fbpx FRANSIZ İHTİLALİ VE BİZ | Mamak Havadis

FRANSIZ İHTİLALİ VE BİZ

İhtilȃlin, benzer koşullara sahip Avrupa ülkelerinden birinde değil de neden Fransa’da gerçekleştiği hep tartışılmıştır. Nitekim Avrupa’nın sosyolojik yapısı ile Fransa’nın sosyolojik yapısı hemen hemen birbirine benzer. Peki, biz Fransız ihtilalı olurken neredeydik? Neler yapıyorduk?

Kendi tarihimize bakmadan önce o yüzyıllarda Fransa’da neler olup bitiyordu, kısaca bakalım.

Hıristiyanlığın Avrupa kıtasında en önemli yayılma merkezlerinden olan Fransa, devlet olarak monarşi ile yönetiliyordu. 16. yüzyılda Fransa’da Katolik ve Protestanlar arasında din ve mezhep savaşları yaşandı. Bu tarihlerden sonra sükûneti sağlayamayan Fransa uzun yıllar sürecek olan Otuz yıl savaşlarına sahne oldu. 18. yüzyıla gelindiğinde ise monarşik sistemin ülkede güçlü bir şekilde hissedilmesine rağmen, krallık yaklaşan ihtilȃlin önüne geçemedi. Avrupa’da başlayan aydınlanama ve felsefi akımlar ülkede etkisini gösterdi. 1787’de başlayan Fransız ihtilȃli 1799 kadar devam etti.

Fransız ihtilȃli, ideolojileri olan bir devlet yapısının temellerinin atıldığı bir devrimdir. Ulusal anlayış ve bürokrasinin temelleri bu ihtilal ile atılmıştır. Dolayısıyla İhtilȃlin gerçekleşmesine zemin hazırlayan bir takım etkenler söz konusudur. İlk olarak, oluşan fikir yapısının Fransa üzerinde ne denli etki oluşturduğuna dikkat etmek gerekir. Nitekim Voltaire ve Rausseau gibi düşünürlerin fikirleri tüm Avrupa’da olduğu gibi Fransa’yı da etkisi altına aldı. Deniz aşırı ticaret ve buna bağlı olarak milletler arası etkileşim, düşünce alanında Fransa’da değişimi başlattı. Zamanla değişen Fransız fikir yapısı, halkın geleneksel idari yapıya ve toprak düzenine olan tepkisini artırdı. Fransa’nın tepede saray ve aristokrasiden oluşan sosyal bir yapısı vardı. Bu yapının orta tabakasını burjuvaziler, en alt tabakasını köylüler, esnaf ve zanaatkârlar oluşturuyordu.  Dengesiz sosyal dağılım, yaşanan ekonomik krizler ve bütçe düzenlemelerinin hüsrana uğraması ihtilȃlin patlak vermesine sebep oldu. Dolayısıyla ekonomik çalkantıların yıkım ve yeniden yapılanma ile sonuçlandığı tarihsel olaylarda olduğu gibi Fransa, ihtilȃlin önüne geçemedi, ülke bu olayla yeni bir döneme girmiş oldu.

