fbpx TÜRKİYE İŞÇİ SINIFININ ONUR DİRENİŞİ 15-16 HAZİRAN! | Mamak Havadis

TÜRKİYE İŞÇİ SINIFININ ONUR DİRENİŞİ 15-16 HAZİRAN!

ÖNCESİ, DİRENİŞ SÜRECİ VE SONRASIYLA, TÜRKİYE İŞÇİ SINIFININ ONUR DİRENİŞİ 15-16 HAZİRAN!

Türkiye işçi sınıfının mücadele tarihine altın harflerle, yazılan 15-16 Haziran büyük işçi direnişinin üzerinden tam 50 yıl geçti.

Bu 50 yıllık süre içinde, büyük direniş üzerine çok şey yazıldı ve söylendi.
Peki neydi yaşanan? İşçi sınıfı neden 2 gün boyunca sokağa çıktı, Ne istiyordu? Tüm bu soruların yanıtlanmasına ihtiyaç var sanıyorum.

Zira, Türkiye işçi sınıfının bu büyük direnişinin hemen sonrasında doğanlar, 50'li yaşlara merdiven dayadılar. Eh direniş öncesi doğmuş olan birçok insanında, yaşı küçük olduğu için, direniş hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı hesaba katıldığında, Türkiye nüfusunun önemli bir kısmının, büyük işçi direnişi hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı gerçektir. Bu nedenle, 15-16 Haziran direnişi hakkında kapsamlı bir değerlendirmeye ihtiyaç var.

Evet Türkiye'de 1950'lı yıllarda işçi sendikaları kurulmaya başlandı. İlk yıllarda, Toplu Sözleşme ve Grev haklarının kullanımına ilişkin kanuni düzenlemeler yapılmadığı için, sendikalar, asıl işlevleri olan toplu sözleşme yapma hakkına sahip değildiler. Bu nedenle işçiler ağır çalışma koşullarının yani sıra baskı altında uzun sürelerle çalışmak zorundaydılar. Bu durumun düzeltilmesi ve Toplu Sözleşme hakkının kullanımını sağlayacak yasal düzenlemenin yapılması talebiyle, Sarıyer'de kurulu Kavel Kablo Fabrikası'nda çalışan işçiler, 28 Ocak 1963 tarihinde direnişe geçtiler. İşveren ile devletin baskı ve saldırılarına uzun süre direnen işçilerin kararlılığı, sonuç verdi ve işçilere sendika hakkının tanındığı 274 sayılı sendikalar ile Toplu sözleşme ve grev hakkının tanındığı 275 sayılı Toplu İş sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunları TBMM'de kabul edilerek yürürlüğe girdi. Bu yasaların yürürlüğe girmesiyle, sendikalaşma hız kazandı. Çalışma koşullarının düzeltilmesi talebiyle, Grev ve direnişler arttı.

31 Ocak 1966’da yaklaşık 2500 cam işçisi taleplerini kabul ettirmek ve toplu sözleşme imzalamak için greve başladı. “İş Hayatında Köleliğe Paydos”, “Emeğimizi Savunmak Kutsal Vazifemizdir” diyen Paşabahçe işçilerinin, bu grevi işçi sınıfı mücadelesine ivme kazandırdı. Bu grev sürecinde, Kristal-İş sendikası ile Türk-Iş yönetimi arasında tartışmalar yaşandı, Türk-İş yönetimi grev sürecinde, yeterli desteği vermediği gibi, grevin bitirilmesi için işçiler ile sendika üzerinde baskı kuruyordu. Türk-İş yönetiminin grev kırıcı tavrına karşı çıkan, Petrol-İş, Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş ve Tez Büro-İş sendikaları bir araya gelerek, Paşabahçe Grevini Destekleme Komitesini kurdular. Bu komite daha sonra Sandikalar arası dayanışma (SADA) ismini alarak çalışmalarına devam etti. Bu sendikalardan Maden-iş ile Laştik-İş daha sonra Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kuruluşunun başını çekeceklerdir.

Paşabahçe grevi sadece bir grev olmakla sınırlı kalmadı. Sınıf mücadelesinde, kaçınılmaz olan yol ayrımını ortaya çıkardı. Grev sürecinde Türk-İş yönetimi sendikalar arasında yaşanan tartışmalar, ortaya çıkan görüş ayrılıkları sonucu, sendikal mücadele anlayışını sermaye ile uzlaşma üzerine oturtmuş olan Türk-Iş'le yol yürünmeyeceğini gözler önüne sermişti. Bu gerçeği gören sendikalar yaptıkları değerlendirmelerden sonra, işçi sınıfı mücadelesinin sermaye ve devletten bağımsız, işçi sınıfının çıkarları doğrultusunda yapılması için yeni bir konfederasyon kurmayı kararlaştırdılar.

