fbpx BEYAZ PERDEDEN TARİHİ FİLİMLER | Mamak Havadis

BEYAZ PERDEDEN TARİHİ FİLİMLER

New York Çeteleri, Piyanist, Sefiller, Kleopatra, Gladyatör, Elizabeth, Gelibolu, Çöküş, Son Samuray, Cesur Yürek, Schindler’in Listesi, Gandi, Apollo 13; daha nice tarihi filimler. Sahne, ışık, kıyafet ve ses koordinasyonu beraberinde sağlam bir kurgu ile işlenmiş bu filmlerin en az bir tanesini mutlaka izlemişizdir.

Belki de Piyanisti izlerken, günlerdir aç ve susuz bir şekilde savaşın tam göbeğinde üzerimizde bir Nazi ceketiyle hayatta kalma çabası verirken bulmuşuzdur kendimizi. Ya da Cesur Yürek filminde ölüme ramak kala içten içe özgürlük diye bağırmışızdır. Sefillerde ağlamış, New York Çetelerinde kanımızın son damlasına kadar adalet narası atmışızdır. Peki bu filmlerin toplumların psikolojilerine hitap eden ve onların enerjilerini ayakta tutan kurguları izlenebilirliği için yeterli midir? Tabi ki, hayır.

Tarihi filmler hakkında değerlendirme yapmadan önce sinemanın geçmişini biraz arayalım mı, ne dersiniz?

Sinemanın tarihi 1800’lü yıllara kadar varır. İlk sinema filimi Fransız Lumiere Kardeşlere ait tren istasyonlarını anlatan belgesel filimidir. Sinemanın cafcaflı serüveni içlerinde Aya Seyahat’inde bulunduğu İlk sinematografik gösteriler ile devam eder. Yaklaşık olarak 400 kısa film ile başlanılan bu serüvende güldürü insanlar için bir eğlence haline dönüşmüştür. Nitekim bunlardan Charlie Chaplin’in kısa güldürüleri sinema tarihinin enlerindendir. Sessiz sinemadan sesli sinemaya geçiş ise stüdyo gerçekleştirilen bir şarkı ve melodinin etkinliğinin ardından müziğin tılsımlı dünyası ile buluşarak her yıl üzerine yeni adımlarla katlanarak günümüz şeklini almıştır. Sinemanın eğlenceli dünyasının tarih ile buluştuğu filmlerin gelişimi diğer filmlere kıyasla daha geç olmuştur. Dolayısıyla kurgusunun gerçeğe yakın uyarlandığı tarihi filmlerin diğer filimler karşısında sorumluluğu daha çoktur. Geçmişten an be an görüntülerin işlendiği filmin her bir karesi karakterler başta olmak üzere mekân, kıyafet, ışık ve ses entegrasyonu içinde verilmek zorundadır. Bu noktada izleyicilerin bir hususu gözden kaçırmamaları gerekiyor. Bir tarihi filimde kurgu gerçeğin birebir benzeri olmayabilir. Tarihi belgesel filmi ise kurgudan uzak gerçeğin ta kendisi olmak zorundadır. Örneğin 1955 yapımı, Night and Fog tarihi film II. Dünya Savaşı döneminde Nazi toplama kaplarında yaşananları anlatmaktadır. Bu tarihi belgeselin çekimi için kullanılacak olan görseller ve aksesuarlar için ciddi bir çalışma yapılmıştır. 32 dakikalık kısa filimde kamplara toplanan mahkûmlar üzerinde yapılan tıbbi deneyler, işkence ve idamların yanı sıra, gaz odaları ve insan cesetleri gösterilmiştir. Etkileyici görsel efektler ve müzikler ile desteklenen film, tarihi bir belgesel filmidir. Buna rağmen tarihi filmlerde kurgu üzerinde sapmalar ve oynamalar, hayali kahraman ve kişilerinin olması olağan karşılanabilir. Böyle bir tavır filmin izlenebilirliğini artırmak ve filme popületerlik kazandırmak içindir. Benzer şekilde bir filimden örnek vererek konuya açıklık getirelim. Bir döneme damgasını vuran tarihi filmlerden Gladiator’ü ele alalım. Russell Crowe’un oynadığı filimde tarihi gerçeklikle uyuşmayan kurgular mevcuttur. Öncelikle Crowe’un canlandırdığı General Maximus Decimus Meridius hayali bir kahramandır. Ayrıca filimde anlatılan Roma devleti kültürü ve gelenekleri dışında betimlemeler ve kronolojide kırılmalar görülmektedir. Oysa tarihi belgesel filimler için kronolojik bir sapma, kurgudan çıkma ve hayali karakterler mümkün değildir.

