fbpx BİR TREN YOLCULUĞU HİKAYESİ | Mamak Havadis

BİR TREN YOLCULUĞU HİKAYESİ

  Beni  tanıyanlar bilir hobi olarak klasik otomobiller ile uğraşırım. Muhabbetini, kullanmasını, ufak tefek tamirini, bakımını ve etkinliklerine katılmayı çok severim. Acemilik dönemim, ilk klasik arabamı almak için arayış içerisindeydim. 1963 model Chevrolet ilanını arayıp tanıştığım Cihan Ceylan, öncülük ettiği hobidaşların internet portalından bahsetmişti siteyi ve ilanları sürekli takip ediyordum. 
   6 Nisan 2008 Pazar duayen Kaya Ersözlü İstanbul Carting alanında klasik otomobil mezatı yapacaktı , gidelim hem yüzlerce klasik otomobili bir arada görüp inceler, tanırız, internette tanıştığımız arkdaşlarla görüşürüz, hemde bir klasik alır döneriz demiştim. Trenle gitmeyi kararlaştırmış, bacanak tamirci Mehmet abi ve döşemeci Ceyhun usta  cumartesi akşam Ankara Garı'nda buluşmuştuk. Nasipse sabah İstanbul'da olacaktık.  Tren peronda hazır, hava oldukça sert malum Ankara'nın ayazı. Gelen binmiş trene, kalkış saatini dışarıda bekliyorduk,  bizim gibi dışarıda bekleyen fazla yoktu. Dışarıdakiler arasında yaşlı bir teyze dikkat çekiyordu. Teyze 60'lı yıllardan kalmış gibi son derece şık, etek ucu diz kapaklarında kendi kumaşından kuşaklı, mağazadan yeni alınmış gibi pırıl pırıl, beyaz renkli mevsimlik ince kumaştan  bir pardesü giymişti. Ayakkabıları ilk defa giyilmiş gibi pırıl pırıl siyah bir iskarpindi,  yine siyah ortaboy çantası 90 derece açıyla duran kolunda asılıydı. Başında son derece şık abartısız sade bir başörtüsü aksesuar mahiyetinde bağlıydı. Gözlük o nazik, sade, beyaz suratına özel üretilmişçesine bütünleşmişti. Derler ya İstanbul Hanımefendisi tam öyle. Görüntü olarak tamamen zıt paspal, kirli sakallı, siyah kıyafetli, orta yaşlarda bir adamla birşeyler konuşuyordu. Yürüyüş yaparken işititim, konuşması da son derece düzgün,dili çok iyi kullanan kibar bir hanımefendiydi. Havadan sudan konuşuyorlardı. Müşterim Mehmet Bey ile karşılaşmış, yolcu ettiği kızıyla tanışmıştım. Kalkış saati gelmişti Mehmet Bey'in kızı, yaşlı teyze, paspal adam hep aynı vagondaydık. Yaşlı kadın ve paspal adam farklı yerlerde oturmuşlardı, galiba tanışmıyorlardı. 
   Bacanak '' biliyorsun değil mi?" dediğinde hadi canım sen de, trenide mi bozacaksın dedim ama içime de kurt düşmüştü. Onunla İlk şehirler arası yolculuğumuz Tokat'aydı, ''benim bindiğim taşıt ya giderken ya gelirken bozulur haberin olsun'' demişti de inanmamıştım, son model otobüs yarı yolda hortum patlatmıştı. Yine bir İstanbul seyahati dönüşü bu sefer arızasız kurtardık derken Ankara'ya girişte bozulmuştu otobüs. Tren 15 dakika sonra arıza yapmış bacanağın dediği çıkmıştı. Dura kalka, 1 saatte Sincan Garı'na ancak ulaşmış 1 saatte orada bekledikten sonra değişikliklerden sonra yola devam etmeye başlamıştık. 
