fbpx NEREDEN ÇIKTI  BU YAŞLILAR? | Mamak Havadis

NEREDEN ÇIKTI  BU YAŞLILAR?

İlginç değil mi? Corona virüsün dünya çapında yayılmasıyla birlikte, dünyada yaşlı insanların yaşadığı keşfedildi. Neredeyse bu yaşlılarda nereden çıktı diye sorulacak. Zira bu yaşlılar, olmasa, biz bu virüsü rahatlıkla alt ederdik deme noktasında muktedirler. Hani bir laf var, Osmanlı maarif nazırlarından (Milli Eğitim Bakanı) birinin “Şu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim” dediği söylenir. Durum aynen öyle yaşlılar olmasa, şu virüsü yenmek kolay olacaktı. Peki yaşlıların bünyeleri virüse neden karşı koyamıyor? Onu hiç düşündünüz mü? Sanmam, çünkü düşünmek zahmetli bir iş.  Evet ya bugün, ilk defa karşılaşılan, ranta, savaşa, doğayı yok etmeye yatırılan milyar dolardan kendisine yeterli pay aktarılmadığı için, tehlikeyi önceden görebilme olanaklarından yoksun kalmış, bilimin bile şimdilik çare üretemediği, bu virüse karşı koyamayan o bünyeler, yıllarca yük taşıdılar, çalıştılar, didindiler, ürettiler yaşadıkları dünyayı gelecek kuşaklara, yani sizlere en iyi şekilde devretmeye adadılar hayatlarını. Peki sadece, çalışmak mı onları yıprattı? Elbette değil, sisteminizin, kar hırsı ile doğayı tahrip etmesi, havaya ve toprağa zehir pompalaması, sermayenin doymak bilmeyen kar hırsıyla sağlıksız ortamlarda çalışıp, sağlıksız konutlarda yaşamak zorunda bırakılmaları da o bünyelerde tahribat yaptı. Yani sizin anlayacağınız bu yaşlı kuşak, sisteminizin ölümüne çalıştırdığı dünün gençleri. 
 
Evet, günümüzde bilim ve teknolojide yaşanan gelişmenin, insanlığın hizmetine sunduğu tıbbi olanaklar, insan ömrünü uzattığı için, dünya da eskiden 50 bilemedin 60 yıl olan ortalama yaşama süresi şimdi 80’li yaşlarla telaffuz ediliyor. Bu nedenle artık dünya da daha çok yaşlı birey yaşıyor. Kuşkusuz Dünyadaki, bu demografik dönüşüm, devletlerin, sayısı gittikçe artan yaşlı bireylerin hem geçimlerini hem de sağlıklı yaşamalarını temin etmek için, bütçelerinden daha fazla kaynak aktarmalarına yol açıyor. Sağlık ve sosyal güvenliğin dönüştürülmesi üzerine yapılan tartışmalar, sisteme iyileştirmek gibi gösterilmeye çalışılsa da yapılan düzenlemeler, asıl niyetin, sağlığı ticari Meta’ya dönüştürmek suretiyle,
kamu sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerini tasfiye ederek, uluslararası sermayenin bu alanlara yatırım yapmasının önünü açmak olduğunu göstermektedir. .
 
Nitekim DB ve IMF gibi uluslararası finans kuruluşları, 1980’li yıllardan itibaren içinde Türkiye’nin de bulunduğu ülkelerin yönetimlerini sosyal güvenlikte dönüşüme zorlayan raporlar hazırlayıp, kredi vermenin ön şartı olarak dayattılar. Bu kuruluşlar, ülkeleri bağımlı hale getiren sözde ekonomik kurtarma programları ile borçlandırırken, hükümetleri sosyal güvenliği amacından uzaklaştıran ve sağlığın piyasadan satın alınmasına yol açan yasal düzenlemeleri yapmaya ikna ettiler. Bütün bu düzenlemeler yaşlı insanları güvencesiz bıraktı ve sıkıntı içinde yaşamalarına yol açtı.
 
2002 yılında yapılan Birleşmiş Milletler” uluslararası yaşlanma asamblesi” sonrasında yayınlanan yaşlanma 2002 eylem planının amacı “her yerde insanların güvenli ve saygın bir şekilde yaşlanmalarını ve toplumlarında bütün haklara sahip birer vatandaş olarak yaşlanmaya devam etmelerini garanti etmek şeklinde ifade edilmiş ve unutulmamalıdır ki, her yaşlı birey toplum içinde aktif olma ve aktif yaşlanma şansına sahip olmalıdır.” Şeklinde açıklanmıştı. Kuşkusuz asamble güvenli ve saygın yaşlanmayı önemli bir hak olarak tespit etmiştir. Bu tespitten hareketle, ülkeleri yönetenlerin, yaşlı insanların zorlanmadan bu hakka ulaşmalarını sağlayacak tedbirleri almaları ve gerekli teşkilatı kurmaları gerekir.
 
Elbette bütün bu gelişmeler, dünyayla paralel olarak yaşadığımız ülke Türkiye’yi de etkiledi halbuki, yapılan araştırmalar Türkiye’nin gelişmiş ülkelere göre daha genç bir nüfusa sahip olduğunu gösteriyor. Buna göre, gelişmiş ülkelerin birçoğunda ortanca yaş 45 ile 50 arasında iken, Türkiye’de 29’dur. Nitekim batı ülkelerinde %20-25 arasında seyreden 65 yaş ve üzeri nüfus oranı Türkiye’de %7,5-8 arasındadır. yani toplam nüfusu 83 milyon olan Türkiye’de yaşlı kategorisinde yaklaşık 6 milyon insan yaşamaktadır. 
 
