fbpx SEVMEK ... | Mamak Havadis

SEVMEK ...

Egonun en sevmediği şey nedir bilir misiniz? Sizleri fazla yormayayım söyleyeyim: “ Sevmek.”
O nedenle derim ki Yaratandan dolayı yaratılmışı sevmek istiyorsanız içinizdeki var olan egoyu şeytan haline getirmeyin… Onun emrine girmeyin o sizin emrinizde olsun, onun dizginleri sizin elinizde olsun. Her yaratılmışta ego muhakkak vardır egosuz canlı düşünülemez. Kibirden kaçının, dolu başak gibi olun. Kibiri tavan yapmış bir insanın egosunun destekleyicisi şeytandır. İnsanın en büyük düşmanı kendi egolarıdır.

İnsanoğlu, eli kalem tuttuğundan beri sevgiyi yazıyor sayfalara. İlişkilerdeki sevgi konusu bir hayli geniş kapsamlı... Var olan sesin hükmüyle nasip oldu benim naçiz kalemimde bir çok kez yazdı…
Ancak en azından sevginin ne olmadığını bir türlü oturup da konuşamıyoruz birbirimizle bu konuda iyimser bir başlangıç yapamıyoruz toplum olarak…

Yalnız dostlarım şu konuda anlaşalım önce: Aşk, sevgi değildir.
Aşkta sevginin kalıcılığı yoktur. Aşk daha ziyade dürtüsel bir şeydir.
Sevmekse okyanusların sonsuzluğunu sunar insana belki de kâinatın. Güven ve huzur verir. Aşkta bu sonsuzluk hissi, güven hissi ve huzur bulunmaz. Aşkın olduğu yerde sevgi barınmaz ve aşk muhakkak bir gün biter. Bu, hayatın doğal döngüsüdür. Aşkın biten bir şey olması, ilişkiler devam etse de insanı vecd haline sokan ihtirasın ortadan kaybolmasıdır aslında. Bir dağın üzerindeki kar gibi erise de aşk, arkasında eriyen kar sularının beslediği yemyeşil bir dağ bırakır. Bu kötü bir şey değildir. Aksine ruhları daha olgun kılar ve başka bir boyuta taşır. Aşk ve sevgi arasındaki ilişki böyledir.

Hayatın ana teması olan sevgidir sevgi…
Beğenmek gibi değil, hoşlanmak gibi değil, eğlenmek gibi değildir sevmek. Bunların hepsinin nihayeti vardır, ama sevginin nihayeti yoktur. Nihayeti yok olmak ise sevgidir zaten; yolda kalanlar, sadece o yolun heveslileridir.
İşte böylesine sevmek, dünyanın en zor işidir! Katlanması güçtür. Sabretmesi güç! Zira hata, eksik, kusur, yanlış görmemek her yiğidin kârı değildir. Onları görmekle, sevgi de bir arada yaşanmaz ne çare ki… Onun için demişler, “aşığım demek kolaydır ama sevdiği yolunda canından vazgeçmeyen değildir gerçek âşık.”

Ten`e bakan çok da, kalbe bakan zor bulunur..
Biz insanları sevmiyor, onları değiştirmeye çalışıyoruz. Sevgi olanı olduğu gibi kabul etmektir, kendi nefsine uygun hale getirmek değil...

İstediğin kadar kitap oku, istediğin kadar eğitim al, kendini geliştir, zihin çok kurnazdır, onu tanıyamazsan bilgi sana yük olmaya başlayacaktır. Bu yüzden İlk adım zihni susturmaktır.*Ne kadar derinden bakarsan, ne kadar derinden seversen yaşamın özüne indiğini fark edeceksin. İşte o zaman ilahi bir kapı sonuna kadar açılacaktır. Bu senin mutlak huzur kapındır.
İlahi olan sevgi seni eksik bırakmaz, seni yormaz, o seni tamamlar. Yaşadığın ilişkide yoruluyorsan bil ki bu sahte, bitmeye mahkûm olan bir enerjidir.
Bir insanı sevebilirsin bu çok doğaldır, ancak bir insanın seni sevmesini beklemek en büyük hayal kırıklığın olacaktır.

Seven kişi “ben”ine sınır tanımaz, özünden gelen sınırsızlığı hisseder, kayıtsız yaşar. Gaybından ne gelirse, kendinde onun ortaya çıkacağını bilir… Onun için aşığın yapamayacağı şey yoktur!
Seven, “ben” derken, özündeki o sınırsızlığı hisseder! Sınırsız özdür o!
Nasibi olmayanın ise kendisi sanıp ben dediği, “ego”sudur aslında… Kendini üstün, özel, başkalarından ayrı görme meyli ile. Kahramanlar farklı olsa da egonun senaryosu hep aynıdır her defasında; bilenler bilir. Kusur görmekle başlar işe, hatalar, yanlışlar gelir ardından… Ve eksikler, eksiklikler… Sonra suçlar, kınar, hor görür…
Sabahtan akşama dek “ben ‘tanrı’yım” deyip, pardon “ben ‘hak’lıyım” deyip, böbürlenerek dolaşır etrafta… Ego da hata, eksik, kusur, yanlış görmez; o da suçlamaz, kınamaz! Ama sadece “kendini”!
Asla kendinde hata bulmaz, kusur görmez, eksik görmez. İstemediği bir şeyi yaşadığı zaman hemen karşısındakini suçlar, karşısındakini kınar… Ateşe düşer yanar, ama dönüp “bunun sebebi sensin” diye hep karşısındakini suçlar!
Af dilemeyi bilmez! Hatasından sonra şeytanın, “beni sen azdırdın” diye rabbini suçlamasını hatırlarsınız… İşte aynı senaryo! Sevgiyle başlayan nice yolculuğu bile tam zıddına, nefrete kadar götürür ego… Geriye kalan sevgisiz bir benliktir orada…

