fbpx EVDE KALIN DEMEK YETMİYOR! | Mamak Havadis

EVDE KALIN DEMEK YETMİYOR!

Malum Corona (Covit 19) virüs ortalığı kasıp kavurmaya devam ediyor. Devletler virüsün yayılma hızını düşürmek için, peş peşe tedbirler açıklıyorlar. Bu tedbirlerin bir kısmı, insan temasını mümkün olduğunca kısıtlayarak, virüsün yayılmasını minimize etmeye yönelik iken önemli bir kısmı ise salgının yol açacağı ekonomik sıkıntıları azaltmaya yöneliktir.
 
Kuşkusuz bu virüs nasıl ortaya çıktı? Biyolojik bir saldırı mıdır? Yoksa sistemin yaptığı doğa tahribatının sonucu mudur? İlacı bulundu mu? Bulundu ise ticari kaygılar mı piyasaya sürülmesini geciktiriliyor? insanlara yeterli korku salması mı bekleniyor? Gibi birçok cevapsız soru var. Bu sorulara net cevaplar verilmediğinden, ortalıkta çok fazla şayia dolaşıyor. Her ne ise zamanla tüm bu sorular cevaplarını bulacak ve insanlık aydınlanacaktır. Şimdi yapılması gereken, hem ulus devletlerin kendi iç mekanizmalarını çalıştırmaları, hem de uluslararası dayanışma, bilgi paylaşımı ve tıbbi desteklerle bu salgını kısa zamanda minimize etmektir. Şimdilik görev bu olsa da bu salgında görülen eksikler, hazırlıksızlık ve sağlığa yeterli yatırım yapılmamış olmasının yol açtığı sorunlar, üstünden atlanacak gibi değil. Önümüzdeki yıllarda, dünya da her şey eskisi olmamalı ve Kapitalist sistemin aşırı kar hırsıyla, doğaya verdiği hasarı insanlık sorgulanmalıdır.  
 
Evet sistem böyle bir salgını neden öngörmedi. Gördü de kendisini tahkim etmek için mi kullanıyor? Eğer böyle ise ölecek binlerce insanın, hesabını kim verecek? Gibi soruları yüksek sesle sormakta yarar var. Ancak bütün bunlardan önce birkaç devlet hariç, devletlerin, sağlık sistemlerinin yetersizliğinin tartışılması gerekiyor. Tartışılması gereken bir diğer konu ise açıklanan tedbirlerin, ne kadarı toplumun, korunmaya muhtaç kesimlerini, korumayı amaçlayan, sosyal içeriğe sahip olduğu, ne kadarının ise sermayeyi korumaya yönelik olduğudur.
 
Evet bence acı ve üzerinde çokça düşünülmesi gereken, sağlık sistemlerinin daha salgının başlangıcında çökme sinyali vermiş olmasıdır. Bunun en önemli nedeni, 1980’li yıllardan itibaren, dünya çapında, içinde Türkiye’nin de bulunduğu, birçok ülke de sosyal devlet anlayışının ve onun en önemli ayağı olan, sosyalizasyona dayalı sağlık siteminin tasfiye edilmiş olmasıdır. Zira bu sistem, çevre ve insan sağlığını korumayı esas alan, bir sistemdir. Daha açık bir ifade ile insanların hastalanmamasını amaçlayan ve salgın hastalıklara yol açacak çevre şartlarını tespit edip, bunları ortadan kaldıran sistemdi. Ne yazık ki insan sağlığını paraya dönüştürmeyi amaçlayan, uluslararası sermaye, koruyucu sağlık sisteminin yerine, insanların hastalanması ve hastalığı sağaltmaya (tedavi) yönelik, yüksek getirisi olan sağlık sisteminin getirilmesini, ekonomik krize soktuğu ülkelere dayattı. Türkiye bundan nasibini alan ülkelerin başında geliyor. Zira Türkiye’nin sağlık sistemi, isim babası, 1960’lı yılların Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof.Dr.Nusret Fişek’in adına sosyalizasyon dediği ancak kanunun gerekçesinde sosyalleştirme diye yazılmış olan, 224 Sayılı Kanunla uygulamaya konan sistemdi. Bu sistem, Sağlık Ocakları ile ülkenin her tarafın da yaygın bir şekilde, insan ve çevre sağlığını takip eden, hastalıklara karşı bebeklerin aşılamalarını sağlayan, böylece onları salgınlardan koruyup, sağlıklı bireyler olarak yetişmeleri için, gerekli tedbirleri alan sistemdi. 2008 yılında yürürlüğe giren 5510 sayılı kanun bu sistemi ortadan kaldırdı. Yerine özel sağlık sistemi ikame edildi. Bugün ülkenin Sağlık Bakanının kendisi de özel hastane zincirinin sahibidir. Devlet kaynak yok diye kamu sağlık sistemine yatırım yapmazken, teşvikler ve kent merkezlerinin en kıymetli yerlerinde özel hastane sahiplerine, ucuza veya bedelsiz tahsis ettiği arsalar üzerine, devasa özel sağlık tesislerini kurdurmaktadır. Kamu özel ortaklığı adı altında yapılan, Şehir hastanelerine arsa temininin yanı sıra bu hastaneleri yapan şirketlere, onlarca yıl buraları işletme hakkı verilmektedir bununla da yetinilmiyor, bu hastanelere hasta akışını sağlamak üzere, yıllardır hizmet veren devlet hastaneleri kapatıldı. Yetmedi, hastanelere hasta (müşteri) garantisi verildi. Hastanede günlük garanti sayısı kadar hasta yoksa, devlet hazineden para aktarıyor. İşte tün bunlar, sorgulanmaz ve sosyal devlete ivedilikle dönülmezse, gelecekte daha kötü sonuçlarla karşılaşmak kaçınılmazdır.
 
