fbpx Engelimiz Değil ; Engellemeniz Sorun! | Mamak Havadis

Engelimiz Değil ; Engellemeniz Sorun!

Ülkemizde engelliler olarak o kadar çok sorunla karşılaşıyoruz ki; değil destek olup; engelsiz yaşama geçebilmek; sadece engellerle engellenmezsek; o da yeter. Bir de engelli tarafından, engelsizlere üçüncü göz olalım. Hayat bu… Ne de olsa herkes engelli adayı değil mi; bu hayatta?

2000 yılından bugüne epilepsi grubunu yöneten bir kişi olarak, engellilerle ilgili yapılan birçok çalışmalara katıldım ve hayata 3. göz olarak bakabilmeyi öğrendim. Çünkü ben nereden geldiğimi biliyordum; ben de vaktinde o yollardan geçmiştim... Toplumdan ne beklediğimi, toplumun o zamanlar bana nasıl baktığını, iyileştiğim zaman da unutmadım! Bir de bu konuya beraber bakalım…

Engeller harici, dahili ve zihinsel olabilir. Önemli olan konu; engellin bizi yenmeyip; bizim engelli nasıl yeneceğimiz… Dikkat edersek, herkes en kötü hastalık olarak, kendi çektiği hastalığı söyler, onun için çevresindekiler de, kendi sorununu anlayacak; yani aynı sorunu yaşayan kişilerdir. Önce dahili sorunlarımıza bakalım… Kalp hastası, böbrek yetmezliği, kanserden bir göğsü alınmış hasta… Hangisinin durumu daha kötü? Herkesin sorunu kendi açısından en kötüsüdür. Biri ‘kalp durursa ölürüm ‘, diğeri ‘her 3 günde 1 makinaya bağlanmalıyım’, diğeri kaç günüm kaldı’, derken, diğeri ise ‘vücuttaki eksiklik beni mi buldu’ psikolojisi ile hayatını idame ettiriyor. Böbrek için senelerce makinaya bağlanan arkadaşım, kanser olan 3 akrabam, göğsü alınan bir arkadaşım ve kalp ameliyatı geçiren 2 yakınım var.  İlk teşhis sonrası, ilk soru :‘Neden ben’…

Harici hastalıklarla uğraşan kişilere bakalım. Bacağını kaybetmiş, sağ tarafına felç gelmiş, gözü görmüyor, söylenenleri duymuyor… Yürüyemediği için istediği yerlere, istediği zaman gidemeyen, asansör olmadığı için çocuğunun evine bile gidemeyen, standart kapı aralıkları olmadığı için kapıdan tekerlekli koltukla geçemeyen büyükbabamın, 37 sene tekerlekli koltuğa bağımlı yaşamasına şahit oldum. Babaannem hemşire olmasaydı, belki o kadar iyi bakamazdı; kim bilir… Tanıdığım kolu kopmuş ama belediye başkanı olan da var, ayakları olmayıp; vakıf başkanı olan da. Gözleri görmeyip Stevie Wonder, Aşık Veysel, Metin Şentürk gibi sanatçı olabilenler de var, boyundan aşağıya sadece sağ kolu hareket edebilen ama dünyaca ünlü fizikçi olan Stephan Hawking gibi kişiler de…

Bir de zihinsel olan hastalıklara bakalım… Epilepsi, down sendromu, disleksi, bipo, otizm hastaları gibi. Down sendromu olanlar için açılan korumalı iş yerlerinde başarılı olan gençlerimizi de gördük, Einstein, Stephen Spielberg gibi disleksi rahatsızlığı olan kişiler de gördük; Gorki, Gorbaçov, Napolyon, Nobel  gibi dünyaca ünlü epilepsilileri de… Bunun bir örneği de benim!

Bizlerin başarılı ve/ya başarısız olması; iki tarafın elinde. Birincisi kişi olarak ’ben başaracağım; benim de başarılı kişilerden hiçbir farkım yok’ diyebilmek. İkincisi ise Devlet olarak; belediyeler olarak gereğini yapabilmek; yaptırtabilmek... Bir de neler yapılabilir konusunda fikirler verelim… Belki duyarlı olan kişiler dikkate alırlar; ne dersiniz?

Bence 1. çalışma eğitim üzerine olmalı. Kişilere ‘nasıl olsa hasta değilim’ cümlesinden, ‘ hasta değilim ama herkes gibi adayım’ cümlesini öğretmek ile işe başlanmalı… Bunu topluma çocuk yaşlarda öğretebilirsek, gerçekten çok güzel sonuçlar alırız. Ne de olsa ağaç yaşken eğilir… 

İlk yardım eğitimleri çok daha geniş bir kitleye verilmeli. İlk müdahale öğrenilirse, daha az ölümler olacağı gibi, daha az sakatlanmalar olacaktır. Kalp ve epilepside doğru müdahale, bazen hayat kurtarabilir. Yaralanma sırasında ayağı –veya kolu- zarar gören bir kişinin ayağı havaya kaldırılarak, kanın deveran etmesi sağlanabilir. Fenalaşan kişinin başının altına yumuşak bir cisim konularak baş korunabilir. Açlıktan başı dönüyorsa bir kesme şeker vererek, tansiyonu yükselen bir kişiye tuzlu ayran verilebilir. Bunlar çok basit ama çok işe yarayan müdahalelerdir. Peki daha önce bu sakatlanmalar yaşandı; ne yapalım?

