fbpx KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA, YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ! | Mamak Havadis

KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA, YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ!

Yazıya başlık olarak, yıllardır alanlarda attığımız önemli ve anlamlı bir sloganı seçmemin nedeni, yaşadığımız sürecin öğrettikleridir. Zira Dünya'yı etkisine almış olan salgın, bizim yıllardır attığımız sloganda dile getirdiğimiz gibi, insanların bireysel kurtuluşunun mümkün olmadığını gözler önüne seriyor. Evet, 2019 yılının sonlarında Çin'in wuhan kentinde ortaya çıkan ve hızla yayılarak, tüm dünyayı etkisine alan, Corona virüs (Covid 19) yayılmaya, insanların sağlığını tehdit etmeye ve can almaya devam ediyor. Hatırlayacaksınız, virüs'ün ortaya çıktığı ilk zamanlarda, gerek bilim çevrelerinden gerekse devlet yönetimlerinden, yapılan açıklamalarda virüs'ün yaz aylarında etkisini kaybedeceği belirtilmişti. Ancak yaz aylarında olduğumuz bu günler de, Mayıs ve Haziran aylarında dünya genelinde, etkisi kısmen azalmış olan virüs salgınının, yeniden tırmanışa geçtiğini, dünya genelinde vaka ve ölüm sayılarında artış olduğu gözleniyor.

Elbette bunun, sistemden, ülke yönetimlerinden ve bireylerden kaynaklanan birçok nedeni var. Kuşkusuz, salgının yeniden tırmanışa geçmesinin en önemli nedeni, kapitalizmin bitmek tükenmek bilmeyen kar hırsı ve bunun neticesi olan üretimi sürdürme ısrarıdır. Özellikle Türkiye gibi ülkelerde salgının tavan yaptığı dönemde bile işyerleri aralıksız çalışmaya devam etti. Türkiye'de sokağa çıkma yasağının uygulandığı hafta sonu ve bayram günlerinde bile inşaatlar dahil, binlerce işyeri özel izinlerle üretime devam etti. Tabii ki, bu işyerlerinde çalışan yüzbinlerce işçi, şehir içi toplu taşıma ve servis araçlarında tıkış tıkış işe gidip geldikleri gibi, fiziki mesafe, maske, eldiven ve hijyen gibi tedbirlerin alınmadığı işyerinde bulaşı riski altında çalıştılar, yenekhanelerde iç içe yemek yediler. Dünya'ya baktığımızda ise Sosyal Devlet uygulamaları olmayan, kamu sağlık sisteminin yerinin, özel sağlık sisteminin aldığj, ülkelerde salgının etkisi daha fazla oldu. Şimdi gelinen noktada, sermayenin çarklar durmasın ısrarına direnemeyen yönetimlerin, salgın riski tamamen ortadan kalkmamışken, kısıtlama tedbirlerini esnetmeleri ve serbestleşmeye geçmeleri, topluma güven verdi ve insanlar, bireysel önlemleri kulak ardı etkileri için salgın tırmanışa geçti. Bu olay, eğitimin önemini birkez daha göstermiş oldu. Zira virüs salgını, her insanın kendisinin, çevresinin ve içinde yaşadığı toplumun sağlığını koruyacak kadar bilgiye sahip olması gerektiğini gözler önüne seriyor. Tüm bunlara ülkeleri yönetenlerin, salgını kendileri için destek fırsatna çevirme hesabı içinde olmaları ve salgınla mücadelede kendilerini başarılı gösternek için, vaka ve ölüm sayılarını gizlemeleri de eklenince, dünya'nın bu salgını kısa sürede atlatacağını düşünmek kendimizi kandırmak olur. Salgının yeniden tırmanışa geçmesin de, insanların almaları gereken bireysel tedbirleri almamalarının önemli bir payının olduğu da gerçektir.

Görünen o ki, Dünyamız, yaşadığı bu bir virüs salgını sonrasında yeniden yapılanacaktır. Ancak gerek bu salgına yol açan nedenler, gerekse salgınla mücadele de devletlerin izledikleri politikalar, sistemin ciddi bir şekilde sorgulanması gerektiğini göstermektedir. Tüm bunlara rağmen, sermaye sözcülerinin, açıklamaları, salgını daha baskıcı ve totaliter devlet yapılanmalarına bahane edeceklerini gösteriyor. Tartışılması gereken bir başka gerçek ise sistemin, genel anlamda salgınla mücadele de yetersiz kaldığı gerçeğidir. Birçok ülkenin çalışmayı durdurmayıp sürdürmesi, mutlak suretle sorgulanmalı ve gelecekte bu tür salgınların yaşanabileceği göz önünde bulundurularak, hazırlıksız yakalanmamak için dünya çapında gerekli tedbirler alınmalıdır. Kuşkusuz bu salgının ortaya çıkardığı en yalın gerçek, güçlü kamusal sosyal güvenlik sistemi bulunmayan ve sağlık sistemini özelleşrilmiş olup, özel sağlık sistemine kaynak aktaran devletlerin, salgınla mücadelede yetersiz kaldıkları gerçeğidir.