Evet Türkiye bazı tedbirler alıp, hayata geçirdi. Ancak tedbirlerin içeriğine bakıldığında açıklanan tedbirler, virüsle mücadele de insanların yapmaları gereken ekstra harcamalar için, onlara mali destek sağlayacak tedbirler değildir. Hâlbuki, bu ülkede açlık sınırı altında aylık alan ve risk grubunu oluşturan milyonlarca emekli, asgari ücretle veya asgari ücrete yakın ücretle çalışan milyonlarca işçi, işsiz milyonlar, kriz nedeniyle işsiz kalacak olanlar hepsi bu ekstra harcamaları sağlayacak olanaklardan yoksunlar. Dolayısıyla tüm bu insanların virüsle mücadelede yapacakları ek harcamalar için, mali desteğe ihtiyaçları vardır. Ancak ülkeyi yönetenler, vatandaşlara, özellikle de yaşlı insanlara evlerinde kalmalarını telkin ederken, sermayeye destek vermek üzere, bu ülke insanının vergilerinden oluşan bütçeden 100 milyar lira ayırmış bulunuyorlar.
Geçen hafta içinde Çankaya Köşkünde yapılan virüsle mücadele toplantısından sonra tedbir olarak, 65 üstü yaşlılara kolonya ve mendil dağıtılacak, 1500 liranın altındaki emekli aylıkları 1500 liraya çıkarılacak ve en ilginci ise Ramazan Bayramı’nda, yani 20 Mayıs civarında ödenmesi gereken, bayram ikramiyesi Nisan ayı başında ödenecek açıklamasının, virüsle mücadeleyle uzaktan yakından ilgisi yoktur.
 
Zira en düşük emekli aylığını 1500 liraya çıkarıyoruz demek, anayasa ve uluslararası sözleşmelere göre, ülkede ödenmesi gereken en alt ücret olan, asgari ücretin altında aylık alan milyonlarca emekli bulunduğunun itirafıdır. Bu nedenle en düşük emekli aylığı derhal asgari ücret seviyesine çıkarılmalıdır.
 
Sağlıkta özelleştirmeye son verilmeli, sağlık sistemi hasta tedavi eden, değil insanları hastalıklardan koruyan ve hasta olmalarını önleyen, koruyucu sistem olarak, yeniden yapılandırılarak, tüm yurttaşlara parasız, nitelikli ve ulaşılabilir sağlık hizmeti verilmelidir.
 
%75’i açlık sınırının altında aylık alan ve bugün 6 milyona yakını çalışmak zorunda olan, emeklilerin evde kalma zorunluluğu, onların gelir yetersizliği yaşamalarına yol açacağından, tüm emeklilere, ek mali destek verilmelidir. Bunun için ilk etapta, Nisan ayı başında ödeneceği açıklanan, 1000 lira ikramiye olarak değil, ek ödeme olarak verilmeli ve ikramiye bayrama yakın ayrıca ödenmelidir.
 
Elektrik, su, doğalgaz faturalarında indirim yapılmalı, bu hizmetler evde kalındığı sürece ücretsiz olmalıdır.
 
Kredi kartı ve tüketici kredileri faizleri düşürülmeli, ödemeler kriz süresince ödenmiş kabul edilmelidir.

Hem hastalığın yol açtığı endişe, hem de geçim sıkıntısı yaşayan emeklilerin, çocuklarını ve torunlarını açlığa mahkum ederek, onların ekstra sıkıntı yaşamalarına yol açacak olan, işten çıkarma ve ücretsiz izin gibi uygulamalar yasaklanmalıdır.
 
Zorunlu olarak, çalışmaları gereken işletmeler dışındaki tüm işletmeler derhal tatil edilmeli, böylece genç çalışanların sağlıkları korunduğu gibi, onların eve virüs taşımaları ve evdeki yaşlı aile bireylerine bulaştırmaları engellenmelidir.
 
Temel gıda ürünlerinin fiyatlarında indirime gidilmeli, fiyatlar sıkı denetime alınmalıdır.
 
Tüm bu tedbirler, ısrarla evde kalmaları salık verilen ve öyle olması da gereken, ancak büyük bir kısmı aldığı aylıkla geçinemediği için çalışmak zorunda olan, emekli ve yaşlı insanların evde kalmalarını sağlayacak tedbirlerdir. Salgını önlemek istiyorsanız evde kalması gerekenleri destekleyeceksiniz. Aksi durumda desteklemediğiniz insanlara evde kalın demek yeymeyecektir.