Eğitim haricinde diğer önemli pencereden bakalım… İnsanları hayata kazandıralım. Hem sosyal, hem de ekonomik hayata…. Engelli olan kişilerin de birçok konuda başarılı olduklarından yukarıda bahsetmiştik. Şimdi yapılacak çalışma ise; kimler; hangi işleri yapabilirler? Büyük şirketler bu konuda biraz daha profesyonel çalışıyorlar ama onların bile bizlerin bilgilerine ihtiyaçları var. Senelerce epilepsililer için, İK fuarlarında stantlarını gezdim ve tek tek hangi dallarda başarılı olabileceklerini anlattım. Eylülden bugüne, yani bir yıldır bu çalışmayı, elimden geldiği kadar, TSD kadın kolları başkanı görevi ile tüm engelliler için yaptım. Beraber bir daha değerlendirelim.

İlk bilmemiz gereken; bir uzuv çalışmıyorsa, diğer uzuv daha güçlü çalışıyordur. Örneğin yürüyemeyen bir kişinin, kol kasları daha fazla gelişmiştir. Görmeyen bir kişinin, seslere karşı duyarlılığı çok fazladır. Duymayan bir kişi, çok dikkatlidir. O zaman vücudumuzda hangi eksikliğin olmadığı veya eksik olduğu değil; neyin olduğu ve daha duyarlı olduğu önemlidir…  Diğer önemli konu ise, engelli olmayan bir kişi, çalıştığı işi o kadar önemsemeyebilir ama engellilerin işe girişi çok zor. %3 işe alım mecburiyeti olmasa; işimiz daha da zor olurdu. Çünkü engelli oranımız %12… Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının verilerine göre çalıştırılması gereken engelli sayısı kamuda 16.566, özel sektörde ise 107.632 kişi.
 
Dahili hastalıkları olanlar, kendisini fazla yormadan yapılan tüm iş dallarını ve tüm sporları yapabilirler. Yalnız kendilerini çok fazla yormayıp; çok fazla stres altında kalmamak şartıyla… Birkaç şeye dikkat edecekler. Örneğin yer altında kazı işleri, tepe noktalarda bulunan riskli işler dışında veya kalp hastası bir kişi manyetik alanda olmayacağı işleri tercih edeceğiz… Harici hastalıkları olanlardan ortopedik engelli olan bir kişi masa başı işlerinde başarılıdır. Paralimpik sporlarda ise kol kasları çok gelişmiştir; bireysel sporlarda cirit, ok atma gibi sporlarda, grup sporlarında ise basketbolda, eğer koltuk değnekleri ile yürüyebiliyorsa, futbolda da başarılı olurlar. Kolları olmayan kişiler yüzme, koşu sporlarında başarılı olurlar ve meslek dallarında ise, bilgi ile ilgili konularda yani; psikolog, avukat gibi meslek dallarında gibi başarılı olurlar. Gözleri görmeyen kişilerin kulakları çok duyarlıdır ve santralı onlardan daha iyi kimse yönetemez. Üniversiteye gidenler ise, daha çok öğretmenlik ve avukatlık mesleklerini tercih ederler… Duyma sorunu olan çok kişinin görevi, çalışma ortamı yüksek sesle olan yerlerdir. Çünkü yüksek ses, birçok kişinin kulaklarına zarar verirken, bu kişilerin böyle bir riski yoktur. Zihinsel rahatsızlığı olan down sendromu olanlar satranç, dama gibi sosyal faaliyetlere katılırken, kontrollü iş yerlerinde çalışabilirler. Epilepsililer, masa tenisi, cirit, okçuluk da başarılı olurlarken, kontrol dahilinde ise, yüzme, basketbol, koşu sporlarına da katılabilirler ama kesinlikle dalgıçlık, paraşütle atlama gibi sporlardan uzak durmalılar. Riskli işler olmamak şartıyla (doktor olabilir; operatör doktor değil; ofiste çalışan inşaat mühendisi olur ama sahada değil; inşaatın içinde çalışabilir ama dış cephede değil v.b) tüm işleri yapabilirler.

