fbpx ECELİN PENÇESİNDEN KURTULUŞ | Mamak Havadis

ECELİN PENÇESİNDEN KURTULUŞ

          1973 - 1974 yılında Kilis Kız İlköğretmen Okulu ' ndan mezun oldum. Malatya' dan 150 Km.Uzaktaki Darende ilçesi- Ayvalı Kasabası - İstiklal ilkokulu 'nda tek Müdür, tek mühür ( Hem öğretmen, hem Müdür , hem müstahdem olarak ) göreve başladım.  Onyedi yaşında daha çocuk denilecek yaşta  yolu , suyu, elektriği , kalacağı bir evi olmayan  , Doğu' da bir Anadolu kasabasının bir mezrasında buldum kendimi.  Kerpiçten  yapılmış tek gözlü, içi tabandan tavana kadar köy kadınlarının ekmek yapmak için kurutup sakladıkları ve adına gazel dedikleri kurutulmuş yaprak ve tezek dolu sözde okul binası. Pencerelerinin camları, tahta kepenkleri, kapısı kırık bir Devlet Okulu.... Bir kaç kırık ve yere yan yatmış sıra... Masa bile yok . Duvarın birini tamamen kaplayan , boyaları dökülmüş bir kara tahta.... İşte benim atanmadan önce hayalini kurduğum , Batı'da deniz sahilindeki Ayvalık ,ve dağ eteklerine kurulmuş Ayvalı! Hani denize karşı o güzel okul binası? Okul iki yıldan beri öğretmensiz olduğu için terkedilmiş.Bu manzara karşısında duyduğum hayal kırıklığını tasavvur edin! ... Kasım Ayı' nın daha ilk günlerinde kar yağar, yollar kapanır.  Üç ay kardan kıştan maaşımı almaya Darende' ye bile gidemezdim. Abim askerden yeni terhis olmuş , kardeşimi köyden alayım  Kurban Bayram'ına birlikte  gidelim Kilis’ e demiş ve bayramdan önce yanıma gelmişti. 