Bu karar gereğince, 12 Şubat 1967 tarihinde Maden-İş, Lastik-İş ve Basın-İş sendikaları, kongrelerini olağanüstü toplayarak, Türk-İş'ten ayrılma ve konfederasyonlaşma kararı aldılar. 13 Şubat 1967'de Bağımsız Gıda-İş ve merkezi Zonguldak'ta bulunan Türk Maden-İş'in de katılımı ile Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kuruldu.

DISK kurulduğu andan itibaren bir yandan hızla örgütlenirken, diğer yandan ise tavizsiz mücadele çizgisi ile sermayenin yüreğine korku salıyordu. DİSK'in hızla örgütlenmesi ve mücadeleyi yükseltmesi, sermayenin, hükümetin ve onlarla kolkola girmiş Türk-İş'in uykularını kaçırıyordu. Bu nedenle, üçlü ittifak, DİSK'i durdurmanın ve sendikal alandan tasviye etmenin yollarını aramaya başladılar.

İktarda başında Süleyman Demirel'in bulunduğu Adalet Partisi vardı. Demirel, birçok konuşmasında, 1960 anayasasını eleştiriyor ve bu anayasasının demokratik ve özgürlükçü yapısından rahatsızlığını dile getiriyordu.

Bu arada Erzurum'da yapılan Türk-İş kongresinde konuşan Çalışma Bakanı Seyfi Öztürk, yakında DİSK'in çanına ot tıkayacağız diyerek, DISK'i durdurmak için hazırlık yaptıklarını ilan etmiş oldu.

12 haziran 1970 tarihinde, sendikal özgürlükleri tırpanlayan, serbest örgütlenme ve toplu pazarlık haklarını ortadan kaldıran, sendikalar kanunu'nda değişiklik yapılmasına dair tasarı millet meclisi'nde görüşülerek kabul edildi. Yeni düzenleme ile sendikalaşma ve toplu sözleşme yapmanın önüne ciddi engeller getirilmekteydi. Amacı DİSK ve bağlı sendikaları sendikal alandan tasviye etmek olsada, Türk-'İş'e bağlı sendikalar ile bağımsız sendikalarda yetki alıp toplu sözleşme yapamayacaklardı. Dolayısıyla bu sendikalara üye onbinlerce işçi toplu sözleşme hakkını kaybedecekti.

Tasarıyla 274 sayılı sendikalar kanunda şu değişiklikler yapılıyordu.

* Bir işçi sendikasının Türkiye çapında faaliyet yürütebilmesi için o işkolunda çalışan toplam işçi sayının üçte birini üye yapması gerekiyor.
* İşçi federasyonun (O zaman federasyonlar vardı) faaliyet yürütebilmesi için, o işkolundaki toplam işçi sayısının üçte birini üye olarak kaydetmiş olması gerekir.
* İşçi konfederasyonu kurulabilmesi için kurucu sendika ve federasyonların üçte birini yine toplam işçilerin üçte birini üye yapması gerekir.
* sendika kurucusu olabilmek için, sendikanın faaliyet göstereceği işkolunda en az 3 yıl çalışma şartı getiriliyordu.
* İşçilerin, Türk-İş'e bağlı sendikalardan istifa edip, DİSK'e bağlı sendikalara üye olmalarının önüne geçmek için, Sendikadan ayrılmak noter şartına bağlanıyordu.
*Sendika genel kurulları iki yıl yerine üç yılda bir toplanacaktı.
* Sendikalar fonlarının yüzde 30'unu aşmamak üzere yatırım yapabileceklerdi. Ancak bunun için
Konfederasyondan izin almaları zorunluluğu getiriyordu.

Evet tüm değişikliklerle, devlet eliyle sendikal alanda Türk-İş diktası getirilmek amaçlanıyordu. Sendikal bürokrasi güçlendirilecek ve işçi sınıfı eli kolu bağlanmış halde sermayenin insafına terk edilecekti.

İşte bu nedenle, DİSK'in çağrısıyla Türkiye çapında onbinlerce işçi 15 Haziran sabahından itibaren fabrikaları boşaltarak, sokağa çıktı. 15 haziran 1970 günü 113 işyerinde 70 bin işçi eyleme katıldı. istanbul’daki işçiler üç koldan, izmit’tekiler iki koldan yürüyüşe geçti. DİSK üyesi işçilerin yanısıra, TÜRK-İŞ üyesi binlerce işçide işyerlerini boşalttı ve sınıf kardeşleri ile yürüyüş kolunda birleşti.

