fbpx GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE LÜBNAN | Mamak Havadis

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE LÜBNAN

Son günlerde; 4 Ağustos 2020’de gerçekleşen Lübnan’da ki patlama Doğu Akdeniz de hareketlenmelere sebep olurken, patlama çok kişinin hayatını kaybetmesine ve binlerce kişinin yaralanmasına sebep oldu. Ülke ekonomisinin kritik noktalarından olan liman, şimdilerde Hiroşima ve Nagazaki gibi bir felaket bölgesi olarak adlandırılıyor.

Mezhepler savaşının uzun yıllar yaşandığı ve bunun merkezi otoriteyi zayıflattığı Lübnan’da gerçekleşen bu patlama ülkede isyan hareketlerini tetiklerken, tüm dünyada büyük yankı oluşturdu. Patlamanın bir ihmalden mi kaynaklandığı, yoksa bir sabotaj mı olduğu üzerine iddialar öne sürüldü. Nitekim patlamanın gerçekleştiği Mozambik’e gidecek olan amonyum nitrat yüklü Rhosus adlı gemi 7 yıl önce boğazlardan geçerek Lübnan’ın Beyrut limanında demir almış, o tarihlerden sonra gemi arıza verdi gerekçesiyle başka istikamete gitmemiş, limanda beklemede kalmıştı.

Ekonominin can damarı sayılan bu patlama pek tabi olarak ülke ekonomisi için büyük bir yıkım anlamına geliyor. Krizin eşiğinde olan ülke için yaşanan bu patlama, olası değişiklikler getirecek mi? Orta Doğu dengelerini yeniden şekillendirecek mi? Bunların yanı sıra mücadele üstüne mücadele veren ülkenin denkleştirilemeyen siyasetine ne gibi etkiler yapacağı, şimdilik merak konusu.

Lübnan Başkanı Hassan Diap yaptığı açıklamada; patlamanın sorumlularından hesap sorulacağını ifade ederken,  ABD Başkanı Donald Trump ise Beyrut patlamasının bir tür saldırı olduğunu ve ABD ordusu generalleri ile yaptığı istişare sonucu aynı fikre varıldığını ifade etti.

Peki, geçmişten gelen diplomatik ve sosyolojik konjonktüre sahip, Akdeniz’in kilit bölgelerinden olan ülkenin geçmiş tarihinde neler yaşandı? Son yıllarda dış devletlerin uzantılarının ülke topraklarında ağırlıklı hissedildiği Lübnan’da neler oluyor dersiniz? Neden Lübnan?

Geçmişten günümüze kısa bir değerlendirmeye, buyurun!

Lübnan tarihi M. Ö. 3000 yıl kadar eskiye dayanır. Doğu Akdeniz’in kıyı şeridinde,  kuzey-güney doğrultuda kurulu ülke toprakları Fenike, Asur, Babil, Pers, Makedonya Krallığı, Roma ve Bizans İmparatorluğu gibi kavim ve devletlerin hâkimiyetine girmiştir. Lübnan’ın İslam topraklarına katılması, Suriye, Ürdün, Filistin’de İslam coğrafyasına katıldığı Bizans ile yapılan Yermük savaşından sonradır. Bir müddet Emeviler, Abbasiler ve Fatimiler ve Bu Memlukların elinde kalan topraklar, Yavuz Sultan Selim’in Mısır ve Suriye seferi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Uzun yıllar Osmanlı hâkimiyetinde kalan Lübnan toprakları 1920 yılında yapılan San Remo antlaşmasıyla Fransa’nın mandası oldu. Bu tarihlere kadar Lübnanlı ya da Lübnan toprakları ayrımı söz konusu değilken, artık Suriye’den ayrı bir Lübnan toprakları söz konusu edildi ve 1943’de Fransa’dan ayrılan ülke bağımsızlığını ilan etti. Yakın tarihlerde İsrail’in kuruluşu ve Filistin mülteciler meselesi ile yüzleşmek zorunda kalan Lübnan bir süre İsrail ve Suriye arasında sıkıştı. Buna bağlı olarak Fransız mandası döneminde ayrıcalıklı tutulan Hıristiyan gurubun beklentileri, İran bağlantılı Hizbullah uzantıları ve Fatımiler dönemine kadar giden Sünni-Şii ayrılığı gibi çoklu bir yapı süre geldi.

