fbpx MODERN ÇAĞIN KİMSESİZ KÖLELERİ | Mamak Havadis

MODERN ÇAĞIN KİMSESİZ KÖLELERİ

*MODERN ÇAĞIN KİMSESİZ KÖLELERİ*

1

Ülkemizin her gün biraz daha kanayan yaraya dönüşen mülteci sorunu,en acil ve en insani şekilde çözülmesi gereken sorunlardan biri olarak önümüzde duruyor demeyeceğim,önümüzde hızla büyümeye devam ediyor. Eğer bu sorun acil olarak çözümez ise bedelini yıllarca çocuklarımızın da  ödeyeceği sosyal çatışmalara,ekonomik sorunlara,kültürel yozlaşmalara dönüşeceğini unutmamak gerekiyor. 

 15 Aralık 2019'da Karınca Gazetesi'nde Altan Sancar'ın yaptığı Ankara'da dilendirilen mülteciler haberi bu konuyu başka bir noktadan da ortaya koymuş olması açıdından çok önemli. İşte o haberden dikkatle okunması gereken başlıklar.

Türkiye’nin başkentinin işlek noktalarından birinde iki mülteci. Suriye ve Afganistan’dan Avrupa’ya gidebilme hayali kurarak Türkiye’ye geldiklerini ve dilendirilmeye başlamadan önce düşük ücretler karşılığında çalışmak zorunda kaldıklarını hatırlatan mülteciler, kendilerini “Çağın kimsesiz köleleri” olarak tanımlıyor. Gazeteci Altan Sancar, çeteler tarafından dilenmek zorunda bırakılan mültecilere ve onların içinde bulundukları koşullara mercek tutuyor.

Türkiye’de mültecilerin geleceğine ilişkin tartışmalar gündemdeki yerini korumaya devam ediyor.

Tartışmaların gölgesinde ise Ankara’da, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) çok da uzağında olmayan sokaklarda mülteciler dileniyor.

Mülteciler sanılanın aksine kendileri için değil, üzerlerinden para kazanan çeteler tarafından dilendiriliyor.

Ankara’nın eğlence hayatının merkezindeki sokaklarda dilenmek zorunda bırakılan Suriyeli ve Afganistanlı insanlar, kendileri üzerinden kazanç elde eden çetelerin mültecileri nasıl kullandıklarını ve sokaklarda kaybolan hayallerini anlatıyor.

Suriye’de yaşanan iç savaş ile birlikte Türkiye’ye gelen 4 milyondan fazla mülteciden biri de Zakariya. Beraber dilendiği arkadaşı Karim ise Afganistan’dan gelen mültecilerden.

Onların aktarımına göre kentte faaliyet gösteren bir çete “Avrupa’ya gitmenize yardım ederiz” diyerek mültecileri dilenmeye itiyor.

Çete, sınırdan geçiş karşılığında talep edilen ücretleri ödeyemeyeceğini bildikleri mültecilere “Bizim için dilenerek bunları ödeyebilirsin” diyor.

Çetenin Avrupa sözü verdiği mültecilerden ise hiçbiri bugüne kadar ‘borçlarını ödeyecek’ kadar para kazanamamış.

Çetenin insan kaçakçıları ile de ilişkili olduğunu söyleyen mülteciler, sınırdan geçirilen ve çetenin istediği şekilde olan mültecilerin çete üyeleri tarafından teslim alındığını belirtiyor.

Çete hiçbir mülteciyi zorla tutma yoluna gitmese de onları, dilenmek istemeyenlerin akıbetini anlatarak korkutmaya çalışıyor.

Kayıtsız olan, iş bulamayan ya da düşük ücretler ile geçinemeyen mülteciler de çetenin hedefinde.

Türkiye’de yaşamak isteyen mültecilere daha iyi bir hayat sözü veren çete üyeleri, mültecileri tuttukları küçük evlerde barındırıyor.

Çetenin yalan söylediğinin farkına varan mültecilerden kaçanların sonu ise çoğu zaman Geri Gönderme Merkezleri oluyor, çünkü kaçanların polise ihbar ediliği belirtiliyor.

