fbpx DİSK 53 YAŞINDA! | Mamak Havadis

DİSK 53 YAŞINDA!

1

Türkiye işçi sınıfının ve emekçi halkının umudu TÜRKİYE DEVRİMCİ İŞÇİ SENDİKALARI KONFEDERASYONU DİSK 53 yaşında. 

Türkiye'de sendikaların kurulması 1950'lı yıllara kadar gidiyor olsa da, İlk 10 yıl Toplu Sözleşme ve Grev haklarının kullanımına ilişkin kanuni düzenlemeler olmadığı için, sendikalar, asıl işlevleri olan toplu sözleşme yapma hakkına sahip değildiler. Bu durumun düzeltilmesi ve Toplu Sözleşme hakkının kullanımını sağlayacak yasal düzenlemenin yapılması talebiyle, Sarıyer'de kurulu Kavel Kablo Fabrikası'nda çalışan işçiler, 28 Ocak 1963 tarihinde direnişe geçtiler. İşveren ile devletin baskı ve saldırılarına uzun süre direnen işçilerin kararlılığı, sonuç verdi ve işçilere sendika hakkının tanındığı 274 sayılı sendikalar kanunu ile Toplu sözleşme ve grev hakkının tanındığı 275 sayılı Toplu İş sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunları TBMM'de kabul edilerek yürürlüğe girdi. Bu yasaların yürürlüğe girmesiyle, sendikalaşma hız kazandı. Çalışma koşullarının düzeltilmesi talebiyle, Grev ve direnişler arttı.

31 Ocak 1966’da yaklaşık 2500 cam işçisi taleplerini kabul ettirmek ve toplu sözleşme imzalamak için greve başladı. “İş Hayatında Köleliğe Paydos”, “Emeğimizi Savunmak Kutsal Vazifemizdir” diyen Paşabahçe işçilerinin, bu grevi işçi sınıfı mücadelesine ivme kazandırdı. Bu grev sürecinde, Kristal-İş sendikası ile Türk-Iş yönetimi arasında tartışmalar yaşandı, Türk-İş yönetimi grev sürecinde, yeterli desteği vermediği gibi, grevin bitirilmesi için işçiler ile sendika üzerinde baskı kuruyordu. Türk-İş yönetiminin bu tavrına karşı çıkan sendikalar bir araya gelerek, Paşabahçe Grevini Destekleme Komitesini kurdular. Bu komite daha sonra Sandikalar arası dayanışma (SADA) ismini alarak çalışmalarına devam etti. Bu sendikalardan Maden-iş ile Laştik-İş daha sonra Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kuruluşunun başını çekeceklerdir.

Böylece Paşabahçe grevi sadece bir grev olmakla sınırlı kalmadı. Sınıf mücadelesinde, kaçınılmaz olan yol ayrımını ortaya çıkardı. Grev sendikal mücadele anlayışını sermaye ile uzlaşma üzerine oturtmuş olan Türk-Iş'le yol yürünmeyeceğini gözler önüne sermişti. Bu gerçeği gören sendikalar yaptıkları değerlendirmelerden sonra, işçi sınıfı mücadelesinin sermaye ve devletten bağımsız, işçi sınıfının çıkarları doğrultusunda yapılması için yeni bir konfederasyon kurmayı kararlaştırdılar.

Bu karar gereğince, 12 Şubat 1967 tarihinde Maden-İş, Lastik-İş ve Basın-İş sendikaları, kongrelerini olağanüstü toplayarak, Türk-İş'ten ayrılma ve konfederasyonlaşma kararı aldılar. 13 Şubat 1967'de Bağımsız Gıda-İş ve merkezi Zonguldak'ta bulunan Türk Maden-İş'in de katılımı ile Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kuruldu.

DİSK'in hızla örgütlenmesi ve mücadeleyi yükseltmesi, sermayenin ve zamanının hükümetinin uykularını kaçırıyordu. Bu nedenle, DİSK'i durdurmak ve sendikal alandan tasviye etmek için yollar aramaya başladılar. 

