fbpx AİDİYET VE KURUM | Mamak Havadis

AİDİYET VE KURUM

AİDİYET VE KURUM

PROF.DR. YILDIRIM B. DOĞAN

Aidiyet kişinin toplumsal varoluşunun en önemli katılımcılarındandır.  Aidiyet körlemesine bir sadakat gösterisi değildir. Adiyet fedakârlık yarışında özellikle dışarıda kalıp seyretmek hiç değildir. Üstelik seyretmeyi yeğ tutanların kalkıp bu halleri ile -fedakârlık yaptıklarına kendileri bile inanmazken- etrafındaki insanlardan inanmalarını beklemeleri aidiyet ile ilişkili bir diğer özelliğe dikkat çekmektedir Ahlak! Ahlak aidiyetin karşısında değildir. Ancak ahlak eksikse aidiyet gerçekten sorunludur. Aidiyet ile mülkiyet ciddi bir biçimde karışmıştır. Vah zihni bu denli karışık olana!    

Şu günlerde kurumların kurultaylarını tamamladıklarına tanık olmaktayız. Eski Türklerde toplumun var olan sorunlarını çözmek, iyi iken daha iyi olmanın yollarını beraberce bulabilmek için yapılan ve imecenin yalnız akıl ve deneyimden ibaret olduğu nitelikli toplantıya kurultay denirdi. Dernekler, federasyonlar kurultayın yerine daha çok genel kurul ifadesini kullanmaktadırlar.

Kurultay sözcüğü neredeyse siyasi partilerle sınırlı kalmış gibi görünmektedir. Görüntü bir rastlantının sonucu olabilir. Ben farklı düşünüyorum. Kurultay sözcüğü en iyi siyasi parti işleyişi ile tanımlıdır. Siyasi parti, kurultay ile yöneldiği şu amaçları gerçekliğe taşır:

Var olan sorunları tanımlayıp saptamak,

Tanımsız sorunları tanımlı hale getirmek,

Sorun olsa da olmasa da niteliği iyileştirmek,

Aidiyeti pekiştirmek.

Kurultaylar sona erdikten sonra yayınlanan raporlar o kurumun (bu örnekte siyasi parti) bir dahaki kurultaya kadar izleyeceği stratejinin ne olacağını açık seçik ortaya koyar. 

Bütün bunların aidiyetle ne ilişkisi olduğu akla gelen haklı bir sorudur.   

Kurultaylar o partinin yerel örgütlerinin seçtiği kurultay üyeleri tarafından gerçekleştirilir. Delege adını alan bu üyeler seçilmiş kişilerdir. Parti örgütünde seçkinci değil ama görev odaklı seçilmiş insanlardır. Onların seçilmiş olmaları aidiyetlerinin asla tartışma konusu olmaması yüzündendir. Daha doğrusu beklenen budur. 

Delege kendini temsil ederken giyindiği tek kılığın aidiyet olduğunu bilir. Aidiyeti delegeyi

Sorumlu kılar. 

Kurultay edimini güdüler

Seçilmesinin ana nedeninin aidiyeti olduğunu bilir ve unutmaz. 

Delege kendini bu koşulların bütününde temsil eder.

Partisini temsil edebilmesi bu noktadan sonradır.

Kurultayın işleyen bir diğer yapısı divandır. Divan, partinin kurultayda temsil edilen vicdanıdır. Vicdan sözcüğü odağında üst değerler divanda temsil bulur. Bu temsiliyet içinde önde gelen değerlerden biri aidiyettir. Kurultaydaki her konuşmanın divana ön hitap olarak başlaması delegelerin ortak paydasının aidiyet olduğunu vurgulayan simgesellikten öte bir davranıştır. Partinin tüzüğünde ‘her konuşma böyle başlar’ ibaresi yoktur. Keza aidiyet sözü de tüzükte yer almaz. Ancak hayatın içinde (bu örnekte kurultay) yer alırken tek sözcükle belirleyicidir.

Bunların olmadığı, dalaşmanın, kavgalaşmanın, öfke ve küfürün olduğu kurultayları nasıl tanımlamak gerekir?  Böyle bir şeyi yapmak yani kurultayı tek bir sözcükle nitelemek haksızlıktır. Külliyen yanlıştır. Bu nedenle en doğrusu kurultayları aidiyet odağında nitelemektir. Bunun yolu delegelerin kendilerini yaptıklarından ve yapmadıklarından doğru sorumlu kılmalarıdır. Nasıl mı anlaşılır bu? Onlar, şunlar, bunlar haline getirilmeye çalışılan ve delegeyi sürü yerine koyan anlayışın kurultaydaki hareketliliğine bakmak ve irdelemek yeterlidir.