fbpx BİRAZ CİDDİYET | Mamak Havadis

BİRAZ CİDDİYET

Günlerdir Corona ile yatıp Corona ile kalkıyoruz. Olayı ciddiye alanlar da var, hiçbir şey yokmuş gibi umursamayanlar da var. İşi sulandırıp yalan yanlış haberler yapanda cabası. Her konuda olduğu gibi reyting savaşçısı yorumcularının masallarını dinleye dinleye bir hal olduk. Ya bilim adamlarına ne demeli? Birinin dediğini diğeri yalanlıyor. Kime inanacağımızı şaşırdık.
Öyle bir kesimde var ki; Hükümetin her yaptığı uygulamaya, kuşku uyandıracak paylaşımlarla korku üretmenin çabasındalar. Zaman siyaset zamanı değildir. Zaman ideoloji yarıştırma vakti değildir. Zaman dindarlığı-dinsizliği yerme-savunma meydanı değildir. İnsanlar ölüyor. Her ölenin ocağına ateş düşüyor. Zaman birlik ve beraberlik zamanıdır. Zaman kurallara uyma zamanıdır. 
Şu an bu virüs biyolojik bir silah olarak mı dünyaya salındı?  Yoksa Yaratanın bir uyarısı mı? Doğanın verdiği bir ders mi? Binlerce haklı veya komplo gerekçeleri sıralayabiliriz. Lakin şu an yapmamız gereken bu dertten nasıl kurtulabiliriz?  Efsanelere, söylentilere ve hurafelere vakit yok. Bilime ihtiyacımız var.
Sosyal medyada, insani iletişimlerde, mesajlaşmalarda insanlar birbirlerine acımasızca saldırıyorlar. Hangi kesim birinde bir hata bulsa başlıyor eleştirmeye… Karşı tarafta pusuya yatıyor. Açık verse de harekete geçsem diye… Yahu bizler ne zaman medeni bir toplum olacağız?
Siz hiç boğularak ölen bir insan gördünüz mü? Corona illeti, öldürürken şuurunuzu kaybettirmiyor. Gözünüz baka baka boğuluyorsunuz. Nefes almak için çırpınıyorsunuz. Duvarları tırmalıyor, kendinizi yerlere çalıyorsunuz. Ama nafile! son ana kadar ölüm dehşeti ile baş başasınız. Koca kâinat sizin olsa, o bir nefes için o kâinatı bağışlardınız.
Bu illetin en dramatik tarafı da nedir, biliyor musunuz? Siz bir nefes alabilmek için ölümle pençeleşirken yanınızda yakınlarınızdan ve sevdiklerinizden kimse olmayacak-olamayacak. Aslında o gün sizin kıyametiniz kopuyor. “İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. (80/34-36)
Yaratan, işte tam da bundan bahsediyor. Siz, onlara hastalık bulaşmasın diye gitmek istemeyeceksiniz. Onlar gelmek isteseler bile gelemeyecekler. Usulüne uygun bir cenaze töreniniz olmayacak. Kalabalık saf tutan, cenaze namazınız bile olmayacak belki. Gömüldüğünüz yere eşiniz, babanız, anneniz, çocuklarınız, kardeşleriniz, torunlarınız bile yaklaşamayacak.
Şu an bütün dünyada yaşandığı gibi, bizim ülkemizde de yaşanıyor bu ölümler. Sayı-rakam değil, insanlar ölüyor. Sağlık Bakanı, her gün şeffaflık adına, görev bilinciyle çıkıp, bu gün için şu kadar vaka ve maalesef şu kadar kaybımız var diyor. Kaç gün, kaç ay, ne kadar sürecek kimse kestiremiyor. Akıl, bilim, doğaüstü-altı her ne kadar bilgi birikim varsa hepsi çaresiz kaldı.
O zaman oturup sonumuzu mu bekleyelim? Asla! Biraz ciddiye alalım. Hararetle ona buna laf yetiştirmek yerine tedbirlere riayet edelim. Ciddiye almayıp, laubali davranırken, bu virüsü kapıp bir başkasına bulaştırıp ölümüne sebep olanla, kasten bir adamı öldüren katil arasında hiç bir fark yoktur.
Vatan, millet, kardeşlik, birlik, beraberlik, millilik, özgürlük, hürriyet, değer addettiğiniz aklınıza ne geliyorsa, bütün bu değerler için nutuk değil, şovmenlik değil, slogan değil, bu gün için fedakârlık gösterme zamanıdır.. Er meydanında yiğitler bu gibi zamanlarda belli olur.
“Tedbirlere uyun” sözü bir tavsiye değil, zorunluluktur. Bulaştırma ki bulaştırmayasın. Virüsten kaçar gibi değil, virüs sende varmışta kimseye zarar vermemek için hassasiyet gösteriyor gibi davranmak zorundayız. Bilimle, akılla, birlikle, beraberlikle, tedbirle yeneceğiz. İllaki yeneceğiz.