fbpx Karanlığa düşen çığlıklarım… | Mamak Havadis

Karanlığa düşen çığlıklarım…

Güneşim ha doğdu ha doğacak, karalardan bir aralık bulursa hayata göz kırpacak…
Saat sabahın 05.30 Geceden kalma umutlarımı yatağımın üzerinden topladım kalktım düşsel hayatıma başladım artık…
Sabahın bu saatinde dün gece üstüne ayazdan korunmak için örtündüğü kara yorgan şehrimin üstünde hala. Yorganın altında uyanıp sokağa firar eden olsa da şehrim derin bir uykuda.
Gün doğarken kalkmalı insan dostum; kâinatın uyanışını seyretmeli. Bakıyorum gecenin karasını yırtmak için gözlerimdeki hançeri feryat ile görülmeyen ufka doğru seğirttim aniden.
Ve durdum ki tık nefes aniden, atlaslar yırtıldı sabahın alaca karasında, bir ucunda düşlerim, diğer bir ucunda ben; kaldığım yerden düşündüm bunca yaşadığım hayatı, kazandıklarımı, kaybettiklerimi. Kaç nefes almıştım acılarımın üstüne ser/ hoş olup yıkılmak için… Geri gelir miydi yıkılsam ser/ hoşluktan acaba acılarımdan önceki hayat…

Hiçbir zaman olmayacağını da biliyorum!..
Her şeyi sil baştan yaşayacağım bir hayat sunulsa. Bu hayatın bir silgisi olsa da tekrar baştan yaşayabilsem…
Karanlıklara düşen çığlıklarımın içine tebessümlerin hâkim olduğu bir yaşam girebilse...
Bir yaprak gibi titreyen yüreğime su serpebilecek pencereler açılsa...
Gelse aniden aşk kokan ılık nefesinden bir yudum öpsem, yüreğim titrese, elim ayağım kesilse, dizlerimin üstüne boş bir çuval gibi heyecanla düşsem ve tutunsam peri bulutların saçlarına ayağa kalksam______
Silsem silsem ve dahi tekrar tekrar silsem... İç çektiğim günleri bir hayat silgisiyle yok edebilsem.
Ya da bohçalasam deryaları, taksam asamın uçuna, kaldırıp sırtıma vursam çıksam dağlara… dağların acısı batsa ayaklarıma, aksa gözümden damla damla, sel olup coşsa, yeniden derya olsa acısız, varıp gitse sevdanın karnına, mumdan kayıklara binip, versem döşümü rüzgara, aşıp denizleri ulaşsam karaya, vursam kendimi kara toprağa. Yeşerir miyim yeniden, filiz atar mıyım yeşilin bir ucundan, karanlığımı yırtıp çaresizce bakar mıyım yeni doğumuma…
Öyle bakmayın garip tavrıma, hor görmeyin bu yetimi, yelkensiz teknelere döndüm içime çöken acısıyla hayatın…
Ah kalbimin mumdan yapılmış yetim kayığı, içindeki benle geçmeye çalışıyorsun oynak, kıpır kıpır kıvrak dalgalı zaman deryasını… Haydi şimdi; yetim kayığımdan bırakıver sulardaki ışıyan yakamozların üstüne düşümü. Kurtulsun mahpusluktan, hürriyetine kavuşsun…
Aşkın yalın acılığı dolmuş içime, ser/hoşum… başım mı dönüyor yoksa dünya mı? Yarılsın artık bu tekne, alsın beni deniz, çaresiz…

Demiş ya bilge adam “JACOB RİİS”
“Çaresiz kaldığım zamanlarda gider, bir taş ustası bulur seyrederim. Adam belki yüz kere vurur taşa. Ama değil kırmak, küçücük bir çatlak bile oluşturamaz. Sonra birden, yüz birinci vuruşta taş ikiye ayrılıverir. İşte o zaman anlarım ki; taşı ikiye bölen o son vuruş değil, ondan öncekilerdir”
Sabırla beklenen, itinayla başlanılan, her olumsuzluğa karşı ümit besleyen hangi insan sonunda mükâfatını almaz?

Her türlü engele rağmen, ulaşmak istediği yere giden birini yolundan kim döndürebilir?
İdealist olmakta böyle bir şeydir işte.
Aşk’ta, iş’te, gelecekte, hayallerde…
İdealist olmak ve ne istediğini gerçekten bilmek… Nasıl bir insan olduğunu anlamak ve hayalindeki sana ulaşmak için çabalamak.
Bazen çok çalışmak, bazen seyirci kalmak, hiç konuşmamak…
Gelen derdin şifasının da geleceğini bilerek güvenmek ve beklemek.
İstemeyi bilmek, doğru istemek…

Bunlar neden benim başıma geldi?
Diye hayıflanmak yerine, zamanı olan ve biteni şimdiki zaman ile kabullenmek ve kendini sorgulamak. Hep sen yaşamıyorsun kırıklıkları, hep senin canın yanmıyor, tek sen üzgün değilsin kaybettiklerine, sen değilsin zaman zaman yok sayılan böylesine.