   Polatlı'ya doğru ilerlerken yolcuların çoğu gibi yol arkadaşlarım da uyumuşlardı. Uyumayanlarda mahmurlaşmış halde, trenin klasik gürültüsünde, benim gibi birşeyler düşünüyor olmalıydılar. Yarın mezat alanını kolay bulabilecek miyiz, kimlerle karşılaşacağız, bütçeme göre iyi bir klasik otomobil alabilecek miyiz vb...  düşüncelerdeyken bir sesle irkikmiştik. Ses vagonun arka koltuklarından geliyordu , uyanabilenler gibi ben de dönüp baktım olanları anlamaya çalıştım. "Bırak, çantamı neden karıştırıyorsun"  diye bağıran bebeğiyle birlikte yalnız yolculuk yapan kadının çok korkmuş olduğu belliydi. "Neden bağırıyorsun kendi çantam sanmış olamaz mıyım" diyen ise yanında oturan  bizim yaşlı, kibar İstanbul hanımefendisiydi. Hemen aklıma şeytani sorular gelmişti, paspal adam ile teyze hırsız mıydı? Bacanak ile gözgöze gelip, ceplerimizi kontrol ettikten sonra Mehmet Bey'in kızının yanına gitmiştim, onun da çalınan birşeyi yoktu. Biz kritik edip bir yanlışlık olmuş olmalı, hırsız değildir teyze derken sesler kesilmişti bile. Herkes kendi koltuğunda yolculuğa devam ediyordu. Yolcuların neredeyse tamamı uyur yada uyuklarken uyuklamıyordum bile,  uyanıktım. Polatlı Garı'ndan hareket ettikten kısa bir süre sonra yine bir gürültü kopmuştu, bebekli kadın bu sefer ağlayarak yardım istiyordu '' yine karıştırıyor çantamı, güvenlik çağırın" diyordu. Yaşlı kadın ise hayır karıştırmadım iftira atma vb...  sözlerle pasif savunmadaydı. Yolculardan yaşlı kadını kaldırmaya çalışanların yanısıra polisi arayalım, güvenliği çağıralım, birisiyle yer değiştirsin diyenler vardı. Şaşkınlığım birkat daha artmıştı, paspal adam da görünürlerde yoktu, vagon değiştirmiş, belki de Polatlı'da inmişti. Yaşlı kadın kaldırmak için çekiştirenlere direniyordu. O sırada arka koltuklardan öğrenci görünümlü bir genç kız '' bırakın bırakın, ayıptır ne uğraşıyorsunuz yaşlı başlı kadınla" diye haykırmış, yanında oturan yolcudan ricada bulunarak yaşlı kadınla yer değiştirtmişti. Tamam yaşlı kadın  kesin hırsız, paspal adam ortakları değilse bile genç kızla ortaklar, nasıl kurtardı son anda diye düşünürken uyumuşum. 45 dakika  geçmişti ki yine gürültü kopmuş,  genç kız korkuyla "benim çantamı da karıştıyor, yardım edin, güvenliği çağırın"  diye bağırmıştı. Diğer vagonlardan da gelenler olmuş, vagonlarında dolaşıp sağı solu kurcaladığını gördüklerini söylemişlerdi. Enteresandı, kimse birşeyinin çalındığını iddia etmiyordu. Yaşlı ama acemi bir hırsız mıydı? Ortağı sandığım kız da mağdur olmuştu, paspal adam ise yoktu. Derken nihayet güvenlik görevlisi zahmete girip teşrifte bulunmuştu. Ne olup bittiğini herkes hepbir ağızdan anlatırken, güvenlik görevlisi birazda zorlanarak yaşlı kadının biletini ve kimliğini alabilip polis ile irtibat kurmuştu. Polis yaşlı kadının ailesine ulaşmış, kadının psikolojik olarak hasta olduğu, sıksık evden kaçtığı, yine kayıp olduğu bilgisine ulaşmıştı. İlk istasyonda kadın trenden indirilip garda bekleyen polislere teslim edilmişti. Birkez daha anlamıştım herşeyin ilk göründüğü ve anlaşıldığı gibi olmayabileceğini, ön yargıların yanlış çıkabileceğini ve tabii treni de bozan bacanağımla uçağa binmemem gerektiğini. 
   Yokculuğun kalanını kafeterya vagonunda sohbet ederek, ağarnaya başlayan gün ile dağları, ovaları, ırmakları izleyerek geçirdik. Bu maceralı yokculuk anılarımız arasında yerini alırken bizneetesi gün Haydarpaşa Garı'ndan trene binip Ankara'ya dönmüştük. Klasik araçların hepsi çok güzeldi, ancak satış mezat ile olunca fiyatlar oldukça yükselmiş bir klasik otomobil alamamıştık. Dönüş yolculuğu sıradan geçmiş hareket yaşanmışsa bile yorgunluktan uyuya kalmış, duymamıştık. 
Zeynel Bektaş
bektaszeynel@gmail.com