fbpx Unuttuğumuz özelleştirmeler-3: Minareye kılıf uydurmak! | Mamak Havadis

Unuttuğumuz özelleştirmeler-3: Minareye kılıf uydurmak!

12 Eylül süngüsü ile 24 Ocak Kararları uygulanmaya başlandığında iç hukuk buna uygun değildi. Yasalar devleti, ulusal pazarı koruyor, devletin ekonomideki rolüne önem veriyordu. Bağımsız devletin bağımsız ekonomik politikasıydı bu. 

Ekonomiyi emperyalist merkezlere bağlamaya çalışanlar, bu engeli aşılmalıydı. 

Ama zaman dar, emperyalist merkezler (IMF, Dünya Bankası, OECD, AB) sabırsızdı. Ulusal pazarın bir an önce yıkılması, devleti ayakta tutan bankaların, TÜPRAŞ, TELEKOM, SÜMERBANK ve TEKEL gibi kurumların bir an önce yok edilmesi, köylüyü, milli tarımı kollayan kurumların tasfiyesi lazımdı. Bunun için de her yöntemi sahaya sürmek lazımdı.

Kamuya desteği azaltmak, zamanla tümünü çekmek.

Stratejik kurumları borsada ufak ufak satmaya başlamak.

Göz önünde olmayanı (yem, gübre, zeytinyağı, ayakkabı, çimento, kağıt vb fabrikaları) punduna getirince blok satmak.

Stratejik kurumları parçalamadan ve satmadan önce, o alanda özel sektöre faaliyet izni verip daraltmak. 

Özal’ın ilk yaptıklarından biri böyledir. 10 Aralık 1984’de çıkarılan 3096 Sayılı Yasa, “TEK (Türkiye Elektrik Kurumu –M.A.) Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticareti ile Görevlendirilmesi Hakkında Kanun” idi.

Dün bu köşede okuduğunuz ANAP iktidarının özelleştirme uygulamaları, bu yöntemlerin hepsini içeriyordu. Devletin ekonomik varlığını tasfiye etmek için bütün yöntemler uygulanıyordu.

Ama önemli bir engel vardı. Devlet ekonomisini bir hamlede yok edecek ya da her durumda uygulanacak yasaları yoktu. Bu yüzden sık sık Kanun Hükmünde Kararname çıkarıyorlardı.

Örneğin 14 Eylül 1993’te çıkarılan 509 Sayılı Kararname bunlardan biridir. “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile PTT parçalanıyor, Telekom ayrı bir şirket haline getiriliyor ve satışa hazırlanıyordu. 

Ancak meydan o kadar da boş değildi. Vatan Partisi ve KİGEM işlerini zorlaştırıyordu. Örneğin bu kararname için Mümtaz Soysal’ın önderliğindeki KİGEM Anayasa Mahkemesine başvurmuş ve yürütmenin durdurulmasını sağlamıştı.

Vatan Partisi ise özelleştirmelere karşı işçiyi ve halkı eğitiyor örgütlüyordu. İlk zamanlarda “iyi olur” diyen sendikacılar da “özelleştirmeye hayır” demeye başlamıştı.

Her kurum için ayrı kararname çıkarmak da yeterince hızlı değildi. Bugünün torba yasalarını andıran toplu kararnamelere başvurdular. Örneğin Çiller (DYP) – Karayalçın (SHP) ortaklığının 13 Eylül 1993 tarihli 513 sayılı kararnamesi böyledir. Merkez Bankasından bankalara, tütün tekelinden toplu konuta, sermaye piyasasından elektrik piyasasına kadar neler neler… 

Kararnameden bir bölüm de milli elektrik sektörü hakkındaydı. Şöyle diyordu; “Ek Madde 1 - Türkiye Elektrik Kurumu'nun mevcut veya yeniden yapılanma sonucu oluşacak teşebbüslerinin özelleştirilmesine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın önerisi ile Bakanlar Kurulunca; Kurum'un mevcut veya yeniden yapılanma sonucu oluşacak müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimlerinin özelleştirilmesine ise yine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın önerisi ile Yüksek Planlama Kurulunca karar verilir.”

Elektrik üretimi, iletimi ve dağıtımındaki devlet tekeli kırılmış, sahaya özel sektörün de girmesi sağlanmıştı. Sıra devletin kurumunu satmaya gelmişti.

Ancak KİGEM bu girişime de engel oldu. Anayasa Mahkemesine götürerek yürütmenin durdurulmasını sağlattı.

Özelleştirmecilerin aklına başka bir çare geldi; Bütün kurumları satıp yok etmelerine olanak sağlayacak bir yasa yapacaklardı. O zaman mahkemeleri de, Anayasa mahkemesini de taca atmış, her defasında ayrı kararname çıkarma zahmetinden kurtulacak, emperyalist Batı’yı da memnun edeceklerdi.

27 Kasım 1994’te Çiller- Karayalçın ortaklığı, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’u çıkardı.

Kanunun çıktığı gün DYP ve SHP milletvekilleri TBMM’de salepli pastalı kutlama yaptılar. Tansu Çiller orada milletvekillerine ve gazetecilere şöyle dedi;

 “Bugünü çocuklarınıza, torunlarınıza anlatırken... ‘Türkiye, coğrafi bölgesindeki son sosyalist devlet olmuştu. Bütün bankaları, üretim alanlarına girmesiyle her yerde devletin egemenliğiyle coğrafi bölgesindeki son sosyalist devletti. Biz onu yıktık’ diyeceksiniz.”

DEVAM EDECEK...