fbpx İKARUSUN DÜŞÜŞÜ | Mamak Havadis

İKARUSUN DÜŞÜŞÜ

Bir efsaneye göre, İkarus, Girit’li mimar Daidolos’un oğludur. Daidolos mimar, heykeltıraş ve pek çok mekanik araç üretimine hâkim yetenekli ve çok yönlü birisidir.  Kral Minos’un emriyle Daidolos  ve oğlu İkarus Labyrinthos’a kapatılırlar. Bundan sonra baba oğul bir plan yaparlar. Plana göre uçarak labirentten uzaklaşacaklardır. Yetenekleriyle ünlü baba Daidolos, oğlu ve kendi için bir çift kanat yapar ve bu kanatları kuşlarınkine benzer bir biçimde omuzlarına balmumuyla yapıştırır. Ayrıca baba, İkarus’a sürekli alçaktan uçması gerektiğini, güneşe doğru yükselmesi halinde balmumunun eriyeceğini belirtir. Her ikisi de havalandıktan sonra İkarus babasının tembihinin aksi yönünde yükselmeyi sürdürür ve güneşe doğru yaklaştıkça balmumu erimeye başlar. Sonunda İkarus denize düşer ve boğulur.

Hikâyenin baş kahramanı olan, arzularına ve hırslarına gem vuramayarak özgürlüğünün sınırlarını zorlayan İkarus, aynı zamanda, insanoğlunun doğaya üstünlüğünü, cesaret, kibirlilik, asilik gibi insana has özellikleri de sembolize eder. Yine İkarus arsızlık karşısında kendini bilme ve ilerleyen yaş karşısında yıpranan gençliğin hikâyesi içeriğiyle de ahlak dersi vermek için ideal bir tema olmuştur.  

Bu efsane  aslında insan yapısının değişkenliğini, hırslarına yenik düşen ,içine özenle serpiştirilmiş kibir ve büyüklenme tohumlarının yeri geldiğinde nasıl da bir silaha dönüşebileceğinin büyük bir kanıtıdır. İşin garip tarafı, aslında gerçeğin ne olduğunu bilmemize rağmen, bile bile ateşe yürümek, sonunu düşünmeden arzularımıza yenik düşmek en büyük zaafımız değil midir? Nasıl bir eğitim almış olursak olalım, nasıl bir aile ortamında büyümüş olursak olalım içimizdeki denge, bir kıldan incedir, her an bu dengeler alt üst olabilir.  

Bazen sonunu bilerek yaptığımız hatalar, kaybettiğimiz insanlar, kaybettiğimiz yaşamlar ve bir türlü ulaşamadığımız mükemmel zamanlar bizi sonsuza kadar değiştirir. Bazen bunları kimse fark etmez, kimse yaşadığımız yenilgilere bizim verdiğimiz değeri vermez. Biz içimizde büyük depremler yaşatan bu değişimleri yaşarken kimsenin ruhu duymaz. Ne gecemiz bir başkasına benzer ne de hayal kırıklarımız. Burada önemli olan şey ne yaşıyorsak bunun benzersiz olduğunun farkına varmak, yürüdüğümüz yolun sadece bize özel olduğunu bilmektir.

Çoğumuz İkarus gibiyiz. Balmumu kanatlarımızla sonsuz özgürlüğü yakaladığımızı, kimseye bahşedilmeyen bir ayrıcalığın bize verildiğini zannederiz. Bir nevi kendimize kumdan kaleler, sahte dünyalar yaratırız. Bu dünyanın hükümdarı olduğumuzu ve bunu kimsenin yıkamayacağını zannederiz. Ama hesap zamanı geldiğinde bu dünyayı yıkan yine biz oluruz. Bunun kendi hatamız olduğunu düşünmeden suçlarız, yargılarız, bizi anlamayanlara öfke duyar, hayattan elimizi ayağımızı çekeriz. 

Ama bilmeliyiz k, hepimizin içinde bir İkarus kimliği yatar. Biz ne kadar yanılıyorsak, başkaları da yanılıyordur, biz ne kadar yok oluyorsak başkaları da yok oluyordur, biz ne kadar sahte dünyalarımız yıkıntısı arasında çaresizsek başkaları da çaresizdir.  Gözyaşlarımız aynı hüzünle aksa da, yalnızlığımız aynı şekilde can yaksa da, varacağımız yerin hepimiz için ayrı bir anlamı vardır.  Vardığımız nokta ,   hayat hikayemizin özüyle uyumlu bir yerdir. Yani zamana ne verdiysek onu almamız kaçınılmazdır. 

Dünyanın adaleti kimseye ayrıcalık tanımaz. Zamanı geldiğinde herkes nasibine düşeni yaşar. Bundan kaçış olmaması ise  aslında ruhumuzu güçlendirir, insani duygularımızı ön plana çıkarır. Bizden sadece , bu zaafımızın farkında olunması, yaptığımız her hatadan güçlenerek çıkmamız beklenmektedir. 

Ne kadar büyük bir mücadele yaşarsak yaşayalım, düşündüğümüzün tersine başkaları genellikle bize ne olduğunu ya da ne yaptığımızı umursamazlar. Dünya hala hakkımızda hiçbir şey duymamış ve duymayacak insanlarla doludur. Şu anda size kızmış olan ya da hayal kırıklığına uğrattığınız insanların büyük bir çoğunluğu  kısa zamanda hepsini unutacaklardır. İtibarınızı kaybedişiniz, kayıtsız dünyanın unutkanlığında kaybolacaktır. Dalgaların yuttuğu ve gizlediği yalnızca İkarus değildir: aynı gizlilik en büyük hatalarımızı ve utançlarımızı da beklemektedir.

Gizli olanların eninde sonunda unutulacağı ve yeni yanılgılara gitmemizin kaçınılmaz olduğu gerçeği, kimbilir belki de varoluşumuzun temelidir. Ne derseniz?