fbpx RUH HEKİMİ AYDIN MIDIR? | Mamak Havadis

RUH HEKİMİ AYDIN MIDIR?

Ülkenin son kırk yılını düşünüyorum. Heraklitos’un öğrettiği, abece değerinde bellediklerimden biri de aynı suda bir kez daha yıkanamayacağımız olmuştur. Başka türlü ne insanı ne evrimi ne de tarihi anlayabilirdim. Kısa ve öz; insanı ve toplumu tarihselliğin dışında anlamaya kalkışmadım hiç. Öğretmenlerim, Cumhuriyet’in ışık dolu emekçileri, çekerlerdi kulağımı. Ben, doğru öğrenen, sağlam belleyen ve kulağı asla çekilmemiş ‘o’ öğrencilerdenim. O öğrencilerden olduğum için insanım, yurttaşım, hekimim, ruh hekimiyim. Hepsini ayraç değerinde kaplamlayan değişmez ise aydın olmamdır.  Bu güvenle tanımlayabildiğim için her ruh hekimi aydın mıdır diye soruyorum.

Sizce sorumun yanıtını bilmiyor muyum? 

Elbette biliyorum. Aydın olmanın ne çetin bir nitelikler öbeği gereksindiğini bilmez miyim? Hünkâr İskelesi antlaşmasını imzalayan, Gülhane Hattı Hümayunu ’nu avurtlarını doldurarak böğürenlerin, Ali Galiplerin ve benzeri güruhun bırakın aydın olmayı yurttaş olmanın en uzağından bir geçemediklerini bildiğime göre… O yıllardan yirminci yüzyılın ilk çeyreği içine doğru uzandığımızda Balkanlar’dan İstanbul’a doğru akan ışıltılı arayışın, insan özgürlüğünün, onurunun amaç olduğu hareketi başlatanların aydın olmak cesareti için ne kertede örnek olduğunu bildiğimi gibi. Yoksa o zamanın moda dili Frenkçe bu günün olağan dil aracı İngilizce soslu Türkçe 16–17.yüzyıl höykürmelerinin aydın olmakla uzak yakın bir akrabalık taşımadığını da biliyorum. Aydın olanlar akraba değildir. Onlar tarihselliğin bir araya getirdiği ve amaç taşıyan hareketin insan ögeleridir. Oysa aydın olamayanlar şiddetle akrabadırlar. Aralarında yeme içme, akçeli çıkar, asalakça üreme ve benzeri ortaklıkların oluşturduğu bir akrabalık vardır. Bu bağ don lastiği esnekliğinde olduğu için dün solcu bugün başka bir şey, dün başka bir şey bugün solcu gibi tuhaf yanılsamaların nesneleridirler. Söz konusu nesneler, nitelik yoksunluğuma karşın nicelik zenginidirler. Aydın olmayanların akrabalığına diyecek yoktur. Onlar akrabalar olarak odalara sığmazlar.      

Tam zamanıdır; ruh hekimi aydın mıdır diye?

Cesur Yeni Beyin  isimli kitabında Nancy C. Andreasen şöyle yazar; Psikiyatri insancı bir uzmanlık dalıdır. Ruh hekimleri insana ulaşmaya çalışırken ellerinden gelen yardımı yapmak isterler. Bu güdü bazen bireysel düzxlemi aşıp topluma yönelir; bir bütün olarak topluma yardım etmek isterler. Bu, belki de aşırı olabilecek bir benimsemedir. Ruh hekimlerinin yardım edebilecekleri bir anlamda doğrudur ancak kendi sınırlarını da bilmek zorundadırlar.  (..) Toplumu tedavi etme bilgisine sahip değiliz. (..)Ruh hekimleri…ayaküstü reçeteler yazmak üzere aranmakta  ve birşeyler önermesi istenmektedir.  Ve sonra ekler; ..asıl onarılması gerekenin “kendiliklerimiz/ruhumuz” olduğunu kabullenmek zorundayız. 

Alıntı aynı zamanda başlıktaki sorunun yanıtıdır. Ruh hekimi insan olabilmek adına önce kendi sınırları içinde kalabilmeyi öğrenmiş olmalı ve ardında yurttaş olarak –gene Nancy C. Andreasen’in tanımlaması ile ahlaksal bir pusulası ve bu yolla anlam kazanmış bir yaşam anlayışı olmak zorundadır. Kaldı ki solculuğu hiç sormuyorum. Bu sayfanın okurtları bilirler; öğretyi ile ilişkili daha önce yayınlanmış ,iki yazımda değindiğim için yinelemeyeceğim.    

Şimdiki günler aynı suda yeniden yıkanacağımız günler değil. Ancak akan suyu ‘aynılaştırmaya’ çalışan küresel anamalcı düzenin dayatması ile karşı karşıyayız. Topu ve tüfeği, şimdiki halde tankı ve uçağı ile yol açtığı bir dayatmadan söz etmekteyim. Dünde yoksulluk içinde donattığımız kurtuluş savaşımızı bugün erdem, iyilik, güzellik ve doğruluk içinde yinelemeyeceğiz. Ancak yeniden savaşmaktayız. Bu savaşım ulusal bir cephe sınırında, vatan düzeyinde bir arada olmamızı gerektiriyor.   Öyle ki aydın olabilmek için olağanüstü, tarihsel bir fırsat var. Ulusalcı cephede yer almak! Aydın olamayan, solculuğu başka bir şey belleyen, kendini -ruh hekimi diyerek- bitirenlerin bile bulunabileceği bir yaşam duruşundan söz etmekteyim. Odalardan, yarı karanlık yerlerden çıkıp adam gibi soluk alıp verilebilecek bir fırsattır sözünü ettiğim.    

Ruh hekimi, yaşadığı yurdun ayrımına varabildiği ölçüde aydınlanmaya başmaştır. Bu onu insan-yurttaş kılar. Yetmez. Aydınlığını tamamlayabilmek için ulusalcı cephede yer almalıdır. İşte o zaman kendisinin, çocuklşarının anımsayabileceği bir ışık edinmiştr. Ruhu aydınlanınca okuyacağı kitabı, söyleyeceği ve yazacağı sözü bilir hale gelir. Gerçekten yaşamına anlam katar. Yoksa ne diploma, ne belge ne de orada burada dillenditrilen yarım yamalak nitelen adlandırmalar (romancı, eski solcu vesaire) yetmez yaşama anlam katmaya. Sorun da bu değil mi zaten? Yaşama anlam katacağım derken onu toplumdan uzaklaştıracak sanların ardına sığınmak; insan olmaya ramak kalmışken yurttaş olamamak!