16 haziran günü çok daha fazla iş yerinde 150 bine yakın işçi yine iki büyük şehirde yürüyüşe geçti. İstanbul’da Topkapı-Eminönü istikametinden Levent-Mecidiyeköy’den Zincirlikuyu istikametine, Kadıköy’den Üsküdar ve Kartal üzerinden yürüyüşe geçtiler. Yürüyüş kollarında karşılaşılan birçok polis barikatı yarılarak geçildi.

olaylar karşısında hükümet , çareyi sıkıyönetim ilan etmekte buldu. 3 ay süren sıkıyönetim sonunda 5 bini aşkın işçi işten çıkarıldı. Sıkıyönetim sürecinde cumhurbaşkanı’nın onayından geçen 274 sayılı yasadaki değişiklik, sıkıyönetimden sonra, TİP'in hemen ardından CHP’nin iptal için anayasa mahkemesi’ne başvurması üzerine, değişikliklerin önemli bir bölümü iptal edildi. 275 sayılı yasada değişiklik öngören tasarı ise, meclis’e bile sevk edilmeden geri çekildi.

Böylece tarihe büyük işçi direnişi olarak geçecek olan, 15-16 Haziran direnişi amacına ulaştı ve DİSK faaliyetini sürdürdü. Faaliyetlerinin durdurulduğu 12 Eylül 1980 faşist darbesine öncesinde, 1970-1980 yılları arasında, yaptığı toplu sözleşmeler, sermaye ve hükümet politikalarına karşı verdiği mücadele, DGM direnişi, faşizme ihtar eylemleri, başta MESS grevleri olmak üzere, sayısız grev ve direniş 1 Mayıs İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik Mücadele Dayanışma Gününün ülkemizde kutlanması gibi eylemlerle gündeme oturan DİSK, Türkiye İşçi sınıfının umudu oldu. Umut olması ise 1970-1980 arasındaki 10 yıllık süreçte, bir yandan, TÜRK-İŞ'ten ayrılan sendikaların katılımı, diğer yandan ise birçok işyerinde örgütlenmesi DİSK'in hızla büyümesini sağladı. Bu nedenle, 12 Eylül darbesi faaliyetlerini durdurduğunda DISK'in üye sayısı 600 bindi.

15-16 Haziran'ı yaratan ve büyük bir direnişe dönüşmesini sağlayan önemli faktörler vardı Kuşkusuz. Özellikle 1960’ların ikinci yarısından itibaren, yaşanan grevler ve fabrika işgallerinde, bir çok fabrikada bu öncü kadrolar inisiyatif aldı. İşçilerin bu öncü kadrolara olan güveni 15-16 Haziran aktif katılım konusunda önemli bir etkendi.

15-16 Haziran Direnişi Türkiye’de işçilerin bir araya gelerek ortak bir sınıf tavrı belirlemesi halinde neler yapabilecekllerinin görülmesi açısından önemli tarihi bir dönüm noktasıdır. Ve bu direniş aynı zamanda Türkiye işçi sınıfının sendikal barajlara ve barajlı demokrasiye karşı ilk isyanıdır. O dönemde işçiler Meclisteki partilerin mücadeleci sendikal anlayışı ortadan kaldırma anlayışına karşı hangi siyasi partiyi desteklediğine bakmaksızın ortak bir sınıf tavrı belirledi. 15-16 Haziran’da kısa dönemde kazanım elde edilmemiş gibi gözükse de Anayasa Mahkemesi’nin yasayı iptal etmesinde işçilerin iki günlük direnişi belirleyici olmuştur. 15-16 Haziran Yasal kazanımın ya da kazanılmış hakların mevzuat yoluyla budanmasının önündeki en büyük güvencenin işçilerin örgütlü fiili mücadelesi olduğunu açıkça göstermiştir.

1970 yılında kanun yoluyla, DISK'in örgütlenmesini engellemeyi ve onu tasviye etmeyi amaçlayan, sermaye ve onun temsilcilerinin bu girişimi, örgütüne sahip çıkan İşçi sınıfının barikatına çarpmış ve geri püskürtülmüştü.

Ancak yerli ve yabancı sermaye ile onların devlet temsilcisi siyadetçilet bu amaçtan vazgeçmediler. 1970-1980 yılları arasında, özellikle 1970'li yılların ikinci yarısında, ülkeyi siyasi ve ekonomik olarak istikrarsızlaştırdılar ve askeri darbeye zemin hazırladılar. Zira güçlü siyasi ve sendikal örgütlenmelerin olduğu, demokratik ortamda, bu politikayı hayata geçirmeleri olanaklı değildi.15-16 Haziran 1970 direnişinden 10 yıl sonra, 12 Eylül faşist darbesi yapıldı. Nitekim 12 Eylül darbesinin ilk hedefi DİSK ve bğlı sendikaların faaliyetlerini durdurmak oldu.

YAŞASIN 15-16 HAZİRAN DİRENİŞİ!

YAŞASIN İŞÇİ SINIFININ ÖRGÜTLÜ, MÜCADELESİ!

YAŞASIN DİSK!