Söz konusu çeteden habersiz, izinsiz Ankara’da dilenmek ise neredeyse imkansız. Çete üyeleri bunu yapan mültecileri zabıta veya polise ihbar ederek kendi alanlarını korumayı deniyor.

Çetenin üyelerinin mülteciler üzerinden aylık 100 bin liradan fazla gelir elde ettiği iddia ediliyor.

Suriyeli Zakariya: Tek hayalim bir aile

Halep’ten 2014 yılında ayrılmak zorunda kalan Zakariya, Türkiye’ye geldiği ilk aylarda Urfa Akçakale’de bulunan mülteci kampında kalıyor. Kaldığı kamptan da bir süre sonra ayrılarak, önce İstanbul’a gidiyor.

2017 yılında ise İstanbul’u da terk ederek ‘Daha kolay yaşayabilme’ umuduyla Ankara’ya geliyor. Çete ile ilk tanışması da Ankara’ya adım attığı zamanlara denk geliyor.

Suriye’de marangoz çırağı olarak çalışan, ancak Türkiye’de emeğinin karşılığını alamayan Suriyeli genç, Ankara’da bazı barlarda gece bekçisi olarak çalışıyor.

Gece bekçiliği yaptığı sırada tanıştığı bir Suriyeli aracılığı ile çetenin eline geçen genç Suriyeli 2017 yılının yaz aylarından beri dilencilik yapıyor.

Mamak’ta kentsel dönüşüme tabi tutulan bir mahallede kendisi gibi yurdunu terk etmek zorunda kalan sekiz kişi ile aynı evde bulunduğunu anlatan Zakariya, yalnızca karnını doyurup, sıcak bir evde uyuma şansı olduğu için dilenmeye devam ettiğini söylüyor.

Çetenin “Paradan pay veririz, kalacak evin olur. Paranı kazanınca da Avrupa’ya geçersin” sözleri ile yeni bir hayat kurma hayali kuruyor.

Ailesini Suriye iç savaşında kaybeden Zakariya, “Annem, babam ve küçük kardeşim öldü. Ablam ise kocası ile birlikte Avrupa’ya gitti ve bizi unuttu. Ailem yok, ülkem yok; tek hayalim bir aile ve bir ev” diyor.

Kızılay yasaklı bölge
Hayalleri için çabalayan, ancak hayallerine kavuşamayan Zakariya, çetenin kendisini zorla tutmadığını ısrarla vurguluyor.
Suriyeli genç, “Polisler kaydım Urfa’da diye beni oraya, oradan da Suriye’ye yollar” diyerek çaresizce çetenin elinde kalmaya devam ettiğini anlatıyor.

Zakariya çetenin elinde kendisi gibi sekiz ‘kayıtsız’ mültecinin daha bulunduğunu, çetenin çaresiz olduklarını bilmelerinden dolayı bunu kullandığını da söylüyor.

Günün ilk ışıkları ile kentin işlek noktalarında sıkışan araç trafiğinde dilenmeye başlayan genç, hava karardıktan sonra ise eğlence mekanları ve kafelerin olduğu Bahçelievler semtine geçiyor.

Kızılay ise kendisi için yasaklı bölge, çünkü bölgede bulunan polis ve zabıtaların kendisini yakalamasından korkuyor.

Türklere benzeyen Afganistanlılar tercih ediliyor

Türkiye gündeminde uzun zamandır yer alan Suriyeli mültecilere yönelik nefret söylemlerinden kendisinin de etkilendiğini anlatan Zakariya, çalışmak istediğinde “Suriyelisin, ne verirsek onu kabul et” sözlerini duyduğunu söylüyor.

Suriyeli gence göre mülteciler “içinde bulunduğumuz çağın kimsesiz köleleri” olarak görülüyor.

Çetenin ayrıca, ‘Türklere daha çok benziyorlar’ dediği Afganistanlıları kullanmaya başladığını anlatan genç, “Van ve Iğdır’dan, otogarlardan Afganları buraya getiriyorlar. Ankara’daki Afgan sayısı yavaş yavaş artıyor. Çocuklar caddelerde, yetişkinler cami önlerinde dileniyor” diyor.

Suriyeli mülteci kendisiyle aynı evde kalan ve beraber dilendikleri Afganistanlı mülteci Karim’i yanına çağırıyor.