İktidarda başında Süleyman Demirel'in bulunduğu Adalet Partisi vardı. Bu arada Erzurum'da toplanan Türk-İş kongresinde konuşan Çalışma Bakanı Seyfi Öztürk, yakında DİSK'in çanına ot tıkayacağız diyerek, DISK'i durdurmak için hazırlık yaptıklarını ilan etmiş oldu. 

12 haziran 1970 tarihinde, DİSK'i sendikal mücadeleden tasfiye etmek üzere, sendikal özgürlükleri tırpanlayan, serbest örgütlenme ve toplu pazarlık haklarını ortadan kaldıran, sendikalar kanunu'nda değişiklik yapılmasına dair tasarı millet meclisi'nde görüşülerek kabul edildi. Yeni düzenleme ile sendikalaşma ve toplu sözleşme yapmanın önüne ciddi engeller getirilmekteydi. Amacı DİSK ve bağlı sendikaları sendikal alandan tasviye etmek olsada, Türk-'İş'e bağlı sendikalar ile bağımsız sendikalarda yetki alamayacak ve toplu sözleşme yapamayacaklardı. Dolayısıyla bu sendikalara üye onbinlerce işçi de toplu sözleşme hakkını kaybedecekti.

Tasarıyla 274 sayılı sendikalar kanunda yapılan değişikliklerle; Bir işçi sendikasının veya federasyonun Türkiye çapında faaliyet yürütebilmesi için o işkolunda çalışan toplam işçi sayının üçte birini üye yapması, İşçi konfederasyonu kurulabilmesi için kurucu sendika ve federasyonların üçte birini yine toplam işçilerin üçte birini üye yapması, sendika kurucusu olabilmek için, sendikanın faaliyet göstereceği işkolunda en az 3 yıl çalışıyor olması, Sendikadan ayrılmak noter şartı getirilmesi gibi özgür sendikalaşmanın önüne barajlar ve engeller getieiliyordu.

Evet tüm değişikliklerle, devlet eliyle, her işkolunda tek sendika ve bunların bağlı oldukları tek konfederasyon hedefleniyordu. Amaç sistemin sendikal alanı kontrole almasını sağlamak ve işçi sınıfının kendi öz örgütlerinde örgütlenmelerini engellemekti.

İşte bu nedenle, DİSK'in çağrısıyla Türkiye çapında onbinlerce işçi 15 - 16 Haziran tarihlerinde fabrikaları boşalttılar ve sokağa çıktılar. Hükümet , çareyi sıkıyönetim ilan etmekte buldu. 3 ay süren sıkıyönetim sonunda 5 bini aşkın işçi işten çıkarıldı. Sıkıyönetim sürecinde cumhurbaşkanı’nın onayından geçen 274 sayılı yasadaki değişiklik, sıkıyönetimden sonra, TİP ile CHP’nin iptal için anayasa mahkemesi’ne başvurmaları üzerine, değişikliklerin önemli bir bölümü yüksek mahkeme tarafından iptal edildi. 275 sayılı yasada değişiklik öngören tasarı ise meclis’e bile sevk edilmeden geri çekildi.

Böylece DİSK faaliyetini sürdürdü. Faaliyetlerinin durdurulduğu 12 Eylül 1980 faşist darbesine öncesinde, 1970-1980 yılları arasında, yaptığı toplu sözleşmeler, sermaye ve hükümet politikalarına karşı verdiği mücadele, DGM direnişi, faşizme ihtar eylemleri, başta MESS grevleri olmak üzere, sayısız grev ve direniş 1 Mayıs İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik Mücadele Dayanışma Gününün ülkemizde kutlanması gibi eylemlerle gündeme oturan DİSK, Türkiye İşçi sınıfının umudu oldu. Bu nedenle 1970-1980 arasındaki 10 yıllık süreçte, bir yandan, TÜRK-İŞ'ten ayrılan sendikaların katılımı, diğer yandan ise birçok işyerinde örgütlenmesi DİSK'in hızla büyümesini sağladı. 12 Eylül darbesi faaliyetlerini durdurduğunda DISK'in üye sayısı 600 bindi.

