fbpx Beş ayın özeti | Mamak Havadis

Beş ayın özeti

            Dünya’da ilk Koronavirüs vakasının görülmesinin üzerinden beş, Türkiye’de ise üç aya yakın bir zaman geçti. Salgın artık “Plato evresi”nde ve inişe geçmiş durumda. Gerçi şimdi kış mevsimine girmekte olan güney yarımkürede artan vakalara rağmen Kuzey’de tedavide sağlanan ilerlemeler ve “kontrollü yaşama” geçilmesi ile birlikte “olayı” yavaş yavaş geride bıraktığımızı söyleyebiliriz.

            Ekonomi çarkının esas olarak durmuş olmasının yarattığı sorunlardan dolayı, vaka ve ölüm sayıları hala ciddi rakamlarda iken özelikle Batılı ülkeler, “normalleşme” adımları atmak zorunda kalıyorlar.

            Bununla birlikte tam beş aydır bütün dünyayı yakından ilgilendiren ve daha bugünden bazı önemli sonuçlara yol açan Koronavirüs salgınının gösterdiği bazı gerçekler ve sonrasında nereye gittiğimiz üzerine özet bir değerlendirme yapılabiliriz:

Salgına karşı mücadelede Çin, Vietnam, Küba gibi sosyalist devletler ile

kamuculuğun toplum ve devlet hayatında önemli bir yeri olan Türkiye, Rusya, İran gibi (hatta Japonya, Kore, Almanya )  ülkeler başarılı oldular. Serbest Piyasa Sistemini her alanda baş tacı eden ülkeler ise büyük bir başarısızlığa uğradılar.

Kapitalist ülkelerdeki yaşlı nüfusun, bir “yük” olarak görüldüğü bütün çıplaklığı

ile ortaya çıktı. Mafya-Gladyo- Tarikat sistemine dönüşmüş olan “Serbest Piyasa”nın insanlık düşmanı yüzünü bütün dünya görmüş oldu.

“Parasız eğitim ve parasız sağlık”ın insanlığın geleceği açısından taşıdığı hayati

önem görüldü. Sağlık ve eğitimde özelleştirme olamaz. İnsanın en temel gereksinimleri özel kâr konusu yapılamaz.

Amerikan yüzyılına nokta konulmuş oldu. Doların saltanatı bitiyor. Siyahi George

Floyd’un öldürülmesi sonrasında yaşananlar ise, ABD’nin artık görünen akıbeti ile ilgili olarak başlı başına üzerinde durulması gereken bir olay durumunda.

İnsanlık, hegemonyacılığın olmadığı yeni bir dünya düzenine gidiyor. Milli

devletler arası karşılıklı yarar temelinde ilişkilerin tesis edilmesi ve geliştirilmesi bu dönemin giderek öne çıkan başlıca özelliği olacak.

Milli devletler daha da önem kazanacak. Ama bu, “içe kapanma” şeklinde

olmayacak. Tam tersine uluslararası ilişkiler, milli devletlerin bağımsız karar alıcılar olarak daha aktif rol almasıyla daha ileri götürülecek.

İnsanlık bütün milli devletlerin tek tek daha önemli roller üstleneceği “Bölgesel

Birlikler Çağı”na adım atmıştır. Çok kutupluluğu bu şekilde adlandırmak gerçeği ifade etmektir. Türkiye’nin bu açıdan geleceği, İran, Irak, Suriye, Azerbaycan, KKTC ve Lübnan ile birlikte oluşturacağı “Batı Asya Birliği”ndedir.

Çin, Hindistan, Türkiye, İran ve Rusya’nın daha da önemli roller üstleneceği

gerçeğinden hareketle önümüzdeki yüzyıla, “Asya Yüzyılı” da diyebiliriz.

Avrupa Birliği dağılmayacak. Ama Serbest Piyasa’nın sınırlandığı, üye ülkeler

arasında daha düzgün ilişkilerin kurulduğu, ABD’den daha fazla bağımsız hale gelen ve yönünü Asya’ya dönen bir Avrupa’ya doğru gidiş güçlenecek.

ABD ve kimi Avrupalı müttefiklerinin salgın sonrasında Çin’e karşı

yürüttükleri psikolojik savaş, onları sadece ve sadece gülünç durumlara düşürdü. Ne kadar büyük bir çıkmaz içinde debelendiklerini ortaya koymaktan başka bir işe yaramadı.

2020 yılından, Batı’nın bütün kapitalist ekonomileri küçülerek Çin ise

büyüyerek çıkacak. Çin ile ABD arasındaki makas biraz daha açılacak.

Bilim ile Ortaçağ hurafeleri arasındaki mücadelenin tartışmasız galibinin bilim

olduğu bir kez daha bütün çarpıcılığı ile ortaya çıktı. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fen haricinde mürşit aramak gaflettir.” Bu gerçek, özellikle Müslüman ülkeler açısından bir kez daha bütün çarpıcılığı ile görüldü.

Bilim ve teknolojideki gelişmeler, komplo teoricilerinin iddialarının aksine insan-

doğa ilişkilerini daha kötüye götürmüyor, tam tersine insanın; doğaya karşı mücadelesinde,  daha sağlıklı temelde ilişkiler geliştirmesinin yolunu açıyor.

Özel olarak Türkiye için şunlar söylenebilir: Kemalist Devrim’in parasız eğitim ve

parasız sağlık gibi kazanımları Türkiye’nin en büyük şansı olmuştur. Yanısıra binyıllardan bu yana gelen “kamuculuk”, “paylaşımcılık”, “güçlü aile ve toplum bağları”nın; salgına karşı mücadelede Türkiye’nin en büyük silahları olduğu görülmüştür.

“Yapay zeka”nın geliştirilmesinde gelinen seviye; bir yanıyla insanoğlunun; artık

tamamıyla bedensel işlerden kurtarılarak onu bilim ve sanat gibi yaratıcılık gerektiren işlere yoğunlaşmasının bir hayal olmadığını; diğer yanıyla da herkesin ihtiyacının karşılanmasının mümkün olduğu bir çağa adım atmakta olduğumuzu gösterdi.

İnsanoğlu, kendini var eden en temel değerlerini; paylaşma, dayanışma, zor

duruma düşenin yardımına koşma, elseverlik; kısacası ancak bir topluluğun parçası olarak yaşayabileceği gerçeğini çok güçlü bir şekilde hatırladı.

Elbette bütün bunlar Koronavirüs salgını sonrasında dünyanın güllük gülistanlık

olacağı anlamına gelmiyor. Ama insanlığıın bütün dünyayı saran bu felaketin ardından daha iyiye doğru gitmesinin koşullarının daha da olgunlaştığını bugünden görebiliyoruz.

Geçmiş yüzyıllarda insanlığın başına gelen benzer felaketlerden bugünün farkı, çıkış yolunun, açık ve seçik olarak göz önünde olmasıdır.