fbpx Ekmek Yoksa Barış da Yok | Mamak Havadis

Ekmek Yoksa Barış da Yok

Arı kovanına çomak sokmayın; vatan savunmasına milli birlik ve bütünlüğe zarar vermeyin.

Bugün Meclis’teki kanun teklifinde, 25 yaşın altındaki ve 50 ve daha yukarı yaşlardaki işçiler için belirli süreli iş sözleşmelerinin kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması öngörülüyor.

 1989 yılının yaz aylarında, Türkiye tarihinin en büyük kitlesel eylemliliği olan Bahar Eylemlerinin ardından, bağımsız Çelik-İş Sendikası’nın İskenderun Demir Çelik ve Karabük Demir Çelik Fabrikaları’nda 137 günlük muhteşem grevi gerçekleştirildi. Çelik-İş 31 Ağustos 1989 günü Karabük’te bir miting düzenledi. Mitinge katılan grevci işçilerin büyük çoğunluğunun üst tarafları çıplaktı. Çok zayıf bir işçinin elinde EKMEK YOK BARIŞ DA YOK yazılı bir pankart vardı.

Diğer bir işçinin elindeki pankartta da BİZ TÜKETEMEZSEK HİÇ ÜRETMEYİZ yazıyordu. Bunlar, Türkiye işçi sınıfı tarihinde hiç unutamadığım resimlerdendir. Yakından izleme olanağım olan bu grevin tarihini değerli arkadaşım Ali Tekin Çağlav ile birlikte yazmıştık (137 Gün Süren Grevimiz, Çelik-İş Yay., Ankara, 1989, 406 s.)

EKMEK TEKNESİ ÇALIŞMA BARIŞIYLA KORUNUR

Türkiye günümüzde dış düşmanlarla büyük bir mücadele içinde. Bu büyük mücadelede iç cephenin sağlam tutulması gerekir. İşyerleri Türkiye’nin ekmek tekneleridir. Ekmek teknelerinin ayakta kalması, işçilerimize iş ve geçim olanaklarının sağlanması son derece önemlidir. Ancak ekmek tekneleri çalışma barışı temelinde korunabilir. Eğer bazı işverenler ve onların etkileyebildiği siyasi yapılar, ekonomik krizi ve Kovid-19 salgınını fırsat bilerek, işçi haklarına saldırırlarsa, ekmek kavgasını büyük zorluklarla sürdüren insanlar ekmek teknesi filan dinlemez ve tepki gösterir. 1989 yılındaki grevde zayıf bir işçinin taşıdığı pankart bu durumu yansıtmaktadır. EKMEK YOKSA BARIŞ DA YOKTUR. Can derdine düşmüş olan işçilerin tepkisinin sınırlarını kimse önceden kestiremez.

ÇALIŞMA BARIŞINA İŞVEREN SALDIRISI

Türkiye’nin iç cepheyi sağlam tutmasına, milli birlik ve beraberliği koruması ve güçlendirmesine her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.

Ülkemizde gelir getirici bir işte çalışanların yüzde 70’inden fazlası işçi ve memurdur. İşçi sınıfının haklarına saldıranlar, iç cepheyi parçalamaktadır. 15 Temmuz 2016 gecesi sokağa çıkanlar ve şehit olanların büyük bölümü işçi ve memurdu; işçi sınıfıydı. Bugün ve gelecekte vatan savunmasının en ön safında yer alanlar da, emekçi sınıf ve tabakalardır; fırsattan istifa ederek işçi haklarına saldırmayı düşünen bazı işverenler değil.

BU DAHA BAŞLANGIÇ

2013 yılı Haziran olaylarında yaygın bir slogan, “bu daha başlangıç, mücadeleye devam” idi. İşverenler de bugün öyle söylüyor. Meclis’te görüşülmekte olan ve işçi haklarına büyük darbe indirecek olan kanun teklifi, işverenler tarafından “daha başlangıç” olarak nitelendiriliyor. Eğer bu saldırı, bu yıl Haziran ayında olduğu gibi, geri püskürtülmezse, daha büyük saldırılar gelecek. Saldırı adım adım, aşama aşama geliştiriliyor. İlk aşamada gereken demokratik tepkinin gösterilmemesi durumunda, yeni aşamalara geçilecek. Rahmetli Demirel’in ifadesiyle, TURPUN BÜYÜĞÜ HEYBEDE.

12 EYLÜL DARBESİ SONRASINDA BİLE BÖYLE BİR SALDIRI OLMADI

12 Eylül 1980 darbesi sonrasında darbeciler kıdem tazminatına tavan getirdiler; ancak kıdem tazminatını tümüyle ortadan kaldıracak bir girişimde bulunmadılar.

Bugün Meclis’teki kanun teklifinde, 25 yaşın altındaki ve 50 ve daha yukarı yaşlardaki işçiler için belirli süreli iş sözleşmelerinin kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması öngörülüyor. Bunun anlamı ve sonucu, kıdem tazminatının, ihbar tazminatının, iş güvencesinin ve işe iade davası açma hakkının TÜMÜYLE ORTADAN KALDIRILMASIDIR.

12 Eylül darbecileri, sosyal güvenlik haklarını kısıtladılar; ancak 25 yaşın altındaki gençlerin çalıştıkları sürelerin emeklilik açısından sayılmaması gibi cüretkar bir düzenlemeyi düşünmediler bile.

Bugün Meclis’teki kanun teklifinde, 25 yaşın altındaki gençlerin ayda 10 saatin altında çalışmaları durumunda bu sürenin emeklilikte sayılmaması öngörülüyor.

12 Eylül darbecileri kaçak işçi çalıştıran işverenleri affetmediler, kaçak çalıştırılan işçilerin hak talebini engellemediler.

Bugün Meclis’teki kanun teklifi, kaçak işçi çalıştıran ve bu işçileri sigortalayan işverenlere tam bir af getirip onları işsizlik sigortası fonundan ödüllendiriyor. Kaçak çalıştırılmış işçilerin geriye dönük (ücret alacağı dışında) hak talep etme imkanlarını da ortadan kaldırıyor.

Meclis’teki kanun teklifi, 12 Eylül darbecilerinin bile cesaret edemediği kadar cüretkardır. Ancak bugünün işçisi 1980 darbesi sonrasında zalimce susturulmuş bir işçi değildir. Bugünün işçisinin örgün eğitim düzeyi ve elindeki akıllı telefonla bilgiye erişim olanakları, 40 yıl öncesindekiyle kıyaslanamayacak kadar ileridir.

Arı kovanına çomak sokmayın; vatan savunmasına milli birlik ve bütünlüğe zarar vermeyin.