Kuşkusuz 15-16 DİSK'in Haziran Direnişi sadece sendikal barajlara karşı değil, barajlı demokrasiye karşı da bir isyandır. Bu mücadelede kısa dönemde kazanım elde edilmemiş gibi gözükse de Anayasa Mahkemesi’nin yasayı iptal etmesinde, DİSK'in bu direnişi belirleyici olmuştur. Direniş aynı zamanda, sistemin koruyuculuğunu üstlenenlerin, işçi sınıfının kazanılmış haklarını, yasal düzenlemelerle ortadan kaldırmak istemelerinin önündeki en büyük güvencenin işçilerin örgütlü fiili mücadelesi olduğunu açıkça göstermiştir. Evet 1970 yılında kanun yoluyla, DISK'in örgütlenmesini engellemeyi ve onu tasviye etmeyi amaçlayan, sermaye ve onun temsilcilerinin bu girişimi, DİSK'in henüz 3 yıllık olan mücadele tarihinin verdiği güvenle, sokağa inen Türkiye İşçi sınıfının barikatına çarpmış ve geri püskürtülmüştü.

Ancak yerli ve yabancı sermaye ile onların temsilcisi siyadetçiler DİSK'i durdurma amacından vazgeçmediler. Ülkeyi siyasi ve ekonomik olarak istikrarsızlaştırarak, askeri darbeye zemin hazırladılar. Darbeye zemin hazırlama sürecinde DİSK'e yani işçi sınıfınada bedeller ödetildi. 1977 1 Mayıs kutlamalarında, DİSK'in çağrısıyla, Taksim 1 Mayıs alanında, 1 Mayıs Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma Gününü şenlik havasında kutlayan yüzbinlerce insanın üzerine, alana hakim noktalardan ateş açılması sonucu 36 emekçi hayatını kaybetti. Süreçte DİSK'in öncülüğünde yapılan bir çok grev ve direniş saldırıya uğradı. En önemlisi DİSK'in kurucu Genel Başkanı, 15-16 Haziran'ın önderi, MESS grevleri ile işverenlere diz çöktüren işçi sınıfının unutulmaz önderi KEMAL TÜRKLER 22 Temmuz 1980 tarihinde faşist kurşunlara hedef oldu ve hayatını kaybetti. 

Sermaye ve iktidarının amacı Türkiye'yi otoriter baskıcı bir yönetime sürüklemekti ve buda ancak askeri darbe ile mümkündü. zira 24 Ocak 1980 tarihinde açıklanan yeni liberal ekonomik programı, güçlü siyasi ve sendikal örgütlenmelerin olduğu, demokratik bir ortamda hayata geçirmeleri olanaklı değildi. Bu nedenle Büyük işçi direnişinden 10 yıl sonra, 12 Eylül faşist darbesi yapıldı ve 12 Eylül darbesinin ilk hedefi DİSK ve bağlı sendikaların faaliyetlerini durdurmak oldu.

12 Eylül 1980 Darbesi sonrasında DİSK ve bağlı sendikalar hakkında çeşitli davalar açıldı.
 
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde açılan DİSK anadavasında, askeri savcılık hazırladığı İddianamede, DİSK yöneticileri, işçi sınıfının iktidarına dayanan proletarya sosyalizmini kurmayı amaçlayan , Marksist-Leninist illegal bir ihtilal örgüt yöneticiliği yaptıklarını iddia ediyor ve 52 DİSK ve bağlı sendikaların yöneticisi hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 146/1. maddesini ihlalden, bu madde için o zaman en üst ceza olan idam cezasını istedi. 
Savcılık İddianamesin de ayrıca, DİSK’in 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’nun 15/L maddesi ve 274 sayılı Sendikalar Kanunu’nun 30/4. maddesi uyarınca kapatılmasını da talep ediliyordu. DİSK davasının kırılma noktalarından biri idamla yargılanan, Abdullah Baştürk ile yönetimdeki arkadaşlarının, yalnızca kendilerinin yönetimde oldukları dönemi değil, DİSK’in geçmişinin tümünü savunmalarıydı.
 
