fbpx İSTANBUL SÖZLEŞMESİ: NEDEN ŞİMDİ? | Mamak Havadis

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ: NEDEN ŞİMDİ?

Bir sabah kalktılar. Haberleşmeseler de o gece hepsi için aynı geçmişti. Liberal mi liberal,  renklenmiş sakalı ile rüya gezgini, fener aydınlığındaki yüzü ile eskinin aksakallı sapığı o gece rüyalarına girmişti. Rüyaları ıslanmıştı bilmiyorum.   Ertesi sabah uyandıklarında birbirlerine günaydın yerine  ‘İstanbul Sözleşmesi’ dediklerini ayrımsadılar. Gugukçuluk ederken liberal rüya gezgininin üfürmesiyle hukukçu kesilen, ekranların akıldan piyade yapma çiçekleri her saat her tartışma programında açmaya başladılar. 

Açık Öğretim Fakültesi Toplumbilim (Sosyoloji) Fakültesinde lisans düzeyinde okutulan derslerden birinin adı Toplumsal Cinsiyet dersidir. Dersin fakülte ders programına konulduğu tarihin İstanbul Sözleşmesi imza tarihi ile ilişkisi olduğuna yemin edebilirim! İşte o derste okutulan kitapta yazılanları bilmezseniz eğer sınavda kalırsınız. Kalmamak için öğrenilmesi gerekenler şunlardır:

Toplumsal cinsiyet tanımı hegemonyanın küresellik silahının kıran olarak baş kestiği, ulusalcılığı söndürmeye çalıştığı 1980li yıllar civarındadır. Öncesinde yok muydu? Vardı! Ancak feminist çalışmalar içindeydi. Feminist çalışmalar niye vardı peki? Üreten, üretim araçlarının sahibi olması yasaklanan çalışanlar kadın erkek diye ayırtılmadığı için güçlü bir cephe oluşturmaya başlamışlardı. Kadını çocuk doğuran kuluçka makinesi olarak gören mantıkçı pozitivist çağın ruh hekimi Sigmund Freud’un gücü bile yaşam dirimsel cinsiyet farklılığın dışında kadın ve erkeğin ayrı ayrı düşünülmesine yetmemişti. Kafa karıştırma etkisi büyük daha kıyıcı bir silah gerekmekteydi. Feminizm bu arayışın sonucudur. Ortaya çıkar çıkmaz tıpkı toplumsal cinsiyet gibi toplum bilimdeki köşesine yerleştirilmiştir.  Ders kitabında ‘… Toplumsal cinsiyet çalışmalarını feminist çalışmalardan ayrı tutmak olanaksızdır’ diye yazar.  Anımsatmak isterim; FEMİNİZMİN BAŞARISI; İSTANBUL SÖZLEŞMESİ başlığı altında olsaydı sözde konu aynı coşku ile ele alınır mıydı? Sanmam!  Dahası, toplumbilim dışında Feminist Toplumbilimi diye ayrı bir alan açmaktan söz edenler sanıldığından daha çöptür. Bilim, bilim alanı, akademisyen gibi giderek yozlaştırılan, değerinden yitiren sözcüklerin feminizm ile örtüştürülmeye çalışılması dokunulmazlık kazanmak içindir. 

Görüldüğü üzere süreç Kadın Çalışmaları (erkek çalışması diye bir şey yok oysa!) Feminist Çalışmalar ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları diye akmaktadır. İstanbul Sözleşmesinin yeniden düşünüldüğünde kaldırılması kaçınılmazdır. Böylesi bir düşüncenin dayanağı yurdumuz, kültürümüz, dilimiz, tarihimizdir.  Toplumsal varlığımız, toplumsal bilincimiz toplumumuza özgü koşullarla tanımlıdır. Tanzimatçı Hanım ve efendilerin (dilerseniz hanımefendi diyebilirsiniz) renk anlayışına bağlı şekillenen rol dayatması bu tanımın yerine geçemez.  

Toplumsal rol dendiğinde toplumsal gibi olan, gerçeklik taşımayan ancak taklide dayanan bir edim anlaşılmalıdır. Rol edimi tiyatroda kurgusallığa gerçeklik kazandırmak içindir. Çocuklarda ise bilişselliğin gelişmediği dönemlerde öğrenmenin doğal yollarındandır.  Toplumsal var oluş, toplumsal bilinç rol değildir. Nesnelliğe bitişik bir gerçekliktir. 

İşte tartışılan budur. Kadın cinayetleri değildir. Tartışılan kadın cinayetleri olsaydı demokratik kibrinden geçilmeyen İsveç’in kadın öldürmede açık ara Avrupa şampiyonu olduğunu öğrenirdik. Birkaç Avrupa ülkesinde öldürülen kadın sayısının katlanarak sürdüğü gene öğreneceklerimiz arsında olurdu! Oysa bu rakamsal verilerden habersiz boyuna konuşuyoruz. Neden şimdi?

Ulusal nitelikli bir bağımsızlık savaşına muhalefet etmek zordur. Çocuklarınıza bıraksanız da onların asıl serveti sizden kalan utanç ve ihanet olacaktır. Bu nedenle muhalefet diye sakız çiğneyen sözde muhalefet partilerinden i,ç çıkmayınca 12 Eylül belasından sonra Kapatılan partilerin yerine geçen, siyaset ağası sivil toplum kuruluşları devreye girmişlerdir. Liberal ahlak hegemonyanın hizmetine girdikten sonra dernekler, platformlar vs. aracılığı ile ham nitelikli gelişmemiş muhalefet sergilemeye soyunmuyorlar. Olan bu!

Şaka bir yana eskinin aksakallısı şimdinin renkli, sakallısı pedofilik rüya gezgini ihtiyarlamayan hegemonyanın kadrolu sapığı neticede kurgusal bir karakter. Daha beteri kişilerin kulağına üflenenleri kendi düşüncesi gibi ifade etmesidir. Düşünce özgürlüğü adına yol açtıkları gelişigüzelliğe eylem demeleri ise acınası gülünçlükte bir diğer haldir!

Not: Türkiye’nin imza koyduğu uluslararası sözleşmelerin ülkede geçerli hale gelmesi TBMM kararına bağlanmıştır. Şimdiki Anayasanın 90.maddesi Birleşmiş Milletlere girdiğimiz tarihten bu yana hep vardı. (Eski Anayasaları bilmiyorum)  Anayasanın 90. Maddesinin bir kabahati yok. İstanbul Sözleşmesi TBMM’de oylanmış ve kabullenilmiştir. (öyle ya da böyle; ayrı bir tartışma konusu) Görmediğimiz şudur: TBMM usulüne uygun yöntemleri kullanarak herhangi bir yasayı kaldırabilir, madde ekleyebilir, yeniden yazabilir. Ancaaak……

Hangi güç meclisin dışında bunu belirleyebilir? Hiç! Çünkü işgal kuvvetlerinin güdümünde değiliz. Oyropa sevicisi değiliz. Hele biat etmek? Aksakallı bile size böyle bir rüya sunmaya kalkamaz!