fbpx “Bencillik”  | Mamak Havadis

“Bencillik” 

Bu gün şöyle bir toparladım kendimi ve baktım aynada yüzüme, etraftan da topladım akıl nisyanıma yapışanları bıraktım klavyenin bir kenarından usulca gitti sayfaya, kimler ne demiş dememiş bakalım neymiş güne düşen “Bencillik” ise…

Az sonra kendimi atacağım, dün fırtınanın ucundan kurtulan, bu gün güneşi tutup saçından, maviye boyadığı evinin tavanına asan, gâvur İzmir'in, gâvurun ayak basarken titrediği sokaklarına.
E! artık neresi senin neresi benim, nerde bilemem durağım. Bakılım gün içinde kaç tane bencilikten arınmış, kaç tane bencilikle yoğrulmuş kaldırım taşlarında adım atacağım İzmir’li günlerimde…

Hani derler ya;
Erenlerin sağı, solu belli olmaz. Kim ki gönül sofrasını kurup buyur ederse az bir soluklarınız bir kahve içimi.. Bilirim selam bırakacaksınız günüme var olun sağ olun… Bırakanda bırakmayanda, iyi diyen kötü diyen ve hatta ardımdan söylenip sövene de___ gece dönüşüm de tek tek alırım selamlarınızı, övgülerinizi, hatta sövgülerinizi, yüreğimden bir sevgi tacı takar gönderirim size…
Şimdi gelelim filimde ki asıl oğlanla, asıl kızın hikâyesine… Biri zengin çuval çuval benciliği var, birinin çuval çuval bizliği var…

TDK Güncel Türkçe Sözlükte bencil insanlar hodbin, hodkâm ve egoist olarak nitelenirler. Egoist günlük dilde de (yalnız ülkemizde değil bütün Dünyada) yaygın kullanılan bir niteleme olmakla birlikte psikanalizde ruhsal aygıtın bir parçası olarak tanımlanan ego (benlik) kavramı ile ilişkili olarak düşünülmemelidir.
Ben merkezli düşünme ve ben-merkezcilik ile bencillik iç içe geçen ve büyük oranda örtüşen kavramlar olmakla birlikte eş anlamlı kavramlar değildir. Ben-merkezcilikte, çevresindeki insanları adeta bir figüran gibi görme söz konusudur. Sanki yaşam onun çevresinde, onu merkeze alarak sürmektedir. Diğer insanların adeta önemi yoktur. Ben-merkezci davranışlar aynı zamanda bencil bir davranış olarak değerlendirilebilir. Fakat asıl bencillik diğer insanların da istek ve gereksinimleri olduğunu bilerek kendi istek ve gereksinimlerini hepsinin üstünde tutmadır.

Bencillik: 
Genel olarak kişinin kendi nefsine, benliğine ve çıkarlarına düşkünlük göstermesi, haz ve mutluluklarını hayatın mutlak ilkesi yapmasıdır.
Bencillik: 
Ben merkezli bir hayat tasavvurudur. “Ben tok olduktan sonra bütün insanlar açlıktan ölse bana ne!” zihniyetinin sahibidir.
İslâm dini insanoğlunun gösterebileceği bencillik duygusunu tamamen yasaklamıştır. Dinimiz, bencillik duygusunu besleyip geliştirmeye çalışanları şeytanın işbirlikçisi olarak telâkki ediyor.
Bencillik:
Paylaşmayı sevmeyen, çıkarı olmadan ilişkide bulunmayan, karşılıksız vermeyen, ihtiyacı olana vermeyen durumundadır. Dünyada açlık ve zamansız ölümler bencil zenginler yüzünden artıyor…
Bencil insanı sahip olduklarıyla gururlandırır ve kendi kendine yeteceğini zanneder. Esasında bu geçici olan bir şeye bel bağlamaktır. Çünkü her insanın daha doğrusu her canlının önünde mutlaka ölüm vardır. İnsanoğlunun elinde bugün için var olan mal, mülk veya önemli makamların yarın elinden kaçmayacağını kim temin edebilir? Nice zenginler zamanla fakirliğe düşmediler mi? Nice sapasağlam insanlar zamanla sağlıklarını kaybetmediler mi? Veya birer engelli durumuna düşmediler mi? Zaman içinde nice ünlü devlet başkanları makamlarını kaybedip zavallı durumlara düşmediler mi?

Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmaktadır: “Yeryüzünde böbürlenerek yürüme, çünkü sen ne yeri yarabilirsin ne de dağlara boyca erişebilirsin.” (İsra 37)

Yani haddini bil. Kibirlenme, böbürlenme... Bencil ve enaniyet sahibi olma. Hz. Peygamberimiz (asm) “Ümmetim üzerine en çok korktuğum üç şey: Şu üç şey helâk edici tehlikedir: Kendisine itaat edilen cimrilik.
Sullivan; "Sevmek kendi doyumunu yaşarken, karşındaki kişinin de doyumunu gözetmektir" demiştir yani ne demek istemiştir?; "Öteki" nin varlığının farkında olmak, paylaşmayı bilmek ve verme kapasitesine sahip olmaktan söz etmektedir. Bencil ise ne yapmaktadır?; Fayda sağlayacağı ya da konfor hissettiği her durumu kendine yontmakta, kendisine yararlı bulduğu, işine gelen her şeyi bünyesine katmakla meşgul olup yanındakini hiçe saymaktadır.

