fbpx UNUTKAN MI UNUTMAYI MI SEÇİYOR? | Mamak Havadis

UNUTKAN MI UNUTMAYI MI SEÇİYOR?

Gazeteci değilim. Akademisyen- Yazar (!) hiç değilim. Yazarım. Yaşama bakarken başkasına sorduğum sorunun yanıtını öncelikli olarak benim vermem gerektiğini düşünürüm. Bunu neden yazdım? Yazdıklarım kendime sorular sorarken yaşadıklarımdır. Okuyanlarımı yazdıklarımın tanığı kılıyorum. Yazdıklarıma gelince.. Kimi örnekte Atatürk’ün tuttuğu siyasi parti var mıydı diye sorarken kimi örnekte Ulusal Ant’ın ülkemin tarihinde neyi tetiklediğini soruşturuyorum.  Yazımın başlığı sizlerin tanıklığında bugünkü tartışmamızı haber veriyor.

Unutmanın aslında anımsamama tercihi olduğunu düşünüyorum. Ne dersiniz? Beynin yapısal bozukluğuna bağlı olarak gelişen unutkanlık değil sözünü ettiğim. Unutmak insan belleğinin hastalığıdır şeklinde duya geldiğimiz sav söz var ya ondan söz ediyorum. Yazı çok sonradan olmakla birlikte resim neredeyse insan ile birlikte var olmuştur. Tercihi unutmak olmayan insan mağaranın duvarına resim yaparken cansız hayalimi insanlar anımsasın diye bir tuhaflık peşinde değildir. Daha o zamanlarda insan bir şey keşfetmiştir: Soluk alıp vermek var olmanın hepsi değildir! Bir aşamasıdır yalnızca. İnsan, soluğu durduktan sonra da var olmayı sürdüren tek canlıdır. Ona nedenle çiçeğin yaşamayanına sönmüş, kurumuş hayvanınkine leş derken insanınkine ölü demekteyiz. Ölü soluk alıp vermeyen insanın varlığının başka bir boyutudur. Onun için mezarlıklarımız vardır. Soluğu durmuş insanın var olma süreci toplumun üstlendiği bir emanettir. Onun için adli tıp vardır. Onun için her kültür özgü ölüme göndermesi olan uygulamalar vardır. Kültürümüzde Ölü Bayramı isimli bir törenimiz olduğunu biliyorsunuzdur (TRT belgeliğinde var)

Anımsamanın türün kalımı için hem bir araç hem de bir amaç olduğunu öğrendiklerim arasında beni coşkuya boğan şeylerdendir. Canlı, biyolojik gerekirliği olan tüm davranışları için çevrenin ona sunduklarını anımsamak zorundadır Bellek bireysel olarak canlının ve elbette kalım için türün hizmetindedir. Bellek, kalımı gerçekleştirecek hangi ipuçları varsa onlara dair kayıtları şaşmaz biçimde tutar. Gereğinde canlıya sunar. Bu nedenle içeceği suyun, onu tok tutacak besinin yerini bilir. İlk arayacağı, bulduğunda unutmayacağı yaşamsal ayrıntı budur. Hep öyle kalır.  Doğadaki düzeneğin toplumsallık alanına yansır. Evrimsel sürecin toplumsal izdüşümlerini izliyor olmamız bir tür olarak insanın kalım için eylediklerindendir. Bunun toplumcu gerçekliğin kuruluşunda asal bir tanımlama olduğunu pek çok okurun benden çok daha iyi bildiğine inanıyorum.  İnsan yaşarken belleğine borçludur.  Toplumsallık bu borcun unutulmasına asla izin vermez. Tarihin ruhu olduğu kabulü bu kabule dayanır.

Sözü nereye getireceğim? Severken belleğimize borçlu olduğumuza mı? Yaşarken belleğimize nasıl borçluysak severken de öyle. Ben hep aynı sever hep aynı kaybederim kolaycılığı aslında borcun yadsınmasıdır. Gelecekte anılacak olanı dünden aparttığımız gelişi güzelliklerle biçimlersek belleğimizi yedeğe almışızdır. Anımsamak bir gereklilik ve insana özgü hale getirilmiş bir edimdir. Unutma tercihi ise yalnızca kendimizi yanıltmamıza ve oyalamamıza yarar.

Kurtuluş savaşımız yaşama borcumuzu öderken yanımıza aldığımız belleğimizin bize sunduğu ve hak ettiğimiz bir armağandır. Andımız benzer biçimde gelecekte neyi nasıl anımsayacağımızın bize yansıyan bir tercihidir. 23Nisan, 29Ekim, 30Ağustos anımsadığımız değil yaşadığımız hep yaşayacağımız günlerdir. Bu günler neyi nasıl anımsayacağımızı gösterir. Kalımımız bu yolla olanaklıdır. Bu günler bu terbiyeyi yaşama yansıttığımız günlerdir. Ezbere aldığınız şiiri, şarkıyı unutabilirsiniz. Ya da gereği gidi anımsayamadığınız anlar olabilir. Acıkmayı, susamayı unutan, şaşıran, yanlış anımsayan birine denk geldiniz mi hiç?