fbpx OKUR- YAZARLIK VE SİYASİ PARTİ | Mamak Havadis

OKUR- YAZARLIK VE SİYASİ PARTİ

İlk öğrendiğimiz okumaktır. Yazma ardından gelir. Bu ardışıklık zihinsel öğrenmenin
gelişigüzel olmadığın kanıtıdır. TÜİK 2018’yılı için 6 yaş üzeri okuma yazma oranını
yaklaşık olarak yüzde te %97 olarak bildirmiştir.
Ne kadar okur-yazar olduğumuzla övünç duyabilir miyiz? Cumhuriyetin eğitim politikası
işlemiş olsaydı soruya olumlu yanıt verirdim. Egemenlerin kültürümüzü çürümüşlüğe
uğratma çabaları olmasa soruyu gene olumlu yanıtlardım. Oysa olumlu yanıtım yok. Üç kısa
örnek:
i. Seslilerin olmadığı ileti haberleşmesi,
ii. İngilizce sözcüklerin Türkçe okunuşları ile ve Türkçe takılar alarak kullanılması,
iii. İngilizce sözcük kullanımının Türkçe ’ye aynen uygulanması (yapılabilir karşılığı
olarak yapılabil denmesi gibi. Böyle bir küstahlığı, Türkçeyi ikinci dil olarak
öğrenen donuk zekâlı biri bile yapmaz)

Okur- yazar oranının yüksekliği adam gibi, okunduğu insan gibi yazıldığı anlamına gelir mi?
Hayır! Gazeteden söz ediyorum. Günlük gazete okuyan kaç kişi var? Yazmaya gelince.. Akla
ilk gelen sosyal medya denilen bataklık oluyor. Yazamayanlar sosyal medya kalemşoru
edalarında 140 harfle döktürüyorlar. Adsızlığı yeğ tuttuklarından ruhlarındaki çarpıklık hangi
kertede yüzlerine yansıyor bilemiyorum. Muhakkak yansıyordur.
Okuryazarlık konusunda TÜİK’in bildirdiği yüksek oran ne anlatıyor? Ya da anlattığı neden
bu satırların yazarı olduğu gibi yaşayan yurtseverlerin yüreğini yakıyor? TÜİK’in verdiği
nüfus sayımı sırasında saptanmış doğru bir oran. Yanlış olan okumak ve yazmak denince ne
anlaşıldığı! İnsan zihninin görkem dolu temel edimi yozlaşınca ne okumak okumaya ne de
yazmak yazmaya benziyor. Dedikodu üreticiliği ve dinleyiciliği okumanın küfür etmek ve
duyarlık adına kuduz saldırganlığı ve cehaletle taçlanmış öfke yazmanın yerine geçiyor. Bir
ara kulak verin; aynı yerde bulunman sözde aynı edim odağında toplanmış insanların ne
konuştuklarına! Aynı insanların feysbuk, tivitter, vatsap gruplarında neler yazdıklarına bir
bakıverin; içiniz kaldırırsa döktürdüklerini(!) okuyuverin.
Varacağımız sonuç şudur: Seslerin karşılığı olan simgeleri (harfleri) bilebilir okuyabilirsiniz.
Heceleri çatabilir sözcük oluşturabilir hatta cümle kurabilirsiniz. Ancak bu bence okuryazar
olduğunuzu göstermez.

Gazete okuryazarı mısınız? Yani bir haberi okuyup üzerinde 250 sözcükle sınırlı bir yorum
yazabilir misiniz? Yazabilmek için anlama çabası gerekir. Okumak anlam aramaya bitişik bir
eylemdir. Anlam arayabilmek için okuduğunuz haberle ilişkili yanıt almayı hak eden en az üç
tane soru sorabilmeniz gerekir. Anlam aramaz ya da var olanı bulamazsanız yazacak tek bir
sözcüğünüz olmaz. O vakit siz boş yere gazete okuryazarıyım demeyin.
Siyasal parti ile okuryazarlığın ilişkisi ne olabilir? İlişkisi var. Ancak bu ilişki TÜİK
yüzdesinde yer alan okuryazarlık değildir. Seçmen olarak oyunun çobanın oyundan farklı
olduğunu söyleyen züppelik ve cehalet timsali kişinin okuryazarlığı hiç değil.
Siyasi partide okuryazarlık aynı zamanda bir niteliktir. Nitelik olması nedeniyle beklenen
partinin en üst kademelerinde okuryazarlık niteliğinin eksiksiz bir biçimde temsili gerekir. Bu
diploma koleksiyonu yapanlar partide yönetici olur şeklinde kolaycı bir çıkarsamaya yol
açamamalıdır. Ölçüsü ne olabilir? Yani ait olduğunuzu, yakınlık duyduğunuz partinin
yönetici kadrolarının okuryazarlık niteliği taşıdığını ne ile anlarız?
i. Oy vereceğini istediği insanlarla sınırlı mı konuşuyor?
ii. Oy isteyebileceği insanlara odaklanıyor?
iii. Oy vermeyeceğini düşündüklerini hedefe mi alıyor?
iv. Nasıl anlatıyor?
v. Anlattığına inanıyor mu?
Okuryazar görünen (aslında olamayan) parti yöneticileri ilk üçünü mutlak sergiler. Nasıl
anlattığına gelince; onu dinleyenleri okuryazar olmayan yerine koyar. Anlattığına inanır mı?
Nerede? Kendine bile inanmazken anlattıklarına nasıl inanabilsin?
Seçmen okuryazar olursa seçim değerini bulur. Parti yöneticileri de gerçek okuryazarlar
arasından seçilir.