fbpx ENFLASYON DA, BİTMEYEN AYAK OYUNLARI ! | Mamak Havadis

ENFLASYON DA, BİTMEYEN AYAK OYUNLARI !

Ekim ayı enflasyon oranlarının açıklanmasıyla birlikte, yılbaşında, vergi ve harçlara yansıyacak olan artış oranlarıda belli oldu. Açıklanan oranlarla ilgili tartışmalar devam ediyor. Zira Türkiye İstatistik Kurumunun, (TÜİK) 2018 Ekim sonu, 2019 Ekim sonu arası, yani 12 aylık dönem için, Tüketici Fiyat Endeksini (TÜFE) %8.55 olarak açıklarken, aynı dönem için Üretici Fiyat Endeksini (ÜFE) %22.58 olarak açıklaması, bu hesaplamaları bilimsel verilerle yapmadığını ortaya koymuştur. Çünkü, yüksek ÜFE oranının TÜFE'ye yansımaması mümkün değildir. Partili Cumhurbaşkanının, 5 Kasım tarihli grup toplantısında, Merkez Bankası Başkanı laf dinlemiyordu, bizde görevden aldık, faizler aşağı çekildi, enflasyon tek haneli rakamlara indi demeside bunu kanıtlamaktadır.

Peki, nasıl oluyorda, ÜFE %22.58 iken TÜFE %8.55 olabiliyor. Yüksek Üretici fiyatlarının, tüketici fiyatlarına yansıması gerekmez mi? Doğrusu onlar, ne derlerse desinler, ne kadar rakam oyunu yaparlarsa yapsınlar, fazlasıyla yansıdığını bu ülkede yaşayan 82 milyon günlük hayatında, iliklerine kadar yaşıyor ve görüyor. Zira üreticiden yüksek fiyatla çıkan ürünlerin, tüketime daha düşük fiyatlarla arz edilmesi mümkün değildir. Tabi bu dediğim, endeksler piyasa gerçekliğine uygun bir şekilde, bilimsel verilerle hesaplandığında ortaya çıkacaktır. Ancak Türkiye'de, son yıllarda, diğer bütün bilimler gibi, iktisat bilimide geri plana itilmiş bulunuyor. Bilim geri plana itilince, değerlendirme ve tespitler de bilimsel olmuyor. Neden? olmuyor derseniz, onuda ülkeyi yöneten iradenin politika ve uygulamaları ile açıklamak gerekiyor.

Yılbaşı yaklaşıyor. 2020 yılı başında vergi ve harçlar artırılacak, peki neye göre veya hangi orana göre arttırılacak. Elbette yeniden değerlenme oranına göre. Yeniden değerlenme oranı neye göre belirleniyor. Bir önceki yılın Ekim ayı ile içinde bulunulan yılın Ekim ayı arasını kapsayan, 12 aylık dönem için, TÜİK tarafından açıklanan ÜFE artış oranına göre belirleniyor. Zira bir sonraki yıl Merkezi Yönetim Bütçe Kanun tasarısı, her yıl Ekim ayı sonunda TBMM'ye sunulmakta ve Kasım, Aralık aylarında, önce TBMM Plan ve Bütçe komisyonun da, sonrada Genel Kurulda görüşülüp kanunlaşmaktadır. Dolayısıyla, bütçenin en önemli gelir kalemi olan, vergi ve harçların miktarının tasarıda, yer alması zorunludur. Bu nedenle, vergi ve harçların artış oranını da baz alınan, yeniden değerlenme oranının Ekim ayı sonunda belirlenmektedir.

Gelelim kritik soruya; 12 aylık Üretici Fiyat Endeksinde ki (ÜFE) artış oranı %22.58 ise yani üretici, ürettiğini bir yıl önceki değerinin %22.58 daha üstündeki bir bedelle üretiyorsa, bunun bir sonraki aşaması, üreticinin ürettiğinin, tüketiciye arzı olan, Tüketici Fiyat Endeksi artış oranı nasıl %8.55 oluyor? 

