fbpx Rüyalar ve gerçekler | Mamak Havadis

Rüyalar ve gerçekler

“Yaratıcı yıkıcılık” kavramı, özellikle serbest piyasa sisteminde, işleyişin doğal
sonucu olan devrevi buhranların rolünü anlatmak için eskiden beri kullanılır. Buna göre
ekonomik krizler sistem içindeki zayıf unsurları ayıklar, düzgün işlemeyen ilişkileri tasfiye
eder ve daha sağlıklı olanların öne çıkmasını sağlayarak sistemin kendini tamir etmesini
mümkün kılar ve böylece bir anlamda “yaratıcı yıkıcılık” rolü oynar.
Bu kavram, son dönemde ABD’nin 2000’lerin başında Büyük Ortadoğu Projesi ile eş
zamanlı olarak uygulamaya koyduğu “Turuncu Devrimler”in rolünü ifade eden bir kavram
olarak siyaset dilindeki yerini aldı.
Yugoslavya’da, Gürcistan’da, Ukrayna’da ABD’nin “yaratıcı yıkıcılığı”nın başarılı
uygulamaları sahneye kondu. Bugünlerde Belarus’ta yaşanan da, ABD patentli bir “yaratıcı
yıkıcılık” operasyonudur.
Amaç kontrol altında ve yönlendirilmiş kitle hareketleri ile hedef ülkeyi
istikrarsızlaştırmak, yönetilemez hale gelmesini sağlamak ve en sonunda ABD ile uyumlu
yeni bir yönetimin işbaşına gelmesini sağlamaktır.

“Turuncu Devrim”in ayakları
ABD Derin Devleti’nin önemli aygıtlarından Rand Corparation’un Türkiye raporu, Joe
Biden’ın Türkiye’de yönetimi hedef alan ve muhalefeti harekete geçirmeyi amaçlayan sözleri

ve son olarak Macron’un aynı minvaldeki açıklamaları, Türkiye için de bir “yaratıcı yıkıcılık”
operasyonunun, malum merkezlerde planlandığını gösteriyor.
Kılııçdaroğlu başta olmak üzere muhalefetin, yukarda adı geçenlerle uyumlu
açıklamaları ise söz konusu operasyonun Türkiye ayağı için gerekli adımların atılmakta
olduğunun kanıtı olarak alınabilir.
Ama şimdiye kadar hiç kimse ABD’nin bu operasyonunu, Birgün yazarı Merdan
Yanardağ kadar açık sözlülükle dile getirmedi:
“İhtiyacımız olan şey yaratıcı yıkıcılıktır. Neyi nasıl yapacağımızı düşünmek değil….
“Sonuç olarak İslamcıların silahlandığının artık rutin bir haber haline geldiği bu
günümüz Türkiye’sinde, çok katı ve sert bir mücadeleye hazır olmak gerekiyor. Sokağa
egemen olan ülkeye de egemen olacaktır.” (13 Eylül 2020 Birgün)
Merdan Yanardağ hangi koşullarda bu sözleri etmektedir: Türkiye Doğu Akdeniz’de
başını ABD, İsrail ve Fransa’nın çektiği bir emperyalist saldırı koalisyonu ile karşı karşıya
gelmiştir. Meşhur ve bir o kadar tam da bugünler için söylenebilecek tabirle; “içerde birlik ve
beraberliğe Türkiye’nin en fazla ihtiyaç duyduğu günlerde…”
Biden’ı, Macron’u, Kılıçdaroğlu’nu ve Yanardağ gibilerini çok ümitlendiren
gelişmeler var şüphesiz. Korona salgınının ikinci dalgası ülkeyi vurmaya başladı.
Kamuoyunda, Bakanlık tarafından açıklanan rakamların doğru olmadığı yönünde büyüyen bir
kanaat var. Artık herkesin oturduğu evin yakınlarında birileri veya akrabalarından birileri
salgına yakalanmış durumda.
Salgının yaygınlaşması ekonomik krizi de derinleştiriyor. Önümüzdeki haftalarda
kaçınılmaz olarak başvurulacak tedbirler ekonomiyi daha da vuracak. Esnaf artık
kaldıramayacağı bir yükün altında vb. vb.
Bütün bu olumsuzluklar iktidarın, yandaşlarını kayırmacı politikaları ve belli isimleri
daha da zengin eden uygulamaları vb. vb. yanlışlarla büyüyor.
Hele hele ekonomik krizin derinleştiği koşullarda iktidarın “Kanal İstanbul” gibi ülke
çıkarı ile açıklanamayacak yatırımlarda ısrar etmesi, salgın koşullarında Türkiye’nin her
tarafından taşınan 350 bin insanla yapılan Ayasofya gösterileri, Giresun mitingi vb
uygulamalar tepkiyi büyütmektedir.

Yanılgı
Bütün bunlar önümüzdeki dönemde ekonomi kaynaklı kitle hareketleri için zemini
oldukça elverişli kılıyor. İşte Rand Corporation başta olmak üzere Macronları ve iktidar
olabilmeyi, Batılı merkezlerin vereceği desteğe bağlayanların ümitlendiren ve “Turuncu
Devrim” rüyalarını görmeleri sağlayan budur.
Ama yanılgıları da tam buradan kaynaklanmaktadır. AKP iktidarını gezi
ayaklanmasından bu yana tam yedi yıldır ayakta tutan büyük gerçeği unutmuş görünüyorlar.
AKP, “Türkiye’nin mecburiyetleri”nin zorlamasıyla 2014 sonrasında Atlantik’ten
uzaklaşma, Avrasya’da konumlanmaya uygun bir politikaya yöneldi.
Elbette bu yönelişte kaybetmekte olan süper gücün yanlış hesapları, FETÖ ve PKK’yı
harekete geçirerek, AKP’yi tasfiye etmek istemesi de önemli bir rol oynadı.
Sonuç olarak ABD ve Batıya dayanarak iktidar olmaya çalışan bir muhalefet, buna
karşılık ABD ve Batı ile mücadele ederek (direnerek) terör sorununu çözmek ve ekonomik
kriz ile ülke güvenliği sorunlarına Avrasya’da konumlanarak çözüm bulmaya çalışan bir
iktidar tablosu çıktı ortaya.
Türk milleti bu tablo karşısında bütün eleştiri ve öfkesine rağmen iktidarın arkasında
durmaya devam etti.
Şimdi de benzer bir durum daha da çarpıcı hale gelerek devam etmektedir. “Avuçtan
kaçmakta olan” Türkiye’yi, her türlü yola başvurarak “yola getirmeye” çalışan ABD ve Batı
gerçeği bir tarafta. Batı; terör, ekonomik kriz, Yunanistan gibi komşularını Türkiye’nin
üzerine sürmek ve nihayet halkın hoşnutsuzluğunu kullanarak “yaratıcı yıkıcılık” eylemlerini
örgütleme dahil her yola başvuruyor.
Diğer tarafta bütün bunların karşısında bütün tutarsızlıkları, yanlışları ile birlikte
konumlanan ve Türkiye’nin bütünlüğünü, iç güvenliğini ve biricik çıkış yolu olan Avrasya’da
konumlanmayı tercih eden mevcut iktidar gerçeği var.
İşte bu saflaşma ve “Türkiye’nin mecburiyetleri”; ABD ve müttefiklerinin
kaybetmekte olduğu günümüz dünyasında, “yaratıcı yıkıcılık” rüyalarının, görenler açısından
“kâbus”a dönüşmesinin kesin olacağını gösteriyor.