fbpx Ses Bayrağımız ... | Mamak Havadis

Ses Bayrağımız ...

Dil milleti millet yapan, en önemli ögelerden birisidir. Dil birliği, ulus olmanın, millet olmanın temel niteliklerinin ilk ve en önemli şartıdır. Tarihi geçmiş ve ulusların millet olma olgusu incelendiğinde, her zaman karşımıza çıkan ilk etken dil birliğidir.
Dil insanların iletişiminde en önemli ve elzem bir unsurdur. Dilin gelişimi, her zaman toplumsal gelişimi, uygarlığı, medeniyeti getirmiş, böylelikle milletlerin tarihi, bilimsel, teknolojik, sanatsal yönden ilerlemesine vesile olmuş, toplumların medeniyet ve uygarlık ölçülerinde etkili olmuştur. Tarihe yüzyıllar boyu hükmeden devletler ve toplumlar bunu her zaman dilin önderliğinde yapmışlardır.
Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, tarihin her sayfasına damgasını altın harflerle vurduğu gibi dil konusunda da, çok büyük akımlar başlatmış dilimizin bugünkü çok önemli seviyelerine gelmesinde çok etkili olmuştur. Türk Dil ve Tarih Kurumunu kurması, Türk Dil ve Tarih Enstitülerini kurması, dil kurultayları düzenlemesi, konuyla ilgili pek çok araştırmalar yapması ve yaptırtması, Güzel Türkçemizin temelini oluşturan Latin harflerini ve alfabesini ilk kez tanıtması, pek çok kişiye öğretmesi sadece bunlardan birkaç tanesidir.
Bu gelişimin ve önderliğin başlatılmasının akabinde dilimiz çok önemli gelişmeler kaydetmiş, çeşitli dil ve kültürlerden doğal olarak etkilenmiştir. Tabii ki böyle bir durum dilin gelişimi ve zenginleşmesine önemli katkılar sağlarken, bazen de bazı olumsuzluklara ve dilin yozlaşmasına temel ve ana niteliklerinden uzaklaşmasına, dilin yok olma sürecine girmesine, böyle bir durumunda o toplumda kopukluklara, toplumsal tahribatlara ve dejenerasyonlara sebebiyet verdiğini görmekteyiz. Böyle bir durumunda, en önemli yansıması toplumsal iletişimin kopması ve her alanda başarısız olarak, yok olma sürecini yaşadıklarına tanıklık etmekteyiz.
Atatürk’ün Türk dilini değerlendirdiği üç safhadan, üçüncüsünün “ Güneş-Dil Teorisi ” olduğu bilinmektedir. Bu safha 24 Ağustos 1936 yani Güneş-Dil Teorisi’nin ilânından, 10 Kasım 1938 tarihinde Atatürk’ün vefatına kadar olan safhayı kapsamaktadır. Bu safhanın parolası, Atatürk’ün şu sözüdür; Türkçe’ de kalacak kelimelerin aslında Türkçe olduğu izah edilmelidir. İşte Atatürk’ün dilciliğinin üçüncü safhasını teşkil eden Güneş-Dil Teorisi’ inin dünya yüzünde bulunan bütün dillerdeki kelimelerin Türkçe asıllı olduğunu iddia etmesinin sebebi de budur. Atatürk hiçbir zaman yüzde yüz Türkçe konuşulmayacağını idrak etmişti. Hiç olmazsa, dilde kullanılan yabancı asıllı kelimelerin Türkçe asıllı olduğu ispat edilmelidir, tezini şiddetle savunuyordu. Böylece dildeki aşırı yozlaşma ve tasfiyeciliği de durdurabilmek amacıyla Güneş-Dil Teorisi’ni ortaya atmıştır.
ATATÜRK, millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin, millî ve zengin olması millî hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, şuurla işlensin, ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır. Şeklinde vermiş olduğu direktifler, yol göstericiliği ve önderliği ile dilimizin ve millet olma gücümüzün temellerini atmış ve güçlendirmiştir. 
Ay yıldızlı Bayrağımızın göklerde şanla ve şerefle dalgalanması gibi, ses bayrağımız güzel Türkçemizin de her zaman var olması ve ilerletilmesi milletimizin ve millet olma olgumuzun var olmasını sağlayacaktır. Bu sebeple Türkçemizin varlığını ve zenginliğini devam ettirebilmesi için üzerimize düşen görev ve sorumlulukları eksiksiz olarak ve harfiyen yerine getirmeliyiz. Bu duygularla herkesin, Dil Bayramlarını kutluyor, dilimizin gelişerek, bugünkü seviyelere gelmesine katkıda bulunan, başta Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve özlemle anıyor, tüm gazilerimizi de saygı ve hürmetle selamlıyorum.