    O yıl Kurban Bayramı kış mevsinine denk gelmişti. 
Günlük güneşlik bir Ocak sabahının ertesi gecesi valizimi hevesle hazırladım. Ertesi günü uyandığımızda yerde  yetmiş beş Santimetreyi  bulan bir kar..  Köyün ağası Hüseyin Amca' nın oğlu Ahmet Abi, ben ve abim en kalın giysilerimizi , paltolarımızı giyerek , başımızı atkılarla sararak traktörün römorkunun üstüne bindik ve Bismillah diyerek yola koyulduk. .
Köyü birkaç Km geçmiştik, Tohma Çayı' nın bitiminde minare gibi yükselen bir dağ yamacında kara saplandık.  Bir tipi ki, göz gözü görmüyor.  Rüzgarın  sesine bir de dağlarda uluyan kurt sesleri karışıyordu. Hem kurtlar tarafından parçalanmanın korkusundan,  hem de soğuktan titriyorduk. Traktörden indik,  traktörü İttirdik fakat yerinden oynatamadık. aradan dokuz saat geçti.. Kollarımız bacaklarımız yerinde yok sanki... Vücudumuzun uyuşmaya başladığını hissediyordum. Ahmet abi elinde küreklerle karı eşeleye , eşeleye bir çukuru farketmişti. Önümüze karanlık bir kapı açıldı. Karda koyunlar donmasın diye eşilmiş  bir ağıl.. Bu bize Allah'ın bir mucizesi sanki! Yuvarlanarak karanlık bir mezara giyorduk sanki. Birkaç çalı çırpı bırakılmış içinde. Ateş yaktık. donmaya yüz tutmuş ellerimizi ateşe tuttuğumuzda vücudumda acayip bir karıncalanma ile yığılıp kalmışımmm....... Gözlerimi açtığımda bir köy odasındaydım... Odanın ortasında beyaz bir çarşaf gerilmiş. Başımda Eşe Teyze , döndü bacı , Zöhre Teyze ve birkaç öğrencim ağlaşıyorlardı. Donarak öldüğümü sanmışlar. Çarşafın öbür tarafında da abim. Köyün erkekleri de  oraya toplanmış,  abimin vücudunu ayılsın diye karlarla ovuyorlarmış.... Sesim kısılmış , boğazımda Kocaman bir yumruk , duyulamayacak bir sesle neredeyim, Kilis' e vardık  mı? Abi nerdesin? Annem  babam... Neredesiniz? Vücudumun her yeri sızlıyordu. Sanki o traktör benim üstümden geçmişti. Ayılayım diye yüzüme tokat atanı mı,  çimcikleyerek kendime gelirim diye sarsanı mı ararsın! Zöhre teyze  bir yandan ayaklarımdan , Ayşe Teyze kollarımdan, Döndü bacı belimden tutarak beni ayağa kaldırmaya çalışmışlar.Bir odun parçası gibi küüüütt diye tekrar yere düşüyormuşum. Köyün dört yıl önceki öğretmeni misafir kaldığı bir evden koşa koşa gelmiş . " Kız öğretmen dağda  donmuş, ölüyomuş ... Koş Müslüm Hoca ... koşşş, kurtar  hocayı" demişler.  Adamcağız şokta! 
 “Döndü bacı sen karla ayaklarını ov , Eşe bacı sen de ellerini  ,kollarını ov.. Sonra koluna geçin, sürükleyerek yürütmeye çalışın. Ya kızcağıza niye sille tokat giriştiniz?" diye bağırmış. Evin avlusunda her kolumda bir kadın, sürükleniyormuşum .Aynı şekilde ağabeyim de.... Yataktayım... Eşe Teyze ‘ nin elindeki bir kase sıcak çorba, dumanı çıka çıka elleri titreyerek , korku, heyecan ve kendime gelmemin sevinciyle kaşığı ağzıma koyuyor... Sonra adeta sürünerek abim yatağımın başına geliyor ağlamaktan şişmiş , kızarmış gözlerle ağlamaklı boynuma sarılıyor " Özür dilerim bacım seni ben zorladım illa gidelim diye , benim yüzümden oldu.. Affett.. Allah a  kurban olayım ki bizi birbirimize bağışladı! iki gün yataktan çıkamadım. 
    Kuş uçmaz ,  kervan geçmez bu köyde üç yıl çalıştım..  kardan mahsur kalıp ilçeye  diş Dr. Gidemediğimden sancıyan dişimi Ali Osman  Amca kerpetenle çekmişti. Acıdan, bağlıklarımdan Ayvalı' nın dağları  nasıl yıkılmadı ? düşündükçe hayret ediyorum ! Aradan  Kırk iki yıl geçti.. Hayatımı o köyün güzel ve iyi insanlarına borçluyum. Beni kızları gibi bağırlarına basmışlardı...O köy ile ilgili daha o  kadar çok anım var ki ...
     Ertesi günü Kurban Bayramı idi. On yedi yıldan beri ilk defa ailemden ayrı geçirdiğim buruk bir Kurban Bayramının ilk günü ... 