Şunu her zaman hatırlayın dostlarım: Karşısındakilerde hata, eksik, kusur görerek içinde bulunduğu durumdan dolayı başkalarını suçlayan; hakikati olan “sınırsızlığı” kaybeder, “ego”suna tâbi olur!
Karşısındakilerde hata, eksik, kusur görerek içinde bulunduğu durumdan dolayı başkalarını suçlayan; hakikati olan “sınırsızlığı” kaybeder, “ego”suna tâbi olur!
Hele hele, istemediği bir durumu ve mutsuzluğu yaşayıp da, buna rağmen “hatam yok, ben ‘hak’lıyım” iddiasında olmak büsbütün perdeliliktir!..
”Ego”, sınırsızlıktan perdeler, kendini hep ‘hak’lı bularak, sevgiyle, saygıyla, hoşgörüyle, hizmetle, şükürle, vericilikle yaşanan her güzel şeyi ezer, yok eder… Haklılık iddiasıyla haklı çıkanın “siz” olduğunu sanırsınız. Bu size “gurur” verir. Gururuyla yaşayan kişi de her şeyi yapabilir, ama “onu” seçen, kendindeki “sonsuzluğu” kaybeder.

Aşk, sevgi gibi bir çaba gerektirmez. Mekanizması daha basit ve sığdır. İnsan türünün devamına yardımcı olur; fakat ruhların tekâmülünü gerçekleştirecek güce sahip değildir.
Sevginin içinde bir irade vardır. Bu irade, sevginin niyet ve eylemi birlikte barındırması zorunluluğunu bize gösterir. Sevmek, asla pasif bir duruş olamaz. Aksine o bir eylemdir.
Sevmek bizi oturduğumuz yerden kaldıran güçlü bir iradedir. Bizi izleyici koltuğundan, bu eylemin aktörleri haline getirir. Sevgi duygusu taşıdığını iddia eden pek çok insan, hiç de sevgi dolu olmayan, hatta yıkıcı olan davranışlar ortaya koyarlar.
Bu sevgi değil. Çünkü sevginin doğası yıkarak ilerlemez. Sevgi hep tekâmül etmek ister. Olgunlaşmak, büyümek ve hatta birlikte büyümek ister. Gerçekten seven kişi yapıcıdır. Çünkü sevgi o insanı artık “üreten, tefekkür eden, kalbi dolu bir insan” haline dönüştürmüştür. Sevginin yokluğu insanı saldırgan, düşmanca ve yok etmeye yönelik davranışlara iter. Sürekli yıkan, deviren, benlik değerinizi düşüren bir insan sevgi iddiasında bulunuyorsa da, elbette ikna edici olmayacaktır.

Sevgiyle ilgili yanlış inançlardan en büyüğüdür sevginin salt duyguyla ilişkilendirilmesi. Sevgi, duygularda taşınmaz. Sevginin lokomotifi eylemlerimizdir. O, eylemlerimizde var olur. “Ayinesi iştir kişinin; lafa bakılmaz” misali, gerçek sevgi laf kalabalıklarında, boş hitabetlerde aranmamalıdır. Gerçek sevgi eylemdir. Karşınızdaki insanı dikkatle dinlemeniz bir sevgidir; o insan için fedakârlıkta bulunmanız sevgidir; şartlar ne kadar imkânsız ve zor olsa da o kişinin yanında olmak ve onunla birlikte yürümek, bu sevgidir. Ama insanlar çoğu zaman retorik yaparlar ve bu söz sanatını sevgi diye adlandırdıkları için hem kendilerini hem karşısındaki insanları yanıltırlar.

Kâinatın yaratılış gayesi muhabbettir. Kâinatı var eden, anlamlandıran, güzelleştiren şey sevgidir.
Kâinatın neresine bakarsak bakalım sevgiden yoksun, sevgiyle yoğrulmamış hiçbir şey görmemiz mümkün değildir. Atomları bir arada tutan da insanları birbirine bağlayan da o sevgi bağıdır. İki hidrojenin bir oksijenle bağ yapmasını sağlayan şey de elbette sevginin ta kendisidir.
Kâinatın hem yaratılış gayesi olan, hem ona hayat veren, hem hayatı anlamlandıran, imanı tanımlayan sevgidir.

Mutsuz insan yoktur, mutlu olacağına inanmayan insanlar vardır ve insanları yorgun kılan yaşam değil, taşıdıkları maskeleridir. Bu nedenle maskenizi çıkarın maskesiz sevin… Sevmek mutluluk hormonlarınızı harekete geçirir. Seven insan mutludur… Kalbi feraha kavuşur ve daha bir düzenli çalışır. Hayat daha bir bağımlı kılar…
Hayatı ertelemeyin eğer bir düşünceye sahipseniz bunu gerçekleştirmeye başlamak için ne çok geç ne de çok erken... Unutmayın;” dün tarih oldu, yarın bir bilmece, bugün ise bir hediyedir” bunun kıymetini bilmek gerekir. Kıymetini bilmek içinde sevmek gerekir.

Sevdiğiniz için bir kere mutlu olup, bin kere pişman olacağınız bir sevgiyi yaşamamanız dileğimle! Düşleriniz gerçek olsun ama gerçeğiniz asla düş olmasın.
Ve sevin, sevilin, sevmek dünyadaki en büyük güzelliktir.
Hayat sevince güzel ve diyelim ki her bir cümleye; bu ülkenin sahipleri yalnızca bu ülkeyi karşılıksız seve bilenlerdir…
Hoş kalın, hoşça kalın, dostça kalın ama kalbinizde hep sevgiyle kalın...
31. 05.2020