Bunların beraberinde bir tarihi filmde kendine özgü bir yapısı ve gerçekliği ve tarihe olan sorumlulukları vardır. İlk tercihin izlenebilirlik olduğu bu tarz filmlerde aslında amaç tarihe ilgi ve alakanın artırılmasıdır. Pek tabi olarak, bunu yaparken evrensel ve ulusal değerlere karşı etik bir tavır sergilenmelidir. Bunun için kaliteli bir ekip çalışması, ön hazırlık ve bir ya da birçok tarih danışmanına ihtiyaç vardır. İsterseniz tarihi filimler üzerinden konuya açıklık getirelim. Hz. Muhammed’in hayatını anlatan ve Mustafa Akkad’ın yaptığı Hz. Hamza’yı Anthony Quinn’nin oynadığı Çağrı filminde dönemim Mekke sini yansıtan settin yapımı yaklaşık 5 ay kadar sürmüş, setin inşasında üç yüzden fazla kişi çalışmıştır. Benzer şekilde Son Samuray filminin kostüm tasarımı ve ses koordinasyonun dönem kültürünü ve yaşam tarzını hissettirmektedir. Hakeza Cesur Yürek filimde savaş sahnelerinde mekanik atlar oynatılmıştır. Efektler ile desteklenen bu sahneler o kadar gerçekçi yapılmıştır ki, hayvan koruma dernekleri itiraz etmiş, filmi efektsiz görmek istemiştir.  Ayrıca filimde rol alan savaşçılar günlük aksesuarlarını çıkarmayı unuttukları için savaş sahneleri defalarca çekilmiştir. Yine Schindler’in Listesi adlı filimde, kapsamlı bir araştırma yapılarak, çekim öncesinde Planya’ya gidildi ve Schindler’in dairesi ve filimde yer alan Amon Goeth’in villası ziyaret edilerek incelendi. Ayrıca Soykırımdan kurtulanlar ile ön görüşmeler ve röportajlar yapıldı.

Ülkemize gelince, tarihi filmlerin kitle iletişim araçları sayesinde son yıllarda popüler olduğunu söylemek doğru olacaktır. Örneğin komedi türünün yükselişe geçtiği ülkemizde 2000’li yılarda ‘Fetih 1453’ filmi Türk sinema tarihinin gişe rekorunu kıran filmi oldu. Ayrıca Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü, Muhteşem Yüzyıl, Diriliş Ertuğrul gibi dizi ve filimler birçok kişi tarafından beğeniyle ve ilgiyle izleniyor. Okuma oranının düşük olduğu ülkemizde bu sayede tarihe olan merakın artığı söylenebilir. Buna rağmen ülkemizde çekilen tarihi filimler içerik ve kalite bakımından yeni yol kat ediyor, desek abartı olamaz. Örneğin hepimizin yakın bir zamandan bildiği; İslam Halifesi Kanuni Sultan Süleyman’ın hayatından bir kesitin anlatıldığı Muhteşem Yüzyıl adlı dizi filimde kurgunun tarihin önüne geçtiğini, abartılı şekilde popüler kültürün içinde bir tarih verildiğine tanık olduk. Hakeza mekân ve kostümlerde üst üste yapılan hatalar, Osmanlı İmparatorluğu saray protokolüne ve geleneklerine aykırı tutumlar bütçesi bu kadar yüksek bir film için bir hüsran oluşturdu. Son dönemlerde Diriliş Ertuğrul ve Payitaht Abdülhamit gibi dizi filmlerinde de kısmi sapmalar oldu. II. Abdülhamit Han’ın dizide sergilenen baskın ve sert mizacının aksine filhakika naif ve dingin çok konuşmak yerine az ve öz konuşmayı tercih eden bir padişah söz konusudur. Bunların yanı sıra son yapılan Büyük Selçuklu/Uyanışın bir öncekilere kıyasla teknik açıdan daha profesyonel olduğu söylenebilir.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen izleyicilerin tarihe olan merakı ve tarih okuma ve öğrenme alışkanlıkları bir nebze olsa da değiştiğini umarak, dileriz ülkemizde tarihten beyaz perdeye yansıtılan şahıs-şahıslar ve dönemler tarihe olan sorumluluğu layıkıyla yerine getirir. Bu tarz filim ve diziler evrensel değerlerle beraber ulusal değerlere gereken önemi verilir.