fbpx yazarbetülünveren | Mamak Havadis

yazarbetülünveren

Kayıp Eşyalar

Hiç acele etmiyorum artik eskisi gibi,
Bir yerlere , birilerine yetişme telaşım yok.
Olsa da olur, olmasa da...

Kaybettiğim eşyaların da bir kıymeti yok bende.
Eskiden bulamayınca aradığımı,
- haý allah en sevdiğim ....di der,
Buluncaya kadar arardım...
Ne çok boşa zaman harcamışım oysa,
O kayıp eşyaları bulmak için...

İnatla bulmaya çalıştığım,
O kayıp objeler değildi belkide...
Belki geçmiş yıllarımı arıyordum,
Belki çocuk düşlerimi,
Umutlarımı belki de,
Belki bayram sevinçlerimi...

SESSİZ ÖLÜM

Denizin üstüne vurmuş,
Martıların gölgesi,
Belki birkaç göçmen kuş,
Katmış renklerini
Kimbilir hangi uzak diyardan getirdiği...
Bizim kuş cıvıltısı dediğimiź sesinde
Özlem çığlıklaŕı giźlenmiş belki,
Belki hasreti çırpıyor
Hoyrat kanatlarında..
Ufukta beliren
Güneşin tebessümünde
Teselli buluyor ,
Belki dalgın yüzen 
Bir balık kestiriyor gözüne,
Yüksekten ani bir pike yapıp,
Kapıyor avını...
Zafer çığlıkları semada,
Ve gagasında bir ölüm sessizliği...
    

ÖLÜM DE VAR

Şu alem içinde
Aldığın nefes kadardır varlığın,
Uyandığın sabah kadardır, yaşayacağın,
Ve göreceklerin bakacağın kadardır.

Çünkü, hergün başını koyduğun yastığın,
Belki tam da o gün,
Ölüme yattığın olur ansızın...
Hiç düşünmemişken,
Veda etmemişken eşe dosta,
Henüz yapacak işler varken,
Daha evin borcu bitmemişken,
Çocuklar mesleği eline almadan,
Azrail eceli takıp da koluna
Kapıda belirdiğinde
Bekle şunu da yapayım denmez ki!

Küçük Şeyler

Belli bir yaşı aştıktan sonra, daha az konuşup, daha çok susuyor, geçmiş günlerin, dumanlı hatıralarında demlenmeye başlıyor insan. Bazen, bir şarkı sözü tetikliyor belki de uykuya yatmış anıları... İçini acıtsa da çoğu zaman, bir yıldan diğerine sek sek oynar gibi zıplayıveriyor düşünceler... Ama acı, ama tatlı yaşanmışlıklar, seriliyor önüne bir bir ve solgun siluetler podyuma çıkıyor hafızanın dehlizlerinden,modası çoktan geçmiş tozlu kıyafetleriyle...

GARİP ÇOBAN

Artık susmuyor içim,
İsyan bayrağını göndere çekmiş
Şu asi, şu yorgun yüreğim...
Kaç sonbahar ayazı yemiş,
Kimbilir kaç yaprak dökmüş...
 
Gölgeler yürümüş peşim sıra,
Maziden birer birer çıkıp da,
Geliveren anılar, Pusu kurmuş
Hain bir alaca karanlıkta...

Çoban, dumanlı sevdalar tüttüre dursun,
Tuzak mayınların koynunda...

Uyanıkken kurduğu düşler mi?
Yoksa uyurken gördüğü düşler mi?
Hangisi daha çok mutluluk verir?
Ya da hangisinin hayal kırıklığı
Daha yıkıcı, daha acı vericidir?

Ben bir Türk kadınıyım!

Senin izinde yürümeye çalışan.
Ölse ,başını eğmeyen,
Burnu düşse de,
Eğilip yerden almayan.
Ben bir Türk kadınıyım!
Aklıma yatmayan yerde,
İsyan bayrağını çeken..
Ben bir hazır askerim...
Eli namluda,
Her ne kadar gücüm yetmese de...
O yürek var bende,
Tetiğe basmak gerekirse....
Tüm gücümü zorlarım...
Nağmerde muhtaç olmam.
Tetikse tetik,
Namluysa namlu,
ATAM. BEN TÜRK KADINIYIM!
Her zaman sana layık olmaya çalışan...
Asiyim ben, 
Damarlarımda o asil kan,

SUSMAK

Yorgun susuşlar vardır,
Ne muhtıralara gebe.
İçinde isyan,
İçinde serzeniş,
İçinde asi bir öfke,direniş.
İçinde kim bilir kaç hitabet,
Kaç ulusa sesleniş...

Sessiz,susuşlar vardır...
İçinde kaç söylenmemiş şarkı,
Kaç okunmamış şiir,
Kaç inanılmamış masal,
Kaç anlatılmamış hikaye,
Kaç yaşanmamış,
Ama kurgusu yapılmış roman,
Kaç kaleme dökülmemiş,
Yazılmamış,yaşanmamış hayat...