Ancak dramatik olan şudur; bencil fazlasıyla kendisi ile meşguldür, meşguldür de aslında kendisine karşı çok ilgili görünse bile ne yazık ki kendisini sevmez, başkasından alıp kendisini doldurma çabası bundandır. Sürekli başkalarından alarak içindeki boşluğu ve yalnızlığı doldurmaya çalışmaktadır, ama nereden bilsin ki başkalarından alarak o boşluklar asla dolmaz hatta dolmadığı gibi giderek açık büyür.
Hz. Peygamber (s.a.s.) “Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği bir şeyi, kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz” (Buhârî, Îmân, 7) buyurarak bencilliğin imanla bağdaşması mümkün olmayan, kötü bir huy olduğunu ifade etmiştir. Efendimiz (s.a.s.) bu buyruğu ile kendimiz için istediğimiz her şeyi kardeşlerimiz için de dilemeyi, sakındığımız bütün kötülüklerden onların da uzak durmasını arzulamayı imanımızın bir gereği olarak saymıştır. Böylece aramızdaki “ben” ve “diğerleri” ayrımını ortadan kaldırmıştır. Ayrıca Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) biz Müslümanları bazen bir binanın birbirine kenetlenmiş tuğlalarına bazen de bir bedenin uzuvlarına (Buhârî, Edeb, 27) benzetmiştir. Böylece birbirimizin derdiyle dertlenen, mutluğuyla mutlu olan ve mü’min kardeşlerimize karşı duyarlı bir toplum olmamızı istemiştir

Bu doğrultuda bizler de bencillik yerine başkalarını da düşünmeyi, israf ve cimrilik yerine yardım ve cömertliği, ırkçılık yerine İslam kardeşliğini ikame eden bir ümmet olmak için elimizden geleni yapmalıyız.

Bencillik içinizde “Hep benim olsun!” diye bağıran bir sestir. Her şey sizin olsa da sahip olduklarınızı duyurmaya meraklıdır. Hiç tatmin olmaz ve hep özdeki vahşiliğin ve ilkelliğin kalıntısı gibidir. Günümüzde sesi daha çok çıkar. Rekabetin çocuğu gibidir. Onun olduğu yerde var olur. Her kalpte ve akılda biraz yer bulur. Herkesin kendisi için sevmesini ister, kendisi için çalışmasını diler. Şimdilerde dönüştüğümüz şey, içimizin bencil çığlıklarına olumlu bir cevaptır. Bireyselleşen benciller bu cevaplardan doğan başlıca sorunlardır.
Bencillik yalnızlıktır. Dipsiz bir kuyuya yolculuktur. Ağacın en tepesinden aşağı düşerken tutunacak bir dal bulamamaktır. Karanlık bir odada tek başına dert yanmaktır.

İnsanlık var olduğu ilk günden beri tek başına kalma ve yalnızlaşma korkusuna karşılık topluluklar halinde yaşamıştır. Tanrı ilk kez Âdem’in yanına eşini vermiştir ve böylelikle kimsenin yalnız kalmasını istememiştir. Bunun yanında, gitgide evrimleşen insan ırkı, köyler kasabalar ve şehirler kurmuş, birlikteliğini bozmamaya dikkat etmiştir. Aile olmak isteme duygumuzun temelinde de yine benzer duygu yatar ve bu duygu, genlerimizde yatan bir çelişki ile hep savaş halindedir.
Dünya tarihine dönüp baktığımızda tüm bu birlikte hareket etme ve benzer şekilde tepki gösterme duygusunun, günümüze kıyasla daha insani bir duygu ile ölçülebildiğini söylemek mümkün müdür. Geçmişte “empati” dediğimiz duygudaşlık, biz insanları daha derinden etkilerken, günümüzde bunun yerini aşırı bireyselleşme ve bencillik duyguları aldı. Şimdilerde bireysel çıkarlarımız için kitlelere katıldığımızı göz ardı etmemek mümkün değil.

Bencilleşiyoruz! Her geçen gün cebimize girecek paraya bakarak, iş yerinde bulunduğumuz pozisyondan daha iyi bir pozisyona geçmek umuduyla yani statü kaygısıyla, okulda gerçekten ne öğrendiğimizi ve bunların ne işe yarayacağını sorgulamadan öylece çalışıp yüksek not almayla ve bunun gibi pek çok bencil isteklerimizle uğraşıyoruz. Tüm bunları yaparken, yanımızdaki insanları sadece kullandığımız birer araç olarak görüyoruz.

