fbpx Kolay Alışıyoruz Her Şeye… | Mamak Havadis

Kolay Alışıyoruz Her Şeye…

“İnsan, her şeye alışabilen bir varlıktır.” demiş Dostoyevski.

Görünen o ki insan her şeye alışıyor. Bir gün şok etkisi yaratan, dayanılmaz gibi gelen şey, zaman geçtikçe sıradan, önemsiz bir şeye dönüşebiliyor.

“Hayat akıp giderken avuçlarımızdan, eğilip yerden toplayamıyoruz parçaları.
Belki de “Artık her şey için çok geç demek için.”
Kim bilir Belki çok geç, belki de geç değil…” demiş Kıraç; “Oysa Bir Umuttu” şarkısında.

Hiçbir zorluk daimi değildir insanın hayatında. Allah ´Bir zorluk ile birlikte bir kolaylığı da birlikte verdiğini muştular biz insanoğluna. Acılar daha katlanılabilir olsun diye belki de.
İşte bu zorluğun yanında verilmiş bir kolaylıktır ´Alışma Hissi´ biz insanoğlu için.
Hiçbir acı, ilk gün ki gibi taze kalmaz. Her şeye alışır insanoğlu.
Alışmak olmasaydı eğer, her ayrılık, her hasret, her hüzün aynı tazeliğiyle kalsaydı hayatımızda, acılarımız büyüdükçe büyürdü ve yaşam katlanılmaz olurdu bizler için.

Alışmak hayatımızın ve çağımızın en büyük sorunu haline geldi bana göre.
Çevremizde olup bitenleri bir düşünün? Ne kadar kolay alışıyoruz her şeye. Dünün şaşkınlıkları, bugünün umursamadığımız şeyleri oluyor.
Yarın ise bunları doğal bile karşılayabiliyoruz.
Toplumsal bağlılıklarımızın birer birer yok oluşuna alışıyoruz mesela. İlk değerimizin tehdit edildiğinde ya da yok olduğunda verdiğimiz tepkiyi düşünün. Sonrası acıtmıyor bile. Bir yerden sonra aman deyip işimize devam etmiyor muyuz? Çünkü alışma aşamasını çoktan geçip kabullenme aşamasına gelmiş oluyoruz. Bu aşamadan sonra ki de duyarsızlık oluyor artık.
Ama farkına varmıyoruz şu gerçeğin; “alışmak ömürden yiyor ve asla doymuyor...”

Şükür ki, kolay alışıyoruz her şeye…
Sevmeye, sevilmeye kolay alıştığımız gibi, ayrılıklara da kolay alışıyoruz. Birlikte yaşamaya kolay alıştığımız gibi, ayrı yaşamaya da kolay alışıyoruz. En kıymet verdiklerimizin, etrafımızdan yitip gitmesine bile alışabiliyoruz.

Hiçbir zorluk daimi değildir insanın hayatında. Allah ´Bir zorluk ile birlikte bir kolaylığı da birlikte verdiğini muştular biz insanoğluna. Acılar daha katlanılabilir olsun diye belki de.
Ölüm olgusu da bunlardan bir tanesi… Alışılmaz, kanıksanmaz dense de, insanoğlu ölüme de alışıyor.
Ölüm denen olgu yaşamımızın en kaçınılmaz olgularından bir tanesi... Sevdiğiniz birinin ölümünün ardından önce eşsiz bir acı duyuyor ardından da kanayan bir yara gibi, zamanla kanın durmasını bekliyorsunuz.
Ve kan duruyor alışıyor insan;
Hasretten ölünmediğini gördüğünde, gidenin dönmediğini öğrendiğinde ve acının eşiğini geçtiğinde.
Alışıyor insan...
İnsan bu her şeye alışıyor zamanla. Sıcaklığını, hissettiklerinin yokluğuna, seni yanlış anlamalarına, gitmelere, haykırıp bağırmaya ve hatta dayanılmaz acılara bile alışıyor insan zamanla.
Alışıyor insan...
Alışıyor gidenin gittiğine, bitenin bittiğine.
Alışıyor alışmasına da insan, her şeye alışıyor da; varlığına alıştığı kişinin yokluğuna alışamıyor! Ama insan unutkan… Bir o kadar da unutamayan.
Yaratan’ını unuttuğu için acı çeken, yaratılanı unutamadığı için acı çeken…
Ne diyordu Murathan Mungan, ” Hatırlamak için bir hafızamız varken, unutmak için elimizde hiçbir şeyin olmaması; hayatın bize attığı en büyük kazıktır .”
Hâlbuki seçebilse neyi unutup neyi hatırlayacağını… Seçebilir aslında. İnsan seçme hakkının olduğunu da unutuyor ki…

İnsan bu her şeye alışıyor zamanla. Sıcaklığını, hissettiklerinin yokluğuna, seni yanlış anlamalarına, gitmelere, haykırıp bağırmaya ve hatta dayanılmaz acılara bile alışıyor insan zamanla.
Güneş doğarken bile, karanlığa alışıyor insan. Savaşmaya, güçsüzken bile mücadele etmeye, İnsan her şeye alışıyor zamanla ama her zorluğa da kolay alışılmıyor elbette.
Önce kanıyor yaralarımız, acı veriyor. Sonra kabuk bağlıyor üzeri yaramızın ve sonra bir şey olur aniden, bir bakış, bir göz, Bir söz, bir şiir belki de işte o ana kadar unutulmuş acılarımız ilk gün ki gibi acı vermemeye başlar bize.
Alışıyoruz nihayetinde ama bazı duygular vardır karanlıktan aydınlığa çıkar, sonra yansıtmalar başlar.
Yansıtmaların arkasında gizlidir o küçücük duygular. Duygular büyür, akıllanır güven ister, tam güvendim derken acılar peş peşe koşar. Acılara alıştım derken gizli güzellikler unutulur.
Kimi zaman elde etmek konusunda gözümüzde büyüttüğümüz her şey, gün geliyor yaşamımızın en sıradan olgusu haline geliyor. Sıradanlaşmak ya da sıradanlaştırmak, gün gelip bizi de sıradanlaştırır diye o an hiç aklımızdan geçmiyor. Ve bazı insanların ne kadar sahte olduklarını ne kadar hain olduklarını öğrenince; hayatın acı cilvesini öğrenip alıştığın gibi ona da alışıyor insan…

Güneş doğarken bile, karanlığa alışıyor insan. Savaşmaya, güçsüzken bile mücadele etmeye. İnsan her şeye alışıyor zamanla...
Biliyor çünkü yarının bugünden farklı olmayacağını… Biliyor yüreğindeki boşluğun bir daha dolmayacağını, kimsenin onun yerine konmayacağını. Ve alışıyor her şeye, her şeye rağmen yaşamaya…

İnsan her şeye alışır diyorlar ya, öyle değil aslında. Başka çaren olmadığı için katlanıyorsun ama alışmıyorsun. Ve alıştıranlar diyor ki; bu yara burada dursun. "Ben yeri geldikçe kanatırım…"
Ona da alışıyorsun çaresiz. Alışkanlık işte…
Ve akşam olunca deriz ki; gece ola hayrola, gece olunca deriz; sabah ola hayrola. Alışıp gidiyoruz işte hayrola diye diye. İnsan oğlu bu yaratılmışların en zekisi!...
Dedim ya; İnsan her şeye alışıyor zamanla…
Benim korkum da bu ya!
Alışmalara da alışacağız sanırım zamanla...

Her gecenin bir sabahı vardır___...
Karanlığa küsmeyip, alışanlara ve sabırla sabahı bekleyenlere selam olsun…

26 Temmuz 2017