Fransa’da ihtilȃl yaşanırken, Osmanlı devleti Avusturya ve Rusya ile savaştaydı. Osmanlı savaştan çıkmış, 1791’de Avusturya Arşidüklüğü ile Ziştovi, 1792’de Rusya ile yaş antlaşmasını imzalamıştı. Fransa’da yaşanan olaylar savaştan yeni çıkan Osmanlı devletini bu yüzden pek de ilgilendirmemişti. Hatta ihtilal ile alınan kralın yetkilerinin sınırlandırılması ve azli ve idamı Osmanlıda önemsenmemişti. Dolayısıyla itilȃlin doğurduğu sınıf farklılığı Osmanlı devleti için oldukça yeniydi ve Osmanlının hiyerarşik yapısına aykırıydı. Osmanlı tebaasına sonradan dokunacak olan ihtilȃlin fikri; milletlerin kendi kaderini belirlemesi, ancak Fransa’nın Yedi adalar meselesinde Yunanlıları desteklemesi ile anlaşıldı. Osmanlı bu süreçte yeniden oluşan Cumhuriyet Fransa’sını tanıma konusunda aceleci davranmadı. Fransa ile olumlu ilişkilerini sürdürdü. Öte yandan Osmanlı bir dizi ıslahatlar ile düzenlemelere gitti. Nizami Cedit ordusu kurarak, Avrupa’dan askeri uzmanlar getirdi. Batı dillerinde kitaplar tercüme ettirerek bu kitapları bastırdı. Askeri yenilgilerin üzerinde duran Osmanlı Mühendishane ve teknik olular açtı, bu okullarda okutulmak üzere Fransızca dersler koydu.

 

Toplumların kültürel değişimleri ve devrimleri kendi oluşturdukları kültürel potanın içinde diğer devletlerle olan fikri ve siyasi münasebetleri göz önüne alınarak değerlendirilmelidir. Böylesi bir değerlendirme ihtilȃlin kendi doğduğu toplumdan ve kendi döneminin felsefi düşünüşünden ayrı statüde bırakılmadan yapılmalıdır. Öyle ki; iki ayrı coğrafyada farklı siyasi olaylar yaşayan Fransa ve Osmanlı devletleri için, bu tarihi münasebetler ve siyasi ilişkiler İhtilȃllin doğru değerlendirilmesi için yararlı olabilir. Nitekim Fransa’nın İslam ve İslam ulusları ile tanışması diğer Avrupa ülkelerine kıyasla çok daha eskilere dayanıyor. Fransa’nın müslümanlar ile tanışması ilk olarak 717-718 yıllarında Hür b. Abdurrahman komutasının Pireleri aşarak, bu topraklara girmesiyle başlamış, benzeri akınlar orta çağa kadar devam etmiştir. Bu sayede Fransa ilimsel ve fikirsel olarak müslümanları diğer uluslara göre erkenden tanıma fırsatı bulmuştur. İlerleyen dönemlerde önde gelen İspanyol papazları, yakinen tanıdıkları İslam dini ve fikirlerini Fransa’ya taşıdılar. Ayrıca müzik, felsefe ve tıp alanında İslȃmi eserler Fransa’da incelenmeye ve okutulmaya başlandı. İspanyol engizisyonundan kaçan müslümanların Fransa’ya sığınması ve Kanuni Sultan Süleyman döneminde iki ülke arasında kurulan Hıristiyan- İslam işbirliği ve ticari ilişkiler Fransa’nın müslümanlar ile olan münasebetini daha da kuvvetlendirdi.

Konumuz olan Fransız ihtilȃli, çok uluslu bir devlet olan Osmanlı için ancak dağılmaya yakın anlaşılmıştır. İhtilȃlin gerçekleştiği yüzyılda Avrupa’da yaşanan sınıfsal ayrılıklara rağmen Osmanlı’nın işleyişi ve sosyal yapısı farklıdır. Birden çok etnik guruplara sahip Osmanlı, kuruluşundan itibaren iskân(yerleşme) ve istimalet(hoş görü) politikasına özenle dikkat etmiş, milletlerin hak ve özgürlüklerine sınırlamaya gitmemiştir. Osmanlı uyguladığı güçlü toprak ve tımar sistemi ile toplumun tüm fertlerinin gözetmeksizin eşit haklara sahip olmasını sağlamış, öte taraftan vakıflar kurarak, olası ekonomik farklılıkları gidermeye çalışmıştır.  Netice itibariyle Fransız ihtilȃlinin sarsıcı etkisi, ancak vadini dolduran bir Osmanlı için ve yüzyıl sonra devletin yıkılmasına neden olan diğer etmenler içinde söz konusu olabilmiştir.