Bu soruya doğru cevap verebilmek için, TÜFE'nin, etki alanlarını bilmekte fayda var. Evet şuanda Kasım ayındayız, yani yılın sondan bir önceki ayı. Yılın son ayı Aralık'da, sadece asgari ücretle çalışanları ilgilendiriyor gibi gözükse de, aslında ülke nüfusunun büyük çoğunluğunu direk veya dolaylı olarak etkileyen, asgari ücret belirlenecek. 5 devlet, 5 işveren ve 5 işçi (TÜRK-İŞ) temsilcisinden oluşan asgari ücret tespit komisyonu, toplanacak ve 2020 yılında uygulanacak asgari ücret miktarını belirleyecek. Milyonlarca asgari ücretli çalışan ile aile bireylerini direk ilgilendirecek olan bu ücretin tespitinde, TÜFE artış oranı mutlaka masada olacak ve rakamın tespitinde dikkate alınacaktır. Tespit edilen rakam sadece asgari ücretliyi değil, sendikalı sendikasız tüm çalışanları ilgilendirmekterdir. Zira asgari ücretteki değişim oranı, gerek kamu, gerekse özel sektör işverenleri ile sendikalar arasında yapılacak olan, toplu sözleşme görüşmelerinde sürekli masada olacak ve artış oranlarınının belirlenmesinde önemli bir role sahip olacaktır. Aynı şekilde sendikasız işyerlerinde de işverenler yıl başında çalışanlarının ücretlerini artırırken, TÜFE artış oranları ile asgari ücret artış oranlarını mutlaka dikkate alacaklardır. Kamu çakışanları ile onların emekli, dul ve yetimlerinin maaşları, Hükümet ile yandaş konfederasyon Memur-sen arasında imzalanan sözde toplu sözleşmeye göre, %4 artırılacaktır. Ancak son altı aylık, (1 Temmuz-31 Aralık 2019) dönem için, açıklanan TÜFE artış oranının %4'ü aşması durumunda aradaki fark ayrıca maaşlara yansıtılacaktır. Buraya kadar söylediklerimizin tamamı, TÜFE artış oranından dolaylı etkilenen ücretlerdi. Birde, sadece son altı aylık, (1 Temmuz-31 Aralık) dönem için, TÜİK tarafından açıklanan, kentsel yerler tüketici fiyat endeksi kadar zam alan, yaklaşık 11,5 milyon SSK ve BAĞKUR emeklisi ile onların hak sahibi dul yetimi var. Tüm bunlar üst üste geldiğinde, TÜFE'nin rakam oyunlarıyla düşük gösterilmesinin nedeni gayet açık. 

Hani derler ya şeytan ayrıntıda gizlidir. Doğrusu son yıllarda bu ülke de, yaşadıklarımız bunu doğrulamaktadır. Oyun gayet açık, hükumet, bir yandan özerk olması gereken, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasını baskı altında tutarak, onun para politikasını belirlemede, ekonomik gereklere göre piyasaya müdahalesini kısıtlayıp, özellikle faiz artırma ve indirmede bağımsız hareket etmesini engellerken, diğer yandan ise piyasa da gerçekleşen, enflasyon oranlarını değil, kendisinin ekonomik programlar ile bütçe kanunun da belirlediği hedef enflasyonun açıklamasını sağlamaktadır. Bu müdahale nedeniyle, iktisat biliminin yol göstericiliğinde enflasyon oranı hesaplayıp açıklaması gereken, TÜİK bilimsel verileri yok saymak suretiyle, hükümetin istediği oranları açıklamakta ve bilimin dışına çıkmaktadır. 

Nasıl oyun içinde oyun değil mi? Ülkeyi yönetenler, bir yandan, vatandaşlardan daha fazla vergi ve harç toplamak üzere, yeniden değerlenme diye icat ettikleri bir yöntem ve bu yöntemi uygulamada baz aldıkları ÜFE oranlarını yüksek tutarken, diğer yandan ise emeğiyle yaşayan, zamlarla, yüksek vergilerle, işsizlik ve yoksullukla boğuşan, milyonlarca işçi, kamu çalışanı, emekli ile onların dul ve yatimlerine, düşük zam vermek için, yüksek ÜFE oranı yokmuş gibi, ilgili kurumları baskı altında tutarak, bilimsel gerçekleri inkar edercesine, düşüyormuş gösterdiği Tüketici Fiyat Endeksi. Hani bir taşla iki kuş vurmak diye bir deyim var ya, öyle diyeceğim ama değil, hükümet burada bir taşla iki kuş vurmuyor. Hükümet bu uygulaması ile hep aynı kuşları yoluyor. 

Ne diyeyim, yolunacak kuş olduğu sürece, onu yolan mutlaka olacaktır.