Yıllardır, bilim insanlarının, demokratik kitle örgütleri ile çevre örgütlerinin uyarılarına kulak tıkayan ve yaptığı doğa tahribatı ile insanlığın salgınla karşı karşıya kalmasına yol açan, kapitalizm şimdi salgını fırsata çevirmenin hesabı içindedir. Bu nedenle, salgınla mücadeleyi bırakmış bulunuyor. Şimdi uygulanan politika, ölen ölür kalan sağlar bizimdir politikasıdır. Burada yapılması gereken, sistemin, salgını yaşamımızı topyekün kontrol altına alma fırsatına çevirme politikasına düşmeden, bireysel tedbirleri elden bırakmamak ve kendi sağlığımızdan sorumlu olduğumuz kadar diğer insanların sağlığından da sorumlu olduğumuz gerçeğini göz ardı etmemektir. Zira virüs, insandan insana yakın temasla bulaşmaktadır. Kuşkusuz bu bulaşmayı önlemenin yolu bilim insanlarının uyarılarını dikkate almak ve bireysel tedbirleri harfiyen uygulamakta geçmektedir.

Evet, salgına yol açan sistem sorgulanmalı ve her insan, Dünya'yı tahrip eden sernaye politikalarına karşı top yekün mücadele de üzerine düşeni azamisiyle yerine getirmelidir. Burada dikkat edilmesi gereken şey, bu mücadeleyi bugüne kadar olduğu gibi, kendilerini, çevreyi ve bir bütün olarak doğayı korumaya adamış, az sayıdaki çevre aktivistine bırakmamak ve dünya genelinde, kitlesel katılımlı, güçlü ve sonuç alıcı karşı çıkışı örgütlemektir. Diğer yandan artık her insan, birey olmadığının Bilinciyle hareket etmeli ve sadece kendisinden sorumlu olmadığını, aksine her insan, çevresinde yaşayan diğer her bir insanın, sağlıklı kalma ve sağlıklı yaşama hakkının korunmasından sorumlu olduğunun farkında olmalıdır. Kısacası artık hepimiz, kendimizin, üzerine titrediğimiz çocuklarımız ile torunlarımızın ve sevdiklerimizin sağlıklı olmasının ve yaşamlarını sağlıklı sürdürmelerinin, en yakın çevremizden başlayarak, ülkedeki ve dünyadaki tüm insanların sağlıklı olmaları ile mümkün olduğunun bilincinde olmalıyız.

Yine ezilenlerin, yoksulların, emeğiyle yaşayanların, güvencesiz ötekilerin bilmeleri gereken, bir başka şey ise bu tür salgınlardan korunabilmelerinin yolunun, evrensel dayanışmayı gerçekleştirmekten geçtiğini bilmeleridir. Bu virüs salgınında sıkça, virüs'ün eşitlikçi olduğu, zengin yoksul farkı gözetmeksizin herkese eşit bulaştığı yönünde güzellemeler duyduk. Ancak gerçek bu değil. Zira herşeye kar mantığıyla yaklaşan kapitalist sistemde, virüs'ün bulaşmasında ve bulaştığı kişilerin tedavisinde eşitlikten söz edilemez. Evet çeşitli hastalıklara yol açan, mikrop, bakteri ve virüsler bulaşmada fark gözetmezler. Farkı ortaya çıkaran, bireylerin toplumsal konumlarına göre sahip okdukları madi olanaklardır. Yaptıkları iş, çalıştıkları ortam, beslenme olanakları, yaşadıkları kentler ve konutlar hastalığa yakalanma da belirleyicidir. Yine hastalanan bireylerin, gerekli sağlık hizmetlerine ulaşma olanakları da toplumsal konumlarıyla yakından ilgilidir. Özellikle sosyal güvenceden yoksun, kamu sağlık sistemi yok denecek kadar zayıf, özel sağlık sisteminin sağlık sisteminin ana omurgasını oluşturduğu ve paralı sağlık sisteminin yaygın olduğu ülkeler de, zenginle yoksul hastalığın tedavisinde eşit şartlara sahip değildirler. Zira buralar da parası olmayan yoksulun sağlık hizmetine ulaşma olanağı hemen hemen hiç yoktur. Hal böyleyken eşitlikten söz etmek mümkün değildir. O zaman, Dünya genelinde bu eşitliği sağlayacak, tedbirlerin geliştirilmesi için, dayanışma ağları geliştirilmeli, ülkeler üstü bir sağlık sisteminin oluşturulması hedeflenerek, bunun için ciddi mücadeleler verilmelidir.

Kuşkusuz, bu salgının, insanlığa verdiği en önemli ders, insanlığın kurtuluşunun, tek tek ülkelerden başlayarak, Dünya genelinde verilecek ortak mücadeler de olduğu gerçeğidir. Zira artık Dünyanın herhangi bir yerinde ortaya çıkacak olan, böylesi bir salgın, çağımızın küçülmüş dünyasında hızla yayılacak ve milyarlarca insanın tamamının sağlığını tehdit edecektir. O zaman şimdi yüksek sesle; "Kutuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!" demenin tam zamanıdır.

Sağlıklı kalın!

Veli Beysülen