Evet, eskiden ilk insan olduğumuz zamanlarda da şimdiki gibi birlikteydik. Ancak o zamanlar aynı topluma ait olmanın ve medeniyeti geliştirmenin, yeni keşiflerin keyfini ve mutluluğunu birlikte yaşıyorduk. Birbirimize ihtiyacımız olduğunu gönülden biliyorduk ve birbirimizi seviyorduk. Günümüzde ise sayımız çoğaldıkça, sözde arkadaşımız diye bildiğimiz insanları potansiyel rakip olarak görüyoruz.

Bencilleşmemiz bizi ayakta tutuyor, çünkü şimdilerde oyunu kurallarına göre oynayan kazanıyor. Ancak evin kapısından içeri girdiğimizde ne telefonumuz çalıyor ne de kapımız. Çünkü ne iş arkadaşımız gerçek dostumuz ne de kapı komşumuzun varlığımızdan haberi var. Kaç insan apartmanında yıllardır oturan üst kat komşusunu ilk kez görüyor?

Bu popüler kültür veya adı her ne diye geçiyorsa, bu durumun temelinde, gelenekselliğini ve duygu bağlarını kaybetmiş toplumların varlığı yatıyor. Dünya’nın öteki ucu şimdiler bize çok yakın ve bu aşırı iletişim başka medeniyetleri örnek almamıza yol açıyor. Başka ülkelerdeki imkânlar ve yaşam tarzı öyle yansıtılıyor ki, yaşadığımız hayattan bıkmamıza ve çılgın bir rekabete kurulu robotlar gibi atılmamıza yol açıyor. Rekabeti doğuran, bizim zavallı özentimizden başka bir şey olmuyor. Yaratıcı olmadan, ne istediğimizi bilmeden ve mutsuz olarak kurulu makineler gibi değişimi yaratan ellerin tam ortasına kendimizi bırakıp, nasıl bir varlık haline geldiğimizi göremeden yaşıyoruz: Bencil ve bireysel.

Yaşamda ihtiyacımız olan? bencillik' değil, bu yolda ilerlemeyen bir toplumdur. Kişi önce benliğinden iyi yönde vazgeçmeli, bu daha sonra topluma bir şekilde yansır elbet.
Bencillik yalnızlıktır. Hayat denen uzun macerada tek kalmanızın asıl sebebidir. Bencillik hayatınızdaki başarılara ve kazanımlara en büyük engeldir.
Hayatı gerçekten dolu dolu yaşamak istiyorsanız mutlaka başkalarıyla bir şeyler paylaşmaya çalışın. Bencilliği kafanızdan silin. Bencillik yalnızlık getirir diye daima düşünün. Hayatınızın değerli olması için bunu yapın. Hayatta değerli olmak için bunu yapın. Bir kişi bile sizin değerli olduğunuzu düşünse yeterlidir…

Ben olmak, insan gibi ben duygusunu yaşayabilmek somut olmalıdır. İçten içe yaşanarak, dış dünyayla bağımsız, orada burada dolanarak ben duygusu yaşanmaz. Hayatta ben olmak, bazı şeylerin farkında olmak, farkındalığın anlamını bilmektir. Elbette ki bu gibi benlik duygusu? bencillik ‘ten öte olmalıdır.
Bencillik ister kabul edin isterseniz etmeyin ama hastalıklı bir hissiyattır. Her zaman ben, ben ve ben demenin bir sonu yoktur. Beraberinde çok daha kötü davranış ve düşünceleri getirebilir. Bencil olduğunuz zaman kendinizi nasıl hissettiğinizi bilemem ama ben kendimi suçlu hissediyorum. Suçlu hissediyorum çünkü beraberinde yalnızlığın geleceğini biliyorum…
Hoş kalın hoşça kalın hep kalmak istiyorsanız bencilik libasını atın…

Kavgaların ve ölümlerin olmadığı, sağlılı, insanların yüzlerinin güldüğü, soğuğun insanların yüreklerinde değil sadece mevsimin şartlarından dolayı olduğu güzel günlere merhaba demeniz dileğiyle…
Sevgiyle, sevdiklerinizle tüm kirlenmişliklerden uzak, mutlu gülen bir yüzle, sevin, sevilin, hayat sevince güzel ve diyelim her bir cümleye; atalarımızdan emanet aldığımız bu Vatanın sahipleri yalnızca bu Vatanı karşılıksız seve bilenlerdir… Mutlu ve umutlu, acısız, gözyaşsız, huzurlu, hayırlı bir gün dilerim ve onu takip eden günlerinizde de birlik ve beraberlik te sağlıklı, umutla, virüssüz “BİZ” olan günler dilerim.
Gönül soframdan gönül sofranıza muhabbet olsun…
Sevgi ve muhabbetle…

24.03.2020