Ev sahiplerim kurbanı kesmişler. Ben karda dağlarda aşırı üşütrüğüm için yatağımdaydım. Köylüler iyileşmem için soğuk algınlığına iyi gelen öksürük şurubu, ağrı kesici ilaçların yanı sıra kavurma, yufka ekmek ve ayran getirmişlerdi. dinlenmem için Ağa' nın gelini Döne başımdan ayrılmıyordu. 
Akşam yemeğinden sonra. Abim yorgun olduğu İçin erkenden uyudu. Ben de   teneke  sobamda çatırdayarak yanan odunların  ateşinin ve karın aydınlattığı odamda  yatağıma uzanmış , şu  son iki gün içinde yaşadıklarımı gözlerim kapalı bir film şeridi gibi gözümün önünden geçiriyordum 
Üzerimden bir kamyon geçmiş gibi takatsiz halde iki gün yataktan çıkmayışım, halen yağmakta olan karın bitip tükenmeyişi .... sonunda... memlekete gidemeyişim, bayramda  karın tutsağı olarak köyde kalışımız...
      İşte sonuçta yine kördeyim.Bayramın 2. günü... Horoz sesleri ile gözümü açıyorum. Camdan dışarı bakıyorum . Kar yağmıyor ne güzel..  Pırıl pırıl Güneş  ışıkları yerlerdeki  , evlerin çatılarındaki karların üzerine  yansımış , göz alıcı kar aydınlığı gözlerimi kamaştırıyordu.. Kapının önündeki karları kürekle temizleyen Ali Amca ‘ ya seslendim  :
- Günaydın Ali Amca...Nasılsın?  Yollar açılmış mı, giden gelen var mı Darende' ye ? 
   “ Yok hoca.. daha giden de  yok , gelen de... yollar kapalı.. Belediye  duz serpmedende  goley goley açılmaz gayrı."
Umutsuzca camı kapattım. Abim sobayı yaktı..kahvaltımızı yaptık. Ev sahiplerine daha fazla yük olmak istemiyordum.     Öğrencilerim bugün annelerinin benimle bayramlaşmaya geleceklerini söylemişlerdi. Misafirlerime ikram için birşeyler hazırlamam gerekti.  İki tepsi kek çırparak  ev sahiplerinin  kuzine fırınına sürdüm. Koca bir kazan patatesi haşlayıp bir tepsi de patates salatası yaptım  . Arkadaşım Döndü de bir tepsi kömbe yapmıştı sağolsun. Öğlen saatlerine yakın kapım çalındı..20-25 kişi bayan velilerim geldiler.. kiminin elinde et, kiminin elinde bir çıkın yufka ekmek, kiminin  bir  sitil yoğurt, kiminin süt, kiminin tereyağ, kiminin elinde bir torba kuru kayısı...  Bayramlaştık .Ayşe teyze  yi de çağırdım. Nuriye ve gelen velilerimin genç kızları çay dağıttılar.  Bir çoğu da benden kek tarifi aldılar.  Bir ara Hatice Teyze :  "Hoca yarın düğünümüz başlıyor.. geleceksin değil mi düğünümüze ? Dedi.
Bizim çocuklar sana okuntu(davetiye) getirdiler değilmi?
-Getirdiler sağolun, Ayşe Teyzeye’ de getirdiler. Birlikte kısmet olursa ,
 yollar  açılmazda gidemezsen gelirim Hatice Teyze  “   
 “ Daha 3-4 günece açılmaz.. Gelirsin , gelirsin “ dedi.
İçimden  :  - Eyvah!  yine kaldım buralarda!... Diye geçirirken, 
- Tabii, gelirim . Dedim. 
İçlerinde torununu okuttuğum , köyün Ağasının hanımı Zöhre Teyze ,
"  Bak hoca.. evde yalnız oturma, bizlere de gel..
-Gelirim, sağolun , ayaklarınıza sağlık..  Hediyeleriniz için teşekkür ederim. Zahmet etmişsiniz.. hiç gerek yoktu. Dedim. 
“ Olur mu? Bizde adettendir..  
Onları yolcu ettikten sonra velilerimin hediyelerini ev sahiplerine indirdim . O kadar yiyeceği ben tek başıma nasıl yiyecektim ? Hem , kimbilir  belki de yollar açılır gidebilirdim de... Böyle bir ihtimale kendimi inandırmaya çalışıyordum ama, imkansız olduğunu da biliyordum. Tabakları ve bardakları toparlarken bir yandan düşünüyordum. 
Köyde kalışım , köy halkının beni benimseyip sevmelerini, bana ne kadar değer verdiklerini  anlamamı sağlamıştı.. ve çok mutluydum... Herşeye rağmen !  
 Birden TSM den çok sevdiğim bir şarkı geldi aklıma...
Bu şarkıyı  daha altı ay önce mezuniyet gecemizde Müzik hocamız  rahmetli Sünel Hanım' ın çaldığı piyano eşliğinde söylemiştim... Sanki başıma gelecekleri bilmişim gibi !

Şarkının sözleri şöyleydi :

GURBET  O KADAR ACI Kİ !  
NE VARSA İÇİNDE ,
HERŞEY BANA YABANCI,
HER ŞEYBAŞKA BİÇİMDE ...

NE BİR ARZUM , NE EMELİM,
YARALANMIŞ BİR ELİM ! 
BEN GURBETTE DEĞİLİM ! 
GURBET BENİM İÇİMDE !

  Ayser Masmanacı Beşoğlu.
Eğitimci şair ve yazar