kapatıldılar. Kamu iktisadi teşekküllerinin (KİT) makine ve personeli boş dururken, bu teşekküllerin yapacakları işler ihalelerle özel şirketlere verildi.

Öte yandan, programın yürürlüğe konması ile birlikte, öceki yıllarda tarım ve hayvancılığın devamı için, köylüye verilen destekler kaldırıldı. Bu nedenle tohum, ilaç, gübre, akaryakıt, hayvan yemi gibi girdilerin fiyatları sürekli yükseldi. Dolayısıyla köylü bu girdilerin maliyetlerine yetişemez olunca, toprağı ekmekten ve hayvan beslemekten vazgeçti. Elbette tarım ve hayvancılık yapan köylüyü üretimden vazgeçiren sadece devletin sübvansiyon desteğinden mahrum kalması değildi. Zira uluslararası sermaye programı ile köylüyü bilinçli üretime yönlendiren kopperatifçlikte bitirildi. Halbuki, Kooperatif; bir meslek grubu mensuplarının, ortak ekonomik, sosyal, kültürel ihtiyaç ve isteklerini gerçekleştirmek için biraraya geldikleri, organları üyelerinin katılımı ile seçilen, demokratik olarak kontrol edilen tüzel kişiliğe sahip, bir teşkilattır. 24 Ocak 1980 kararları, ile yürürlüğe konan yeni liberal ekonomik pergramın en önemli hedeflerinden biri tarımı bitirmek olduğundan, Türkye'de çiftçiye verilen desteklerin kısıtlanmasının yanı sıra, yerelde, çiftçiler arası dayanışmanın, planlı üretimin, aracı koopetifçilikte gün geçtikçe geri plana itildi. Çünkü yerli ve yabancı sermaye, köylerde ikamet eden genç ve dinamik nüfusu kentlere göç ettirerek, ondan ucuz işgücü olarak, yararlanmak istiyordu. Yani sermaye, köylerde yaşayan insanları  kentlerde, yeni ekonomik programın uygulanmasının motoru olarak kullanılmanın hesabını yapıyordu.

İşte işin püf noktası da burada yatıyordu. Uluslararsı sermayenin yeni liberal programında Türkiye'ye biçilen rol, ana sanayi üretimi için yatırım yapılmayan, ara mal üretimi yapılan, genç nüfusunun işsiz bırakılması ile ucuz emek cenneti haline getirilmiş, aşırı tüketime yönlendirilmiş, gelişmemiş sanayisi, bitirilen tarım ve hayvancılığ ile işsizlik ve yoksullukla iktidarların iane yardımlarına muhtaç hale getirilmiş olan insanları, sorgulama yeteneğini yitirmiş bir ülke olmasıydı.

Maalesef Türkiye, bu programla uluslararası sermayenin açık pazarı haline getirildi. Bu nedenle neredeyse 20 yılı aşkın bir süredir, ülke de komple üretim yapan ciddi bir sanayi tesisi açılmıyor ve üretim gün geçtikçe daralıyor. Kuşkusuz üretimin daralması istihdam daralmasına ve işsizliğin artmasına yolaçıyor. Üretimi bitirilmil Türkiye herşeyini inşaat sektörüne bağlamış durumda. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak 'ın 15 Eylül tarihinde twiter hesabında, "İstihdam alanında oldukça kuvvetli olan inşaat sektöründen güzel haberler gelmeye devam ediyor! Konut satışları Ağustos'ta geçen yılın aynı ayına göre %54,2 artarak 170.408’e ulaştı." Yeni ev sahibi vatandaşlarımıza hayırlı olsun diyor, sektörümüzü kutluyorum." Açıklaması da bunun kanıtıdır. 

Şimdi sayın Bakana şu soruları sormakta yarar var sanıyorum?
 
1. Bakan bey, bunların çoğu yeni ev sahibi olmuyor, ya konutlarını değiştiriyorlar ya da zorunlu ikamet değişikliğinden dolayı konutlarını satıp gittikleri yerde konut alıyorlar.

2. Güzel şey dediğiniz, sanayi veya tarımsal üretim artışı değil konut satış artışı. Sahi inşaat yapmak suretiyle kalkınan bir devlet var mı? Bir örnek verebilir misiniz? Ülkede sanayi üretimi yoksa işsizlik, tarım üretimi yoksa açlık olmayacak mı? Bunlar olduğunda o çok övündüğünüz inşaat sektörünün yaptığı lüks konutlarda oturanlar, hangi gelirle ne yiyecekler? Onu da söyleseniz de insanlar kendilerini neyin beklediğini Bilseler!

3. Bu söylediğiniz, Pandemi koşullarında bile, sektörü durdurmadığınızın, sokağa çıkma yasakları ilan ettiğiniz, hafta sonları ile bayram tatillerinde bile özel izinle, yüzbinlerce işçiyi inşaatlar da çalıştırdığınızın itirafı mı? Eğer öyle ise virüs'ün yayılmasının nedenini neden başka yerlerde arıyorsunuz?

4. Konut satışlarındaki artışın nedeni, kuralsızlığın her türlüsü ile bina yapan yandaşlarınızın, ellerinde ki konut stokunu eritmek için, konut kredileri faizini düşürmek suretiyle, piyasaya pompaladığınız milyarlarca lira para olabilir mi? Bu şekilde piyasaya pompaladığınız milyarlarca lira dövizin fırlamasına yol açmış olabilir mi? Hani sizin deyiminizle bizim dolar'la işimiz olmasa da, yılbaşında 5.45 lira olan bir ABD dolar'ının bugün 7.49 lira seviyesinde olmasının ve ücretlerin %40'a yakın erimesinin nedeni bu olabilir mi?

Sayın Bakan, ülkenin istihdam sorununu, sınırlı geçici istihdam yaratan, inşaat sektörü çözemez. Müdahalenizle gerçek verileri açıklayamayan TÜİK"in verilerinin bile, İstihdamın daraldığını göstermesi de bunu kanıtlıyor. Bu gerçek ortadayken, inşaat sektörünün, istihdama önemli katkı sağladığı yönündeki açıklamanız havada kalıyor.

İyisi mi, gelin kendinizi de bu toplumu da daha fazla kandırmayın ve geç kalmadan, istihdam artırıcı üretime dayalı yatırımlar için, kolları sıvayın. Bunu yapmadığınız takdirde, çok uzak olmayan bir zamanda, yapılan konutlar alıcı bulamadığından, o çok övündüğünüz inşaat sektörü de çökecek. Naçizane benden hatırlatması!

                                                                  Veli Beysülen