Hayat mucizelere o kadar açık bir deniz ki, hiç ummadığın anda duruverir dalgalar ve alabora olmamış gibi sükût içinde duruluverir karışıklıklar. Bulutlu bir havanın aniden güneş açması gibi aydınlanıverir içindeki sokaklar.
Ne kadar üzgün olsan da, her yeni gün de ümitlerin var. Sonunu merak ettiğin bir dizinin bölümlerini bekler gibi geçer haftalar, aylar belki de yıllar. Çaresizce bekler durursun. Tam da ümidini yitirdiğinde mutlu sona bağlanır en acıklı sandığın olaylar.
Ve işte o an düşün kendi kendine tekrarlayarak;
Çaresizliği öğrendiysen. Başarılı olmayı da öğrenilebilirsin de kendine. Sende sandığından fazlası var! Deyiver iç sesine…
…devam et başlamışken sözlerine…

Dostum gelebileceğin en iyi yerde değilsin. Yeni bir hayat için gereken, yeni bir akıldır. Doğru şeyi yapmak için yanlış zaman yoktur. Rüzgârı suçlamayı bırak, yelkenleri kullanmayı öğren!..
Eğer seyirci koltuğundan sıkıldıysan, sahneye çık. Zirvede her zaman bir kişiye daha yer var. Her şey seninle başlar! Başkaları yapabildiyse, sen de yaparsın. Hayatta ya tozu dumana katarsın, Ya da tozu dumanı yutarsın. Seçim senin!..

Dersin ve _____ düşünürsün bir an durur, uzatırsın tekrar elini, sessizce karşında oturan, adı hayat olan arkadaşın, masa sırdaşın kristal kadehe… bir iki yudum kalmıştır dibinde, bir yudum daha çekersin sert bir şekilde, sonra kısık ve rüzgarla vuslat olmuş mumun alevi edasında bir sesle dersin ki ona;
Ne güzel birine “İyi ki varsın” demek...
Ne güzel bir şeydir birini koşulsuz, kuralsız, hiç beklentisiz olduğu gibi kabul etmek. Ve ona “iyi ki varsın” diyebilmek.
Ne güzel bir duygudur hayatında çok sevdiğin, değer verdiğin, gönlünün en güzel yerinde taşıdığın insanlara ”iyi ki varsın” diyebilmek
Sevgiyle dolabilmek, ruhumuzun sevgiyle beslenmesine bağlıdır.
Sevgiye kapalı bir insan, yaşamın tüm güzelliklerine de kapalıdır.

Antik Yunan okullarının kapısında yazarmış; "Biz hayat için öğreniriz" diye
Bilemezsin yaşam ne gösterir. En umutsuz bakışında bile mucizeler gizlidir. Bitti dediğin yerde başlangıçlar belirir.
Bizler; “Kullanma kılavuzunu yanımıza almadan geliyoruz dünyaya.”
Nasıl yaşamamız gerektiğini yaşarken öğreniyoruz. İlk derslerimizi annemizden alarak, hayallerden yapılma bir hayatı, aynı anda hem ilk hem de son kez yaşıyoruz.
Sonra iki dönem halinde geçiyor ömrümüz: Okul hayatı ve hayat okulu, Okul hayatının amacı bizi hayat okuluna hazırlamak, ancak hayat okulunda en çok lazım olan bilgiler okul hayatında öğretilmeyenler.

Bu yüzden çoğumuz, hayatın başarı sınavlarında boş kâğıt veriyoruz!
Hayatımız biraz seçimlerimizin sonucu, birazda bizimle ilgili yapılan seçimlerin. İstekler ile mecburiyetlerin, hayaller ile gerçeklerin çatışmasından kendimize güzel bir hayat hikâyesi çıkarmaya çalışıyoruz. Hayattan istediklerimizi almak için sahip olduğumuz en güçlü aygıt ise ’’başarı’’.
Başardıkça seçeneklerimiz çoğalıyor, özgürlüğümüz genişliyor, seçen biz oluyoruz. Başarısız kaldıkça seçeneklerimiz daralıyor, gücümüz azalıyor, seçilen biz oluyoruz. Başarı hayatımızı genişletiyor, başarısızlık içimizi daraltıyor!

Bu yüzden birçoğumuz başarmak için yaşıyoruz...
Bakarsın taş birden ikiye ayrılıverir… Başarmışsındır kim bilir…
Ama!.. işte koca bir aması var bu işin hem de olmazsa olmazı…
“SEVGİ” dostum “SEVGİ…”
Sevgi olmazsa kalbimizde, bunları başarmak mümkün değildir.
İçinde sevgi olan her şey güzeldir.
Haydi o zaman dostlar kulak verin şu sözlerime:
Sevgiyle, sevdiklerinizle tüm kirlenmişliklerden uzak, mutlu gülen bir yüzle, sevin, sevilin, hayat sevince güzel ve diyelim her bir cümleye; atalarımızdan emanet aldığımız bu Vatanın sahipleri yalnızca bu Vatanı karşılıksız seve bilenlerdir… Sevgi dolu, mutlu ve umutlu, acısız, gözyaşsız günler dilerim sizlere...

Gönül soframdan gönül sofranıza sevgi ve muhabbet gönderiyorum…

10.12.2017