Gerek uluslararası hukukta gerekse anayasamızda, soysal güvenlik herkes için, hak olarak tanınmıştır. Türkiye’de yüksek yargı organları Danıştay ile Anayasa mahkemesinin de birçok kararında; Sosyal Güvenlik, Anayasada ifade edilen Sosyal Devlet ilkesinin gereği olarak değerlendirilmiş olup, uygulayıcıların Anayasada yer alan devletin bu temel niteliğini zedeleyecek veya ortadan kaldıracak uygulamalardan kaçınmaları gerektiğini belirtmişlerdir. Çünkü sosyal devlet gelirin yeniden ve adil dağılımını sağlayıp, çeşitli nedenlerle, ekonomik gücü olmayanları koruyan devlettir. Anayasa mahkemesi kararlarında, sosyal güvenlik hakkını insan onuru ve yaşam hakkıyla doğrudan ilişkilendirmiş ve sosyal devletten kopmayı kesinlikle reddetmiştir. Anayasanın 2. maddesinin kesin hükmü ile bahsi geçen yargı kararlarının varlığına rağmen, Türkiye’de yaşlı nüfusa emekli aylığı ödemenin yanı sıra sağlığının korunması için, mali destek veren, sosyal güvenlik sistemi uzun yıllar tartışma konusu yapıldı ve tasfiyesi yönünde düzenlemelere gidildi. Bu düzenlemeler, toplumun dar gelirli insanlarını güvensizleştirdi. Kuşku yok ki, bu güvencesizlik en çok, yaşlı insanları vurmaktadır. Tüm bu gerçekler ortadayken, uzun yıllardır Türkiye’yi yöneten iktidarların, emeklilik ve sağlık hakkını ticari metaa haline getiren yasaları yürürlüğe koymaları, 13 milyon emeklinin yaklaşık %75’inin 4 kişilik bir ailenin mutfak giderinin karşılığı olan, açlık sınırının altında, tamamına yakınının ise yoksulluk sınırının altında aylık almasına yol açmış bulunuyor. Bu nedenle milyonlarca emekli ya ikinci işte çalışıyor ya da halen iş arıyor.
 
Hiç kuşku yok ki, bu durum emeklilerin sağlıklarının bozulmasına neden olmaktadır. Emeklilerin veya genel olarak, yaşlıların yaşam kalitelerinin yüksek olması, psikolojik ve fiziksel iyilik hallerine bağlıdır. Bu ise olumsuz çevre koşullarının giderilmesi, insanca yaşayacakları bir aylık verilmesi, sağlık hakkına ulaşmada kolaylık sağlanması, sağlık kontrollerinin düzenli ve zamanında yapılması, sosyal aktivitelere katılımlarını kolaylaştıran düzenlemeler yapılması gibi sosyal devletin gereklerinin yapılması ile mümkündür.
Elbette yaşlı bireylerin sorunları geçim sıkıntısı ile sınırlı değildir. Kuşkusuz, yaşam kalitesi ile yaşam memnuniyetinin yüksekliği veya düşüklüğü, bu insanların, yaşadıkları çevre, kent ve konutla da yakından ilgilidir.  Bu konuyla ilgili olarak, 2005 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından gündeme getirilmiş olan “Yaşlı Dostu Şehirler” yaklaşımı oldukça önemlidir. Ev koşulları, Ulaşım, Dış Mekanlar ve Binalar, Sosyal Katılım, Toplumda Saygınlık, Çalışma Yaşamına Katılım, İletişim ve Bilgilendirme, Toplum Desteği ve Sağlık Hizmetleri gibi, sekiz temel başlıkta özetlenen “yaşlı dostu şehirler” yaşlı sağlığına bütünsel bir yaklaşım sunmaktadır. Bu bakış açısının ve yaklaşımın, ülkeyi yönetenlerce kabul edilen ve uygulamaya konan bir çerçeveye dönüştürülmesi sağlıklı yaşlanma için temel koşuldur. Yaşlı dostu kentler projesi başka bir yazının konusu olduğu için buraya bu kadarını alıyorum.
Corona virüs’le mücadele için, alınan tedbirler çerçevesinde çokça tartışılan yaşlıların evlerinden çıkmamaları konusu, bütün bu gerçekler görmezden gelinerek, tartışılamaz.  Açlık sınırının 2.300 TL’ye dayandığı bu günlerde Cumhurbaşkanının tedbir olarak en düşük emekli aylığını 1.500 liraya çıkarıyoruz demesi, milyonlarca emeklinin açlık sınırının altında aylık aldığının itirafıdır. Diğer yandan, 2018 yılının ortalarından bu yana derin bir ekonomik krizin yaşandığı Türkiye’de, milyonlarca genç insanın işsiz olduğu, bu gençlerin ise bugün evlerinde kalmaları salık verilen, yaşlı insanların çocukları ve torunları oldukları unutulmamalıdır. Bütün bu gerçekler suratımıza şamar gibi inerken, ey yaşlılar birde sizinle uğraşmayalım hadi siz evlerinize demekle virüsün yayılması engellenemez. Zira genel bir karantina uygulanmadığı için, bu ülke de Öğrenciler ile yaşlıları çıktığımızda yaklaşık 50 milyon insan hareket halindedir. Evlerinde kalan yaşlılar, çalışan gençlerin eve taşımaları mümkün olan virüsün bulaşması riski ile karşı karşıyadırlar.
 
Ey yönetenler ile yaşlıları hastalıklı bireyler olarak görenler, siz halen nerden çıktı bu yaşlılar deme noktasında mısınız? Öyleyse size geçmiş olsun demekten başka yapılacak bir şey yok. Zira anlaşılan siz ciddi ciddi hastasınız.