DİSK davasında İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesince 1986 yılında verilen 1986/251 sayılı kararıyla DİSK ve bağlı 28 sendikanın kapatılması kararlaştırıldı. 
Bu karara karşı DİSK Avukatları Askeri Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulundular.

Bu arada Türk Ceza Kanunu’nun 141. ve 142. maddeleri 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ile 12 Nisan 1991 tarihinde kaldırıldı. Arkasından DİSK dosyasını ele alan Askeri Yargıtay 16 Temmuz 1991 tarihinde verdiği kararda, 3713 sayılı kanunla suçun unsurları ortadan kalktığından, gerek yöneticilere verilen cezaların, gerekse DİSK ve bağlı sendikaların kapatılması kararının resen kaldırılmasına karar verdi. 

Bu karar üzerine, DİSK Yönetim Kurulu ve Başkanlar Kurulu ilk toplantısını 20 Temmuz 1991 günü yaptı. Böylece DİSK ve bağlı sendikalar faaliyetlerine başladılar. Ancak yeni dönemde, 12 Eylül döneminin kanunları olan, 2821 sayılı sendikalar ile 2822 sayılı Toplu Sözleşme, Grev ve Loksvt kanunlarında, %10 işkolu barajı, istifa ve üyelikte noter şartı gibi ciddi engeller vardı. Üstelik DİSK'in 12 Eylül öncesi üyelerinin büyük çoğunluğu emekli olmuş veya başka sendikalara üye olmak zorunda kalmışlardı. Tüm bu nedenlerle örgütlenmek ve Toplu Sözleşme yapmak, çok çalışmayı ve emek vermeyi gerektiriyordu. DİSK'in azimli kadroları kısa zamanda bu zorluğun üstesinde geldiler ve DİSK'e bağlı sendikalar, Genel Hizmetler, Metal, Petro Kimya ve Lastik, Tekstil gibi, birçok işkolunda %10 işkolu barajını aştılar ve Toplu İş Sözleşmesi yapma yetkisi aldılar ve 12 Eylül faşizminin kanununlarındaki engelleri aşarak bu kanunları işlevsizleştirdiler.

Evet DİSK 53 yıldır bu ülke de işçi sınıfı ile emekçi halkın umududur ve olmayada devam ediyor. 

Her ne kadar toplumdan DİSK'in 12 Eylül öncesinin mücadelesinden uzak olduğu eleştirileri gelse de, gerek dünya da Sosyalist sistemin geri çekilmiş olması, gerekse 12 Eylül'de yürürlüğe konan Türk İslam sentezi endeksli eğitim sisteminin, Türkiye toplumunu, demokrasiden, insan hak ve özgürlüklerinden, örgütlülükten ve dayanışmadan uzaklaştıran yapısının toplumu geriletmiş olmasının büyük etkisi olduğu gözden kaçırılmamalıdır. 

Herşeye rağmen, DİSK özellikle AKP iktidarının son yıllarda emeğe saldırılarına karşı gösterdiği direnç bu saldırıları geriletmede önemli bir işlev görmektedir. Özellikle Kıdem Tazminatının ortadan kaldırılması veya fona devredilmesi hazırlıkları ile esnek, kuralsız çalışma biçimlerine ve Taşeron Çalışmaya karşı verdiği mücadeleler iktidara geri adım attırmıştır. Bunların yanı sıra Türkiye'de demokrasi, insan hak ve özgürlükleri için demokrasi güçleri ile birlikte önemli mücadeleler veren DİSK, yoksulluk, güvencesizlik, işcinayetleri ile toplumsal barış için verilen mücadelelerin başını çekmeye devam ediyor.

Bu nedenle, sistemin teslim alamadığı DİSK, Türkiye İŞÇİ SINIFI İLE EMEKÇİ HALKININ UMUDU OLMAYA DEVAM EDİYOR.

YAŞASIN İŞÇİ SINIFININ ÖRGÜTLÜ, MÜCADELESİ!

YAŞASIN DİSK!