Lübnan’ın devlet yönetimi demokratik ve parlamenter bir rejime dayanır. Buna rağmen ülke otoritesi dini ve etnik gruplar, bir takım devlet organları tarafından paylaşılmıştır. Bu yapı kendi içinde 18 ayrı gurubu barındırır. Bunlardan Cumhurbaşkanlığını Maruni Hiristiyanlar, Başbakanlığı Sünni Müslümanlar, Meclis Başkanlığını ise Şiiler devralmıştır. Demografik olarak ise ülke toprakları Hıristiyan ve Müslümanlar arasında paylaşılmıştır. Ülkenin yarısını oluşturan Hıristiyan topluluklar kendi içinde Maruniler, Ortodoks Rumlar, Katolik Rumlar ve Durzilerden oluşmaktadır. Nüfusun geri kalan kısmını ise Müslümanlardan oluşan Sünniler ve Şiilerdir. Hıristiyan ve Müslüman topluluklara ait yaklaşık yirmi iki mezhep bulunmaktadır. Öyle ki ülkede birçok dine ve kültüre mensup bayram kutlamaları ve özel günler mevcuttur. Çoklu kültüre sahip ülkede Yeni Yıl kutlamaları, Kutsal Cuma, Paskalya Bayramı, İşçi Bayramı, Ramazan ve Kurban Bayramı ve Meryem Ana Günü gibi iç içe kutlanmaktadır.

Tüm bu cümleden itibaren Lübnan’da yaşanan durumu anlamak çok zor değil! Otorite güçlerin etrafında küçük bir ülke, mevcut bölünmüş demografik ve siyasi yapı, dış ülkelerin rekabeti ve Lübnan uzantıları ve finansal kaynak arayışı gibi nedenleri sıralamak mümkün!

Peki, yakın tarihte Lübnan’da neler oldu? Bu sorunun yanıtını 1980’li yıllarda Lübnan’da diplomat olarak görev yapan Oğuz Çelikkol’dan alalım. Çelikol verdiği demeçte şöyle ifade ediyor; Lübnan’da yaşanan iç savaşın, işgallerin ve Sabra ve Şetila katliamlarının dünya da büyük ses getirdi. Ülkede acı olaylar yaşandı. Ermenilerin yoğun şekilde bulunduğu Beyrut’a ASALA terör örgütünün çalışmaları yoğunlaşmış, hatta Türklere karşı terörist hareketlenmeler ve suikastlar yapılmıştı.

Çok eski tarihlerden itibaren milletler arası ticarette büyük rol oynayan Lübnan’da yaşananlar, Orta Doğunun istikrarı ve barışından yana olan Türkiye için şimdilik önemini koruyor. Geçmişten gelen tarihi ve gönül birliği hasebiyle iki ülke arasında sağlıklı ilişkiler için adımlar atılıyor. Hakikatten, Türkiye son yaşanan Beyrut faciasında Lübnan’ı yalnız bırakmadı, bölgeye tıbbi malzeme ve insani malzemeler ile arama-kurtarma personeli gönderdi. Bilindiği üzere, Akdeniz’de meydana gelen hareketlilik, sadece Lübnan ile sınırlı değil. Bu coğrafyada yaşanan kaos ve çatışma sürekli istikrarın ve barışın önünü kesmekle kalmıyor, dış emellere prim sağlıyor. Bu bağlamda Türkiye’nin son yıllarda Doğu Akdeniz’de sergilediği bu istikrarlı tutum, uluslar arası konjonktürde bir tehdit olarak algılanıyor. Dolayısıyla iyiye giden bir Lübnan ve onun yanında yer alan bir Türkiye, diğer devletlerin ütopyaları için şimdilik hazmedilemeyecek bir durum!

Uluslar arası platformda ise Lübnan, sonu kestirilemeyen keşmekeş bir yapının içinde yer alıyor. Ekonomik çıkarların konuşlandığı ülke topraklarında dış devletlerin finansal kaynakları ve el altından müdahalesi devam ediyor. Üstelik Lübnan’ın içinde bulunduğu bölünmüş yapı böyle bir müdahaleyi kolaylaştırıyor. Lübnan halkı ise mevcut sisteme karşıt tepkiyi çoktan oluşturdu. Mamafih ülke uzun yıllar süren savaşlardan oldukça yorgun. Ancak Lübnan halkının bundan sonra din, dil ve ırk sorgulamaksızın daha demokratik bir ortama geçmesi ve geleneksel bir yapıdan çıkması uzun yıllar alacağa benziyor.