Kısacası engelliler olarak başarabileceğimiz o kadar çok spor dalı; o kadar çok iş kolu, o kadar çok spor dalı ve o kadar çok sosyal faaliyet var ki; biz zaten yapabiliriz! BİZİM BİLDİĞİMİZ VE SİZİN BİLMENİZİ İSTEDİĞİMİZ; BİR UZUV ÇALIŞMIYORSA, DİĞER UZUV DAHA FAZLA ÇALIŞIYOR; YANİ ASLINDA EŞİTİZ!!! Evet engele alışmak, engelli olduğumuzu kabullenmek zordu ama bizler senelerden beri, bu engellimizle neleri yapıp-yapamayacağımızı; yapamadığımız şeyleri, nasıl aşmamız gerektiğini öğrenerek yoğrulduk. Birçok engelli de ‘‘ben de yapacağım’’ ruhuyla aştık! 

Yürüyemiyorsak, tekerlekli koltukla girip çıkabileceğimiz evde oturduk. Görmüyorsak, düz ayak olan yerleri seçtik ama bizi kimler tıkadı; kimler zorladı biliyor musunuz?  ‘‘Bize yardımcı olmak’’ adı altında kaldırım yapan ama kaldırımın ortasında ağaç olmasını önemsemeyen belediyenin fen işleri engelledi. Değil görme engellinin kolay yürümesi için sarı şerit yapmak; sağlıklı kişileri bile engelleyen; hamile olanların, bedensel engellin, görme engellin çıkışını engelleyen, yarım metre yüksekliğinde yapılan kaldırım ile engellendi! Zeki olan epilepsililer vardı; işverenler engelledi. Kalp hastası, böbrek hastası olanları; mahalle baskısı engelledi. Metroların birçoğuna konulmayan ve/ya sürekli arıza yapan ama tamir edilmeyen asansörler,  yürüyen pardon yürümeyen merdivenler engelledi. Büyükşehir! denilen; hatta başkent olan şehirde otogara gidince elinde bavullarla, sağlıklı ve genç kişinin zorlanarak inip-çıktığı merdivenler yapıldı. Yüzbinlerce kişinin kullandığı bu noktayı bile, engellinin, bebek arabasının inebileceği, hepsini geçtik sağlıklı kişinin taşıyacağı, bavulunun tekerleklerinin dönebileceği rampa bile yapmayarak engellendik! 

Ayrıca birçok durumun başımıza gelmesi; bir kaza geçirdiğimiz zaman, hastanelere giden sigortalı çalışanların, giderini karşılamayan; sigortası olmayanların ödemesinin yapılmamasından dolayı birçok hastalığını ötelemesi ile daha kötü durumlara gebe olması, hatta durumu çok kritik olanların ambulansla hastaneye getirildikleri zaman, bazı hastanelere kabul edilmeyerek; ambulansla gezmesi, bazen de ambulansın geç gelmesi gibi durumlardan kaynaklanmadı mı? Birilerinin zevk için silah sıkıp; birilerinin engelli olmasına neden olduğunu hiç duymadık mı? İş yerinde, kimyasal ortamlarda gerekli koruma olmasından dolayı, meslek hastalıklarına yakalananları; hatta ölenleri, iş kazalarından olayı uzuvunu yitirenleri; hatta Soma gibi yeraltında ölenleri; bu yetmiyormuş gibi, sigortası bile yapılmadığı için, iş hukukundan doğan hakkını alamayanları duymadık mı? Askere gidip; herhangi bir noktada yaralanıp; engelli aylığı bile alamadan; biz engellilerin arasına katılan kişi sayısını, inanın tahmin bile edemiyorum. İşveren ve Devletin hatalarından dolayı engellenen kişileri, tedavi edemediğimiz gibi, ne kadarını hatamızı örtmek için o engelliyi işe aldık? İş kazası, meslek hastalığı, askerlik durumlarında karşılaşılan bu menfi durumlarda, hiç olmazsa engellilerin çocuklarına yardımcı olduk mu? Yoksa onları da mı engelledik? Eğer bu iş kazaları, meslek hastalıkları ve/ya askerlik görevinden dolayı gerçekleşen kazalar, gelişmiş ülkelerde olsaydı; bizler engellenseydik; Devlet ve şirket bize karşı hatasının bedelini; gerçekten öderdi!

Bizler engellimize göre yaşam seçmelerini, engelle yaşamayı, engelliyi yaşatmayı biliyoruz. Gerçekten siz de bir gün engelli olabileceğinizi, aday olduğunuzu biliyorsanız; beraber engelleri kaldıralım… Eğer engelleri kaldırmayı düşünmüyorsanız;  sadece ve sadece engellerle bizleri engellemeyin! Emin olun; başka ihsan istemeyiz sizden!!! Engellileri engellerle engellemeyin!
Sevgiyle kalın…

Ebru ÖZTÜRK
Türkiye Sakatlar Derneği Kadın Kolları Başkanı
Epilepsi ve Yaşam Platformu Kurucusu&Başkanı