fbpx  “ANNEM YOK, KİMSEM YOK” | Mamak Havadis

 “ANNEM YOK, KİMSEM YOK”

Gece saat üç, telefon uzun uzun çaldı. Ama telefon açılmadı. Bir umutla telefonu tekrar çaldırdı. Yine uzunca çaldı. Tam kapatacakken telefon açıldı.

-Alo buyurun.

-Oğlum benim annen.

-Ya! anne saat üç. Hayırdır bu saatte niye aradın? Yarın erken kalkacağım. Çok yoğunum uyumam lazım. Bu saatte niye rahatsız ediyorsun? 

Biraz kırgın ve ağlamaklı bir sesle;

-Oğlum kusura bakma, bu saatte rahatsız ettim. Bundan kırk yıl önce sende beni bu saatte rahatsız etmiştin. Doğum günün kutlu olsun. Dedi ve telefonu kapattı.

Ebu Hureyre (RA) anlatıyor:

Bir adam Allah Resulüne gelerek “Ya Resulüllah insanlar içinde iyi davranmama en fazla layık olan kimseler hangilerdir” diye sordu. Resulüllah “Annendir” buyurdu. Adam “Sonra kim” dedi. Resulüllah “Annen” dedi. Adam “Sonra kim” dedi. Resulüllah yine “Annen” dedi. Adam “Sonra kim” diye sordu. Resulüllah “Baban” buyurdu. (Buhari)

Önem açısından üç defa tekrarlanması, annenin kıymetini anlatması bakımından çok manidardır. Çükü Arapçada tekrar, konunun ciddiyetini göstermek için yapılır. Allah’ın ilahi mesajında surelerinin başında 114 defa tekrarlanan “Bismillahirrahmanirrahiym” Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla başlarken, Allahın Rahman ve Rahim sıfatlarının yeryüzünde tecelli ettiği kimse Annedir.

Annenin merhametinin en güzel özeti: Annesi, kucağındaki çocuğuna ne kadar kızsa, ne kadar uzaklaştırmaya çalışsa da hatta tokatlasa da çocuğun annesinin üzerine atılması, bağrına kapanmasıdır.

Anne dokuz ay karnında taşıdığı yavrusunu, hayata tutunana kadar kucağında taşır. Ve sonrasında bir ömür yüreğinde taşır. Çocuğunun ayağına bir diken batsa annenin yüreği kanar. Çocuk hangi yaşta olursa olsun. 90 yaşında bile olsa herhangi bir yeri ağrısa, ağzından “anam” cümlesi dökülür. 

   Yaşı ilerlemiş bir büyüğümüz sosyal medyada annesini çocukken kaybettiğini anlatıyor. “Çocuk aklıyla her gün geleceğini umarak beklerken gelmeyeceğini anlayınca, annem artık gelmeyecek. ANNEM YOK, KİMSEM YOK, dediğim zamanı yıllar sonra anlayabildim” diye gözyaşlarına boğularak dillendiriyor.

Gerçekten annelerimizin kıymetini ölünce anlayabiliyoruz. O gidince sanki dünya gidiyor. O gidince içinizde koskoca bir hasret düğümleniyor. O gidince, yaşınız ne olursa olsun küçücük bir çocuk olduğunuzu anlıyorsunuz.

O gidince sendelemeye başlıyorsunuz. Yürümeleriniz değişiyor. Gülmeleriniz o varken ki gibi neşeli olmuyor. Ya ona karşı hatalarınız, her aklınıza geldiğinde karabasan rüyalarına çarpılıyorsunuz. Onu üzdüğünüz anları hayal ettiğinizde, içinizden dikenli telin çekildiği acıları yaşıyorsunuz.

Ya annelerin yaşadıkları; Hz Meryem gözünün önünde oğlu Hz İsa’nın ellerine ve ayaklarına demir çivi çakılırken ciğerinin parçalanmasına kim şahit olabiliyordu. 

Ya Ebva’da yatan anne; çölün ortasında ruhunu teslim ederken, şu an insanların sevgilisi, Allah’ın bile sevgilim dediği Çocuk Hz Muhammed’i emanet edeceği kimseyi bulamamanın çaresizliği içinde kıvranırken, biricik yavrusunu Ümmü Eymen’in bağrına bırakmıştı.

Vatan torakları için al kanlara bulanıp, al sancağa sarılarak kapının önüne gelen tabutun, annenin yüreğinde bomba olup patlayan ızdırabının ne kadarını hissedebiliyoruz. 

Babası ölene yetim dedik. Annesi ölene öksüz dedik. Peki, evladı ölene bir isim bulabildik mi? Hayır. Çünkü o acının tarifini bulamadık.

Her anne özeldir. Her anne annemizdir. Herkesin annesi kendine daha özeldir. Şu satırların sahibinin de bir annesi vardı. Yavruları için titrediği zamanlara şahit olsa idiniz, sıtmaya tutulmuş zannedersiniz.

Üç tane kardeşini arka arkaya toprağa verdi. Ağladı, sızladı, ağıtlar yaktı ve duruldu. Elli yıllık hayat arkadaşını kaybetti. Allah’tan geldi dedi ve teselli etti kendini. O iki metrelik koca çınar bir gün oğlunu, abimi kaybetti.

Annem kilitledi kendini. Yemiyor, içmiyor ve konuşmuyor. Sadece duvarlara dönüp kuzu diye bağırıyor. Ruhunu teslim edene kadar da başka cümle çıkmadı ağzından.

 Merhametin ve evlat acısının bir bünyeyi nasıl zehirlediğine şahit oluyordum. Ve o zehir altı ayda onu alıp götürdü. O duvarlara, bağırtıları ile çizdiği kuzu resmini, bana da ağlamalar bıraktı.

İnanıyorum ki hepiniz annenizi çok özlemişsinizdir. Eğer anneniz hayatta ise gidin, ellerinden ve yüzlerinden doya doya öpün. Sizden ricam, hasret kalan dudaklarım için benim yerime annenizi bir daha öpün. 

ANNELER GÜNÜ DEĞİL, ANNELERİMİZ HER GÜN KUTLU OLSUN. Annem seni çok değil, her gün özlüyorum. Nolur! rüyama bari olsun gelsene…