Afganistan’dan Türkiye’ye uzanan bir hikaye

Karim, 45’li yaşlarında ülkesinden ayrılarak Türkiye’ye gelmek zorunda kalan bir mülteci.

Van otogarındaki işletmelere emniyet tarafından “Afganlara bilet satmayın” talimatı verildiğini ve otogarda mahsur kaldığını anlatan Karim, orada tanıştığı bir çete üyesi tarafından önce Batman’a götürülüyor, oradan da Ankara’ya getiriliyor.

Karim’in Türkiye’ye uzanan hikayesi ise Taliban ile yaşadığı soruna uzanıyor. Köylerine gelen Taliban savaşçılarının kendisini “ABD ile işbirliği yapmakla” suçlaması ile ülkesinden ayrılma zamanının geldiğini anlıyor.

Aylar süren zorlu bir yolun sonunda hayallerinin ilk durağı Türkiye’ye geliyor. Hayallerindeki son durak ise çoğunda olduğu gibi Avrupa.

Çete tarafından, Afganistanlı mülteciye de “Paranı kazanıp Avrupa’ya gidebilirsin” sözü veriliyor, ancak bu söz asla tutulmuyor.

Afganistan’a dönmektense burada dilenirim, en azından Taliban öldürmez.

Afganistanlı mülteciler konusunda çetenin kesin kuralları var, öyle ki gözleri çekik olanlar özellikle bu alanda kullanılıyor.

Afganistanlılar, ‘Afganistan’dan geldim’ diyemiyor; Türk olduklarını, bozuk bir Türkçe ile ifade etmeye çalışıyor. Karim bu durumun nedenini “Türküz dediğimizde para veriyorlar, ama ‘Suriyeli değilsin değil mi?’ sorusunu da duyuyoruz” sözleri ile anlatıyor.

Karim, ülkesinde bir ailesinin olduğunu ve Avrupa’ya geçerek onları yanına alma hayali bulunduğunu ancak bu hayal için umudunun her geçen gün azaldığını söylüyor.

Afganistan’daki ailesinden haber alamayan Karim’in en büyük korusu ise kendisine ulaşamayan Taliban’ın ailesini öldürmüş olması ihtimali.

Zabıta ve polisin dikkatini çekmemek için her gün dilendikleri yeri değiştirdiklerini anlatan Karim, “Afganistan’a dönmektense burada dilenirim, en azından Taliban öldürmez” diyor.

‘Hayallerimiz öldü ama inadımız diri’
Çetenin elinde kaç mültecinin olduğunu bilmeyen Zakariya ve Karim, kaçmayı ise düşünmüyor.

Şaşkınlıkla sorulan ‘Neden?’ sorusuna Zakariya, “Hayallerimiz öldü, ama bizim inadımız diri” diyerek yanıtlıyor.

Tedirginlik ile konuşan mülteciler, kaldıkları evi gösterme talebimizi ısrarla geri çevirerek, “Arkadaşlarımızı da bizi de geri gönderirler. Bizim bizden başka kimsemiz yok, arkadaşlarımıza ihanet etmeyiz” diyor.

Mültecilerin dilendiği Bahçelievler’deki eğlence mekanlarına bir akşam sonra gittiğimizde ise Karim ve Zakariya’nın orada olmadığını, yerlerine başka dilencilerin geldiğini fark ediyoruz.

Yerlerine gelen mülteciler de tıpkı diğer iki mültecinin anlattığı gibi “Türküz” diyerek çevrede bulunanlardan para istemeye devam ediyor
Günümüz modern çağın kimsesiz kölelerine dönen mültecilerin sorunları görmemezlikden gelindiğinde doğacak sorunların hangi boyutlara geleceğini bilmek, ona göre ulusal ve uluslarası birlik ve dayanışma ile çözümler üretmek gerekliliği ortada dururken  umarım yöneticilerimiz üç maymunu oynamaya devam etmezler. 


*Evde Kal,Sağlıklı Kal TÜRKİYEM. 
*Karanlıklar Bitecek,Güneş Doğacak BİRGÜN

mustafaakgul06@gmail.com